X Devleti'nin Dışişleri Bakanı, uluslararası bir kriz sırasında düzenlediği resmi basın toplantısında, Y Devleti ile aralarındaki deniz yetki alanları uyuşmazlığı esastan çözülene kadar tartışmalı bölgede hiçbir sismik araştırma faaliyetinde bulunmayacaklarını kamuoyuna açıkça beyan etmiştir. Ancak bir süre sonra X Devleti'nde yaşanan anayasa dışı hükümet değişikliğinin ardından başa geçen yeni yönetim; bu beyanın bir antlaşma metnine dayanmadığını, parlamentoda onaylanmadığını ve diğer devletler tarafından bir kabul iradesiyle karşılanmadığını ileri sürerek bölgede arama faaliyetlerine başlamıştır.
Uluslararası Adalet Divanı kararlarında yerleşmiş olan 'tek taraflı işlemler' hukuku dikkate alındığında, X Devleti'nin önceki beyanı ve yeni yönetimin argümanları hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi uluslararası hukuk açısından isabetlidir?
- ABu beyan, X Devleti'nin tartışmalı bölge üzerindeki iddialarından vazgeçtiğini gösteren bir 'tanıma' işlemi olup, tanımanın kurucu etkisi gereği yeni bir hukuki statü yarattığından tek taraflı olarak geri alınamaz.
- BDışişleri Bakanı'nın taahhüdü, devletin ulusal çıkarlarından bir 'feragat' anlamı taşısa da anayasal onay süreçleri işletilmeden yapıldığından yetki aşımı (ultra vires) kapsamında değerlendirilir ve devlete isnat edilemez.
- X Devleti yetkili bir organı aracılığıyla muhataplarına açıkça 'hukuki sonuç doğurma' kastıyla bir irade beyanında bulunduğu için, bu taahhüt bir karşı edim veya kabul gerekmeksizin devleti bağlar.Answer
- DSöz konusu beyan, X Devleti'nin niyetini uluslararası topluma bildirdiği bir 'tebliğ' niteliği taşımakta olup, tıpkı yargı kararları gibi yalnızca yardımcı bir kaynak teşkil ettiği için tek başına asli bir bağlayıcılık yaratmaz.
- EYeni yönetimin faaliyetlere başlaması önceki taahhüdü geçersiz kılan fiili bir 'protesto' niteliğinde olup, anayasa dışı değişiklikle gelen hükümetin tanınmaması devletin önceki işlemlerle bağlılığını ortadan kaldırır.