Biyografi yazarı, ele aldığı kişinin yaşamını kronolojik bir sırayla aktarırken tarafsız bir gözlemci olduğunu iddia etse de bu iddia çoğunlukla tarihsel gerçeği yansıtmaz. Yazarın seçtiği mektuplar, günlük kesitleri ve hatta anlatı dışı bırakmayı tercih ettiği en küçük detaylar bile, onun öznel bakış açısının ve zihnindeki kahraman imgesinin birer yansımasıdır. Bir yaşam öyküsünü metne aktarmak, kaçınılmaz olarak bir ayıklama, seçme ve yeniden inşa sürecidir. Yazar, belgelere dayanarak nesnel bir gerçeklik sunduğunu düşünürken bile aslında kendi değer yargılarına ve döneminin kabullerine göre şekillenmiş anlatısal bir karakter yaratmaktadır. Dolayısıyla biyografiler, anlatılan kişinin hayatından çok, yazarın o kişiyi nasıl algıladığını ve kendi döneminin kültürel kodlarını yansıtan birer edebi kurgu olarak okunmalıdır. Biyografiyi saf ve mutlak bir belgesel gerçeklik olarak kabul etmek, onun doğasındaki bu yaratıcı ve yorumlayıcı yönü gözden kaçırmak demektir. Sonuçta her yaşam öyküsü, onu yazanın kalemiyle yeniden doğar.
Bu parçaya göre, 'Biyografiler, yazarın kişisel yorumlarından arındırılmış belgeler bütünü olduğu için geçmişe dair nesnel ve mutlak bir gerçeklik sunar.' ifadesi parçanın ana düşüncesidir.
Answer: Answer