Tarih yazımı, uzun yüzyıllar boyunca insanı ve onun iradesini merkeze alan bir anlatı etrafında şekillenmiştir. Savaşlar, antlaşmalar ve liderlerin kararları, tarihsel dönüşümlerin yegane belirleyicisi olarak sunulmuştur. Ancak son yıllarda gelişen tarihsel klimatoloji (iklim tarihçiliği), bu geleneksel antroposentrik (insan merkezli) tarih algısını kökten sarsmaktadır. İklim tarihçileri, arşiv belgelerindeki verileri ağaç halkaları, buzul çekirdekleri ve polen analizleri gibi fen bilimsel bulgularla birleştirerek geçmişi yeniden okumaktadır. Bu yaklaşım, örneğin Roma İmparatorluğu'nun gerilemesini ya da XVII. yüzyıldaki toplumsal ayaklanmaları sadece siyasi ve askeri nedenlerle değil, 'Küçük Buzul Çağı' gibi küresel iklim dalgalanmalarının tarımsal üretim ve nüfus üzerindeki etkileriyle de açıklamaktadır. Böylece tarih, insanın doğadan bağımsız olarak yazdığı bir oyun olmaktan çıkıp doğa ile insanın sürekli etkileşim içinde olduğu, doğanın da etkin bir aktör olarak rol aldığı bütüncül bir sürece dönüşmektedir. Dolayısıyla iklim tarihçili��i, insanoğlunun tarih sahnesindeki mutlak oyun kurucu rolünü sorgulatırken geçmişi anlama çabamıza ekolojik ve disiplinler arası yeni bir boyut kazandırmaktadır.
Bu parçadan yola çıkılarak "Tarihsel süreçler, sadece insan iradesinin ve siyasi kararların bir sonucu olmayıp doğa ile insanın etkileşiminden doğan bütüncül bir yapıdır." yargısının metnin ana düşüncesi olduğu söylenebilir.
Answer: Answer