Türk dış politikası Atatürk döneminde stratejik öncelikler bakımından iki ana evreye ayrılmaktadır. İlk evrede daha çok Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin milli egemenlik lehine çözülmesi ve yeni devletin hukukunun tescili hedeflenmiştir. 1930'lu yılların başından itibaren ise dünyada artan savaş tehdidi karşısında "statükoyu koruma" ve "kolektif güvenlik" arayışları ön plana çıkmıştır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin 1930'lu yıllarda uyguladığı "kolektif güvenlik ve barışı koruma" stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilemez?
- ABalkan Antantı'nın imzalanmasına öncülük edilmesi
- BMilletler Cemiyeti'ne davet üzerine üye olunması
- Bozkurt-Lotus Olayı'nın Lahey Adalet Divanı'na taşınmasıAnswer
- DSadabat Paktı'nın kurulmasında aktif rol oynanması
- EMontrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar rejiminin değiştirilmesi
Answer
Bozkurt-Lotus Olayı'nın Lahey Adalet Divanı'na taşınması seçeneği, 1920'li yıllardaki egemenlik ve hukuk odaklı ilk döneme ait olduğu için doğru cevaptır.
Bozkurt-Lotus Olayı 1926 yılında yaşanmış ve Türkiye'nin kendi karasularındaki yargı yetkisini (adli egemenlik) uluslararası alanda kanıtladığı bir başarıdır. Bu olay, 1930'lu yıllarda yükselen faşizm ve nazizm tehdidine karşı oluşturulan bölgesel ve küresel barış paktları (kolektif güvenlik) kapsamında değil, Lozan sonrası egemenliğin pekiştirilmesi aşamasında değerlendirilir.
Step-by-Step Solution
Key Concept
Atatürk dönemi dış politikasında 1930 sonrası stratejik makas değişimi (Egemenlikten Kolektif Güvenliğe geçiş).
Hints
1
1930 öncesi daha çok Lozan'dan kalan pürüzlerin (Musul, Borçlar, Okullar) çözümüyle ilgilidir.
Practice More
Türkiye'nin 1920'li yıllarda katıldığı ancak kolektif güvenlik ruhunu önceden yansıtan Briand-Kellogg Paktı ve Litvinov Protokolü'nü de inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:55s