Kültür tarihçisi Johan Huizinga’nın da önemle belirttiği üzere oyun, sadece biyolojik bir gereksinim ya da çocukları yetişkinliğe hazırlayan faydacı bir antrenman değildir. Aksine oyun, kültürden daha eski ve kültürü bizzat doğuran temel bir kurucu güçtür. İnsan toplulukları kurallar koymadan, ritüellerini ve dinsel törenlerini şekillendirmeden, hukuk sistemlerini ve hatta felsefelerini inşa etmeden çok önce oyun oynamışlardır. Oyunun kendi sınırları, gönüllülük esası ve gündelik hayattan kopuk özgür yapısı, insan zihninin kurmaca dünyalar tasarlayabilmesini sağlamıştır. Bugün ciddiyetle yaklaştığımız pek çok kurumsal yapının kökeninde, kuralları önceden belirlenmiş ve kendi içine kapalı bu oyunbaz yaratıcılık yatar. Dolayısıyla kültürel formlar, oyundan bağımsız olarak sonradan gelişmemiş; oyunun sağladığı kurmaca ve sembolik alanın içinde neşet etmiştir. Bu yönüyle oyun, toplumsal hayatın sıradan bir yansıması veya taklidi değil, kültürel yaratımın bizzat kendisini mümkün kılan birincil zemindir.
Bu parçada oyun ile ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- Aİnsanın tarihsel süreçte ritüel, din ve hukuk gibi alanları inşa etmeden önce oyun oynamaya başladığı
- BModern dünyada ciddiyetle yaklaşılan kurumların zamanla oyunun özgür ve yaratıcı yapısından tamamen koptuğu
- İnsanlığın ürettiği kültürel değerlerin ve kurumsal yapıların, oyunun kurucu ve yaratıcı doğası sayesinde varlık kazandığıAnswer
- DOyunun sınırlar�� belirli, gönüllü ve gündelik yaşamın dışındaki yapısının insan zihnine kurmaca tasarlama becerisi kazandırdığı
- EToplumsal düzenin korunması ve bireylerin sosyalleşmesi amacıyla oyunun tarih boyunca en önemli araç olarak kullanıldığı