Müzeler, genellikle geçmişin nesnel birer koruyucusu ve tarihin tarafsız şahitleri olarak algılanır. Oysa sergilenen her nesne, ait olduğu özgün dönemden koparılıp yeni bir mekânsal düzene yerleştirildiği andan itibaren kaçınılmaz bir anlam kaymasına uğrar. Küratörün yaptığı her seçim; neyin görünür kılınacağı, neyin karanlık depolarda saklanacağı veya sergilenen eserin hangi tarihsel anlatıyla ilişkilendirileceği kararı, geçmişe dair seçici bir anlatı inşa eder. Dolayısıyla müze, geçmişi olduğu gibi muhafaza eden durağan bir bellek deposu değil; aksine bugünün ideolojik, estetik ve kültürel öncelikleri doğrultusunda tarihi yeniden üreten ve biçimlendiren dinamik bir kurgu alanıdır. Ziyaretçi, müze koridorlarında geçmişin çıplak gerçeğiyle değil, şimdiki zamanın zihniyetiyle filtrelenmiş ve çerçevelenmiş bir temsiliyle karşılaşır. Bu durum, kurumsal düzeyde müzeciliğin aslında geçmişi aslına uygun korumaktan ziyade, bugünün dünyasında tarihe nasıl ve nereden bakılması gerektiğine karar verme eylemi olduğunu kanıtlar.
Bu parçaya göre müzeler; tarihi nesnel bir şekilde koruyup geleceğe aktaran durağan yapılar olmaktan ziyade, bugünün değer yargıları ve kültürel öncelikleri doğrultusunda geçmişi yeniden üreten ve şekillendiren dinamik kurumlardır.
Answer: Answer