Bellek, geçmişin olduğu gibi korunduğu pasif bir depo olmaktan ziyade, şimdinin ihtiyaçlarına göre sürekli yeniden biçimlendirilen dinamik bir kurgu alanıdır. Edebi yazın da tam bu noktada devreye girerek mutlak bir hatırlamanın değil, seçici bir unutuşun ve ayıklamanın üzerinde yükselir. Yazar, geçmişi bir tarihçi titizliğiyle kronolojik olarak kaydetmekle yükümlü değildir; aksine, anıların arasından sadece estetik değer taşıyanları seçip gerisini bilinçli bir sessizliğe mahkûm ederek yeni bir kurmaca dünya yaratır. Zira her şeyi hatırlamak, zihni ham veri yığınlarıyla boğarak sanatsal üretkenliği felç edebilecekken, unutmak zihne nefes aldırır ve yaratıcı imgeleme alan açar. Bu yüzden edebiyat, hafızanın kayıt tutma gücünden ziyade, unutmanın sağladığı estetik özgürlük ve arınmayla var olur. Geçmişin yükünden kurtulmayı başaramayan ve onu seçici bir süzgeçten geçirmeyen bir yazarın, özgün bir anlatı inşa etmesi mümkün değildir. Sanatçı, zihnine hücum eden anıların tamamını aktarmakla değil, hangilerini geride bırakacağına karar verme becerisiyle yaratıcı kimliğini kazanır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- AYazarın geçmişi kronolojik ve nesnel bir şekilde aktarma gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
- BZihindeki anıların tamamının hatırlanmaya çalışılması, yazarın üretkenliğini ve hayal gücünü olumsuz etkiler.
- Edebi yaratıcılık ve özgünlük, geçmişe ait tüm verilerin olduğu gibi aktarılmasıyla değil, onların ayıklanıp seçici bir biçimde unutulmasıyla hayat bulur.Answer
- DGeçmişin travmatik izlerinden arınamayan sanatçılar, kurmaca dünyada estetik bir başarı yakalayamazlar.
- Eİnsan belleği, geçmişte yaşanan olayları şimdiki zamanın koşullarına göre sürekli olarak yeniden kurgulama eğilimindedir.