Bir edebi eserin sayfaları kapatıldığında, yazarın işi bitmiş gibi görünse de aslında metin, okurun zihninde yeni bir hayata başlar. Her okur, kendi geçmiş yaşantıları, kültürel birikimi ve o anki ruh haliyle metnin boşluklarını doldurur, yazarın kelimelerle çizdiği sınırları kendi hayal gücüyle genişletir. Bu yönüyle okuma eylemi, edilgen bir alımlama süreci değil; okurun yazarla birlikte metni yeniden ürettiği aktif bir ortaklıktır. Dolayısıyla tek ve mutlak bir anlamdan söz etmek edebi eserin doğasına aykırıdır; çünkü her okuma deneyimi, eserin potansiyel anlam dünyasından çekilip çıkarılan yeni bir yorumdur. Yazarın kağıda döktüğü sözcükler, ancak bir okurun algı süzgecinden geçtikten sonra tamamlanır ve gerçek sanatsal varlığına kavuşur. Sanat eserinin kalıcılığı da onun tek bir anlama hapsedilememesinde, farklı dönemlerde ve farklı zihinlerde sürekli yeniden biçimlenebilen bu esnek yapısında gizlidir.
Bu parçada savunulanlar dikkate alındığında, 'Edebi eserlerin sanatsal varlığı ve kalıcılığı, okurun kendi birikimiyle metnin anlamına aktif olarak katılmasına ve eserin çok boyutlu yorumlanabilirliğine bağlıdır.' yargısı parçanın ana düşüncesiyle örtüşmekte midir?
Answer: Answer