Question

Difficulty: Very hardUluslararası Teâmül (Yapılageliş) Hukuku

Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun kurucu unsurları, ispat yükü ve 'sürekli itirazcı' (persistent objector) ilkesinin uygulanabilirliği ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

  1. A
    Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı (1969) davalarında belirtildiği üzere, bir antlaşma hükmünün teâmüle dönüşmesi için özellikle çıkarları en çok etkilenen devletlerin (specially affected states) uygulamasının varlığı ve bu uygulamanın kuralın hukuki bir yükümlülük olduğu inancıyla (opinio juris) yapılması gerekir.
  2. B
    Sığınma (Asylum - 1950) davası uyarınca, bölgesel veya yerel bir teâmül kuralının varlığını iddia eden taraf; söz konusu kuralın diğer taraf için de bağlayıcı olduğunu ve bu devletin kuralın oluşum sürecinde uygulamaya aktif ve tutarlı bir şekilde katıldığını ispatlamakla yükümlüdür.
  3. C
    Nicaragua (1986) davasında UAD, teâmülün oluşması için devlet uygulamalarının mutlak bir yeknesaklık içinde olmasının gerekmediğini; kurala aykırı davranışların genellikle kuralın bir ihlali veya istisnası olarak savunulmasının, o kuralın teâmül niteliğini zayıflatmak yerine teyit ettiğini vurgulamıştır.
  4. D
    Uluslararası toplumun temel değerlerini koruyan emredici bir kuralın (jus cogens) oluşumu aşamasından itibaren itirazlarını sürdüren ve 'sürekli itirazcı' statüsünü koruyan bir devlet, söz konusu kuralın hiyerarşik üstünlüğü nedeniyle bu kuralın bağlayıcılığından muaf tutulamaz.
  5. Bir devletin bir uygulamaya sessiz kalması (pasiflik), söz konusu kuralın oluşum sürecinde her zaman 'zımni kabul' (acquiescence) olarak değerlendirilir ve bu durum devletin rızası olmasa dahi ilgili teâmülün o devlet için bağlayıcı hale gelmesine yol açar.Answer

Answer

Bir devletin sessiz kalmasının (pasiflik) her zaman zımni kabul (acquiescence) sayılacağı ve rıza olmasa dahi bağlayıcılık doğuracağı ifadesi yanlıştır.
Doğru cevap olan 'sessiz kalmanın her zaman zımni kabul sayılacağı' ifadesi yanlıştır çünkü uluslararası hukukta bir devletin pasif kalmasının rıza (acquiescence) olarak nitelendirilebilmesi için belirli şartlar gerekir. Balıkçılık (Fisheries - 1951) davasında da vurgulandığı üzere, sessiz kalmanın bağlayıcı sonuç doğurması için devletin o uygulamadan haberdar olması, uygulamanın kendi çıkarlarını etkilemesi ve buna karşı çıkmasının beklendiği durumlarda tepkisiz kalması gerekir. Her sessizlik zımni kabul değildir.

Step-by-Step Solution

1
Teâmül hukukunun maddi unsuru olan devlet uygulamasını değerlendir.
Uygulamanın yaygın, sürekli ve yeknesak olması gerekir.
Maddi unsurun oluşumu için devletlerin eylemleri esastır.
2
Sessiz kalma (pasiflik) durumunun hukuki sonuçlarını analiz et.
Sessiz kalma ancak 'itiraz edilmesi gereken durumlarda' zımni kabul (acquiescence) teşkil eder.
Uluslararası hukukta rıza esastır; sessizliğin her durumda rıza sayılması devlet egemenliğiyle çelişir.
3
Sürekli itirazcı ilkesi ile jus cogens normlarının ilişkisini incele.
Jus cogens normları, sürekli itirazcı ilkesini etkisiz kılar.
Emredici kurallar tüm uluslararası toplumu bağlar ve rızadan bağımsız hiyerarşik üstünlüğe sahiptir.
4
Bölgesel teâmül ve ispat yükü farkını saptan.
Bölgesel teâmülde ispat yükü iddia eden taraftadır (Sığınma Davası).
Bölgesel teâmül özel bir rıza rejimi gerektirir.

Key Concept

Teâmül hukukunda ispat yükü, pasiflik (acquiescence) ve jus cogens hiyerarşisi.
Rate this question