Tarihsel arşivler, geçmişin eksiksiz ve nesnel birer aynası olmaktan ziyade, belirli güç odaklarının ve kültürel tercihlerin süzgecinden geçmiş seçici bellek mekânlarıdır. Bir arşivin neyi sakladığından veya neyi sergilediğinden ziyade neyi dışarıda bıraktığı, o dönemin egemen anlatısının sınırlarını belirler. Geçmişe dair belgelerin korunması süreci, kaçınılmaz olarak bir 'unutma ve unutturma' mekanizmasını da beraberinde getirir; çünkü her tasnif, kategorizasyon ve koruma kararı, diğer tarihsel olasılıkların üzerini örten ideolojik bir tercihtir. Bu bağlamda tarih yazımı, sadece günümüze ulaşan resmi belgelerin analiziyle sınırlı kalırsa geçmişin çok sesli, karmaşık yapısını tek tipleştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Dolayısıyla, arşive yaklaşırken onun sadece görünür kıldığı unsurları değil; sessizliklerini, boşluklarını ve kasıtlı olarak dışlanan öznelerini de eleştirel bir gözle okuyabilmek gerekir. Ancak bu şekilde, tarihin doğrusal ve hegemonik bir ilerlemeden ibaret olmadığı, aksine farklı anlatıların mücadele alanı olduğu gerçeği kavranabilir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- Tarihsel gerçekliğin bütüncül bir şekilde anlaşılması, arşivlerin görünür kıldığı resmi verilerin ötesine geçilerek belgelenmemiş veya dışlanmış unsurların da sorgulanmasıyla mümkündür.Answer
- BArşivleme süreci, doğası gereği belirli belgelerin korunmasını ve diğerlerinin elenmesini içeren seçici bir yapıya sahiptir.
- CEgemen güçlerin kontrolünde oluşturulan arşivler, geçmişin gerçekliğini tamamen çarpıtarak ideolojik bir kurgu sunar.
- DSadece günümüze ulaşan resmi belgeler üzerinden yapılan tarih yazımı, geçmişi tek boyutlu bir anlatıya indirgeme riski taşır.
- ETarih yazımında nesnelliği yakalamanın tek yolu, resmi devlet arşivlerinin kullanımından tamamen vazgeçmektir.