Uluslararası hukukta bir kuralın "teâmül (yapılageliş)" hukuku niteliği kazanabilmesi için maddi unsur olan 'devlet uygulaması' ile manevi unsur olan 'opinio juris'in (hukuki zorunluluk inancı) birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
A ve B devletleri arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin bir uyuşmazlık çıkmıştır. A devleti, iddiasını dayandırdığı kuralın uzun yıllardır pek çok devlet tarafından uygulandığını ve uluslararası teâmül kuralı hâline geldiğini ileri sürmektedir. B devleti ise, bu kuralın oluşum ve gelişim aşamasından itibaren söz konusu uygulamaya açık, istikrarlı ve sürekli bir biçimde karşı çıktığını belirterek kuralın kendisini bağlamayacağını savunmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) başvurulması gündemdedir.
Bu senaryo ve uluslararası hukukun kaynakları dikkate alındığında, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hukuken doğrudur?
- B devletinin, kuralın oluşum aşamasından itibaren gösterdiği istikrarlı karşı çıkış, "sürekli itirazcı" (persistent objector) doktrini gereğince teâmül kuralının kendisi için bağlayıcı olmasını engeller; ancak söz konusu kural bir "jus cogens" (emredici norm) niteliği taşıyorsa bu itiraz hukuki sonuç doğurmaz.Answer
- BA devletinin ileri sürdüğü teâmül kuralı yazılı bir antlaşma metnine dayanmadığı sürece B devletini bağlamaz; zira uluslararası hukukta teâmül kuralları, jus cogens hiyerarşisi gereği her zaman uluslararası antlaşmaların alt basamağında yer alır.
- CUluslararası Adalet Divanı uyuşmazlığı incelerken, teâmül kuralının maddi unsurunun varlığını araştırmaya gerek duymadan, yargı kararlarını ve doktrini uyuşmazlığa doğrudan uygulanacak asli ve bağlayıcı hukuk kaynağı olarak esas almalıdır.
- DKuralın "opinio juris" unsuru kesin olarak ispatlanamazsa, Divan tarafların bu yönde özel ve açık bir rızası bulunmasa dahi, hukukun genel ilkelerine dayanarak uyuşmazlığı doğrudan "hakkaniyet ve nisfet" (ex aequo et bono) esasına göre çözmekle yükümlüdür.
- EUyuşmazlığın temelinde bağlayıcı bir teâmül kuralı iddiası bulunduğundan, Uluslararası Adalet Divanı'nın yargı yetkisi zorunlu nitelik kazanır ve Divan, B devletinin yargı yetkisine ilişkin rızası olup olmadığına bakmaksızın davayı esastan incelemek zorundadır.