Şehirler, sadece betondan ve demirden oluşan mekânsal yığınlar değil; içinde barındırdığı toplumun kültürel belleğini, estetik anlayışını ve yaşam pratiğini geleceğe taşıyan yaşayan organizmalardır. Bir kentin sokak dokusu, meydanlarının tasarımı ve binalarının mimari üslubu, o kentin sakinlerinin birbirleriyle ve çevreleriyle kurdukları ilişkinin somutlaşmış birer ifadesidir. Ancak modern dönemde hızlı kentleşme ve tek tipleşen mimari yaklaşımlar, şehirleri geçmişlerinden kopararak tarihsizleştirmekte, bireyleri ise aidiyet hissinden yoksun, yabancılaşmış mekânlara mahkûm etmektedir. Kentlerin kimliksizleşmesi, insanı kendi yaşam alanına karşı yabancılaştıran en büyük etkendir. Dolayısıyla mimari tasarımın asıl başarısı, sadece teknik ve mühendislik sınırları içindeki mükemmellikten ziyade, o mekânın toplumsal hafızayı ne ölçüde koruyabildiği ve insan ilişkilerine nasıl bir sıcaklık katabildiği ile ölçülmelidir. Çünk�� hafızasını ve özgün kimliğini yitiren bir şehir, sadece geçmişini değil, sakinlerinin ortak geleceğini de büyük ölçüde kaybeder.
Bu parçaya göre mimari tasarımların başarısı, teknik kusursuzluktan çok toplumsal hafızayı koruma ve bireylerin aidiyet bağlarını güçlendirme becerisine bağlıdır.
Answer: Answer