Hristiyan felsefesinin erken dönemi olan Patristik felsefede, akıl ve iman ilişkisi Platoncu/Yeni Platoncu bir çerçevede ele alınmış; felsefe, teolojinin doğrudan bir hizmetkârı ve inanç doğrularını açıklamanın bir aracı kılınmıştır. Augustine'in 'Anlamak için inanıyorum' düsturuyla özetlenen bu yaklaşımda akıl, imanın sınırları içinde ve ona tabi olarak iş görür. Ancak Skolastik döneme, özellikle de Thomas Aquinas'ın Aristotelesçi sentezine geçildiğinde, akıl ve iman arasındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Aquinas, aklı kendi alanında özerk kılarak inanç doğruları ile akıl doğrularının birbirini tamamladığını savunur. Ona göre, Tanrı'nın varlığı gibi bazı hakikatler akılla kavranabilirken (akli doğrular), Üçleme (Teslis) gibi gizemler ancak vahiy yoluyla (iman doğruları) kabul edilebilir.
Bu parçada ele alınan dönüşüm dikkate alındığında, Patristik ve Skolastik dönemlerin akıl-iman ilişkisine yaklaşımları arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç olarak konumlandırılmışken, Skolastik dönemde akla kendi sınırları içinde özerklik tanınarak inanç doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanmıştır.Answer
- BPatristik dönem felsefi sorgulamayı tamamen dışlayarak sadece dogmatik inancı savunurken, Skolastik dönem aklı imanın da üstünde konumlandırarak tamamen rasyonalist bir teoloji inşa etmiştir.
- CPatristik dönemde inanç doğrularının tamamının akıl yoluyla kanıtlanabileceği savunulurken, Skolastik dönemde aklın mutlak yetersizliği vurgulanarak yalnızca iman doğrularına yönelinmiştir.
- DPatristik felsefe Aristotelesçi mantığı inanç dogmalarını temellendirmek için kullanırken, Skolastik felsefe Platon'un idealar kuramını temel alarak aklı mistik bir aydınlanma aracı olarak görmüştür.
- EPatristik dönem akıl ile imanı tamamen özdeşleştirerek aralarındaki tüm sınırları ortadan kaldırırken, Skolastik dönem akıl ile imanı birbiriyle sürekli çatışan iki uzlaşmaz alan olarak tanımlamıştır.