Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme
109 questions
Ontolojik bir perspektiften bakıldığında dil, sadece bir iletişim aracı değil; varlığın içinde ikamet ettiği bir evdir. İnsan, dünyayı dilin dolayımıyla kavrar ve onu yine dilin sınırları içinde kurar. Dilin sustuğu yerde düşünce de nefes alamaz hâle gelir; çünkü düşünce, kavramların o sıkışık dokusunda varlık alanı bulur. Tıpkı bir mimarın binayı inşa ederken kullandığı malzemeler gibi, düşünür de kavramları birer tuğla gibi üst üste koyarak hakikat sarayını inşa eder. Bu bakımdan dil, zihnin dış dünyaya açılan penceresi değil, dış dünyayı zihnin içinde yeniden yaratan bir laboratuvardır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Müzeler; insanlığın kültürel, sanatsal ve bilimsel birikimini koruyup sergileyen kurumlar olmanın ötesine geçerek dijitalleşme süreciyle yeni bir kimlik kazanmıştır. Günümüzde dijitalleşme, müzeyi sadece fiziksel bir mekân değil, her yerden ulaşılabilen bir bilgi ağına dönüştürmektedir. Nitekim dünyaca ünlü British Museum’un dijital koleksiyonunda milyondan fazla nesne kayıtlıdır. Bu durum, bilginin paylaşım hızını artırırken koleksiyonların güvenliğini de pekiştirmektedir. Sanat tarihçisi Ernst Gombrich’in belirttiği gibi: "Sanatın hikâyesi, aslında onu algılayış biçimimizdeki değişimlerin toplamıdır." Bu sayede geçmişin izleri, bugünün teknolojisiyle harmanlanarak geleceğe daha sağlam aktarılmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Müzecilik, sadece geçmişin kalıntılarını bir araya getirme işi değildir; o, toplumsal kimliğin inşasında temel bir yapı taşıdır. Birçok kişi müzeyi, tozlu rafların arasında sessizce duran objeler topluluğu sanır. Ancak müzeler, bir milletin ruhunu, dünüyle bugünü arasındaki bağı simgeleyen canlı organizmalardır. Örneğin bir arkeoloji müzesinde sergilenen tek bir çömlek parçası, binlerce yıl öncesinin yaşam biçimini, sanat anlayışını ve insan emeğini günümüze taşır. Bu bakımdan müzeler, geçmişle kurulan bir köprü vazifesi görerek bireyin tarih bilincini diri tutar.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Edebiyat, dille örülen bir duvardır; her sözcük bu duvarın sağlamlığını ve estetiğini belirleyen birer tuğla niteliği taşır. Yazarın üslubu ise bu tuğlaları birbirine bağlayan harçtır. Bazı yazarlar süslü ve gösterişli bir duvar örmeyi seçerken, bazıları sadeliğin gücüne inanarak işlevselliği ön planda tutar. Söz gelimi şiirde kullanılan imgeler, bir yapının pencereleri gibidir; okura yeni dünyalar açar. Tıpkı bir mimarın yapısını inşa ederken çevreyle kurduğu bağ gibi, yazar da eserini kurgularken toplumsal gerçeklikten kopamaz. Nesnel bir bakış açısıyla yazılan tarih kitaplarından farklı olarak edebiyat, gerçeği hayal gücüyle harmanlayarak bize sunar.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Kasaba meydanındaki koca çınar ağacı, asırlardır süren yorgunluğunu dallarına konan kuşlarla paylaşıyor gibiydi. Ağacın gövdesindeki derin yarıklar, zamanın acımasız izlerini taşıyordu. Hemen yanındaki mermer çeşmeden akan suyun serinliği, yoldan geçenlerin içini ferahlatıyordu. Çevredeki küçük dükkânların rengârenk tabelaları, Arnavut kaldırımlı dar sokaklara neşeli bir hava katıyordu. Havadaki iğde kokusu, baharın müjdecisi olarak tüm kasabayı sarmalamıştı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Gelenek, geçmişten devralınan durağan bir miras değil; bugünü anlamlandıran canlı bir kılavuzdur. Birçokları geleneği, gelişimin önünde bir engel gibi algılasa da aslında o, yeniye giden yolu aydınlatan bir fenerdir. Geçmişin tecrübelerini modern dünyanın imkânlarıyla harmanlamayan bir toplum, hafızasını kaybetmiş bir insana benzer. Nasıl ki bir nehir yatağını değiştirmeden denize ulaşamazsa gelenek de kendini yenilemeden geleceğe taşınamaz. Bu bağlamda asıl marifet, eskide takılı kalmak değil; eskiyi yeniyle yoğurarak özgün bir kimlik oluşturabilmektir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Okumak, zihnin sınırlarını genişleten en etkili eylemdir. Ancak okumak, sadece satırların üzerinden göz gezdirmek değildir; yazarın dünyasına misafir olmak, onunla sessiz bir sohbete tutuşmaktır. Bazı okurlar kitabı bir bilgi deposu olarak görürken bazıları onu bir kaçış rampası olarak nitelendirir. Oysa gerçek okuma, metinle kurulan o derin bağda gizlidir. Tıpkı bir kazıcının toprağı iğneyle kazması gibi, okur da kelimelerin ardındaki anlamı sabırla aramalıdır. Bu süreçte kazanılan her yeni perspektif, bireyin dünyayı algılama biçimini kökten değiştirir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Empati ile sempati birbirine çok yakın kavramlar gibi görünse de aralarında temel bir fark vardır. Empatide karşımızdaki kişinin ne hissettiğini anlamaya çalışır, kendimizi onun yerine koyarız ancak onunla aynı duyguları bizzat yaşamayız. Sempatide ise karşımızdaki kişinin hissettiği acıyı veya sevinci onunla birlikte hisseder, onun duygularına ortak oluruz. Birinde 'anlamak', diğerinde ise 'hissetmek' ön plandadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
Köyün girişindeki o yaşlı zeytin ağacı, sanki zamanın kendisine meydan okuyor. Gümüş rengi yaprakları rüzgârda ağır ağır sallanırken, çatlamış ve boğum boğum olmuş gövdesi geçmişin ağır yükünü taşıyor gibi. Bir yanda modern tarım araçlarının gürültüsü, diğer yanda bu ulu ağacın derin sessizliği... Modernleşme, verimliliği artırsa da doğanın bu kadim bilgeliğini ve estetiğini bizden alıp götürüyor. Zeytin ağacı, Akdeniz coğrafyasının kalbinde yer alan ve 'ölmez ağaç' olarak adlandırılan bir doğa mucizesidir. Ancak beton yığınları arasında bu mucizeyi fark etmek artık her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
Dünya genelinde her yıl yaklaşık milyon ton plastik üretilmektedir. Bu miktarın sadece %'u geri dönüştürülebilmekte, %'si ise yakılarak imha edilmektedir. Geriye kalan büyük çoğunluk ise doğaya, özellikle de okyanuslara karışmaktadır. Yapılan araştırmalar, yılına kadar denizlerdeki plastik ağırlığının balıkların toplam ağırlığından fazla olacağını öngörmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Eleştiri; bir sanat eserinin, bir sanatçının ya da bir konunun olumlu ve olumsuz yanlarını inceleyerek onun değerini belirleme işidir. Sanat dünyasında doğruya ulaşmayı amaçlayan bu tür, eserin derinliklerindeki gerçekliği okuyucuya sunar.
Bu parçada kullanılan düşünceyi geliştirme yolu aşağıdakilerden hangisidir?
Kimi yazarlar, kurmacanın gerçeği olduğu gibi yansıtması gerektiği görüşünü savunur. Oysa kurmaca, hakikatin kaba bir kopyası değil; onun estetik bir süzgeçten geçirilmiş, yeniden yorumlanmış halidir. Nitekim ünlü düşünür Oscar Wilde, 'Sanat, hayatı değil; hayat, sanatı taklit eder.' diyerek sanatın öncelikli ve belirleyici gücüne vurgu yapar. Bir aynanın yansıttığı ile bir ressamın tuvalindeki arasındaki fark, teknik bir beceriden ziyade bir ruh meselesidir. Ruhun değmediği her anlatı, ne kadar gerçekçi görünürse görünsün, solgun bir fotoğraftan farksızdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Eğitim; bireyin yeteneklerini keşfetmesini sağlayan, onu hayata hazırlayan sürekli bir süreçtir. Ancak modern sistemlerde bilginin ezberlenmesi değil, işlenmesi esas alınmalıdır. Çünkü ham bilgi, kullanılmadığı sürece zihinde bir yükten farksızdır. Araştırmalar, yaparak öğrenenlerin kalıcılık oranının, sadece dinleyenlere göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Montaigne'in 'Ezbere bilmek, bilmek değildir.' sözü bu noktada rehber olmalıdır. Öğretmenler, bilgiyi bir paket gibi sunmak yerine öğrenciyi o paketi açmaya teşvik eden birer yol gösterici olmalıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Sanat eseri, sanatçının dış dünyadan devşirdiği ham maddeyi kendi ruh süzgecinden geçirerek yeniden inşa etmesiyle vücut bulur. Benedetto Croce'nin belirttiği üzere "Sanat bir dışavurumdur ve her dışavurum öznel bir sezgiye dayanır." Bu yönüyle sanatçı, doğayı olduğu gibi kopyalayan bir kayıt cihazı değil; nesneleri duygularıyla harmanlayan bir simyacıdır. Bilim, olguları nesnel ve genelgeçer yasalarla kategorize ederken sanat, o olguların bireydeki benzersiz ve tekil yankısını duyurur. Örneğin bir şair için rüzgâr, sadece bir hava akımı değil; geçmişin derinlerinden gelen bir fısıltıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Galata'nın dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarında adımlarken zamanın ruhu, her bir taşın arasından sızan rutubet kokusuna karışıp üzerinize siner. Eskiden bu sokaklar; daktilo tuşlarının ritmik sesleriyle yankılanan yazıhanelerin, taze demlenmiş çay kokusuyla harmanlanan sahaf dükkanlarının korunaklı birer kozasıydı. Bugün ise o mahrem atmosfer, yerini metalik parıltılı kahve zincirlerine ve soğuk vitrin camlarının ruhsuzluğuna bıraktı. Bu dönüşüm, tıpkı kadim bir el yazmasının sayfalarını koparıp yerine dijital reklam panoları iliştirmek gibi iğreti duruyor. Şehir, kendi geçmişini bir yabancı gibi izlerken hafızasındaki o silik fotoğrafları bir bir kaybediyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Pencereden süzülen solgun güneş ışığı, tozlu rafların üzerindeki eski ciltli kitaplara vuruyordu. Odanın ortasındaki meşe masa; üzerinde yarım bırakılmış bir çay bardağı, kenarları kıvrılmış not kağıtları ve mürekkep lekeleriyle darmadağınık duruyordu. Köşedeki kadife koltuk, yılların yorgunluğunu taşırcasına içe çökmüş, rengi yer yer solmuştu. Havadaki yoğun kağıt kokusu, odadaki sessizliği daha da belirgin kılıyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Geleneksel Türk tiyatrosunun en yalın hâli olan köy seyirlik oyunları, kökeni mitolojik çağlara kadar uzanan bir ritüeller bütünüdür. Bu oyunlar, modern tiyatro uygulamalarından farklı olarak belirli bir sahne düzenine veya suflöre ihtiyaç duymaz; her şey o anın doğallığında gelişir. Sahneleme alanı olarak bir harman yeri veya köy odası tercih edilebilir. Tıpkı bir gölge oyunundaki tipolojiler gibi, bu oyunlardaki karakterler de toplumsal birer simge işlevi görür. Bu bağlamda köy seyirlik oyunları, kolektif hafızanın kuşaktan kuşağa aktarıldığı canlı bir kültürel bellek sandığıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Edebî metin, yazarın zihninden dökülen kelimelerin rastgele bir araya gelmesi değil; dilin imkânlarıyla örülmüş, katmanlı bir yapıdır. Bir mimarın taşları büyük bir titizlikle üst üste koyarak bir mabed inşa etmesi gibi, yazar da sözcükleri estetik bir kaygıyla dizerek kendi hakikatini kurar. Bilimsel bir makale gerçeği tüm çıplaklığıyla sunarken edebiyat, onu hayal gücünün tülleriyle sararak daha gizemli ve derin kılar. Bu yönüyle edebiyat, hayatın soluk bir kopyası olmaktan ziyade, yeniden nefes alan bir versiyonudur. Bu noktada sanatçının, "Gerçeklik, ancak kurmacanın süzgecinden geçtiğinde saflaşır." sözü, anlatılmak isteneni özetler niteliktedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Anadolu'nun kadim şehirlerinden biri olan Mardin, taşın dile geldiği bir masal diyarıdır. Yukarı Mezopotamya'nın bereketli topraklarına hâkim bir tepede yükselen bu şehirde, evler adeta birer gerdanlık gibi dizilmiştir yan yana. Mardin evlerini diğer mimari yapılardan ayıran en temel özellik, taş işçiliğinin zarafeti ve her evin bir diğerinin güneşini kesmemesidir. Bu mimari doku; Kasımiye Medresesi, Ulu Camii ve Deyrulzafaran Manastırı gibi yapılarla zenginleşerek devleşir. Modern kentlerin dikey ve boğucu mimarisine karşın Mardin, yatay mimarinin insana huzur veren en saf halidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Müziksel bir yapıtın dokusunu oluşturan sessizlik, basit bir boşluk değil; seslerin anlam kazanmasını sağlayan ontolojik bir zemindir. Bir heykeltıraşın mermer bloğu üzerindeki negatif alanları nasıl ki formu belirliyorsa, bestecinin "es"leri de ritmik bütünlüğü öyle şekillendirir. Bu bakımdan sessizlik, bir suskunluktan ziyade, tınının zihindeki yankısını besleyen aktif bir öğedir. Söz gelimi Beethoven’ın dokuzuncu senfonisindeki ani kesintiler, dinleyiciyi estetik bir boşluğa sürükleyerek duygunun yoğunluğunu artırır. Klasik dönemde armonik bir geçiş unsuru olarak görülen sessizlik, çağdaş yapıtlarda başlı başına bir anlatım gücü kazanmıştır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?