Bilim tarihinde nesnellik kavramı uzun süre boyunca doğanın, gözlemcinin herhangi bir kişisel müdahalesi olmaksızın, adeta bir ayna gibi mekanik olarak kaydedilmesi şeklinde algılanmıştır. 19. yüzyılın sonlarında bilimsel çevrelerde yaygınlık kazanan bu 'mekanik nesnellik' anlayışı, araştırmacının kendi öznel yorumlarını, estetik tercihlerini ve sezgisel yargılarını gözlem sürecinden tamamen dışlamasını temel bir zorunluluk olarak görüyordu. Ne var ki modern doğa bilimlerinin geçirdiği köklü dönüşüm, hiçbir bilimsel gözlemin kuramsal bir çerçeveden bağımsız veya tamamen edilgen bir biçimde gerçekleştirilemeyeceğini açıkça ortaya koydu. Bugün artık biliyoruz ki bilimsel veri, ham hâliyle kendiliğinden konuşan bir dış gerçeklik sunmaz; aksine kullanılan araştırma araçlarının, araştırmacının teorik kabullerinin ve seçici müdahalelerinin bir ürünü olarak inşa edilir. Dolayısıyla çağdaş bilim anlayışında nesnellik, gözlemcinin tümüyle devre dışı kaldığı mutlak bir tarafsızlık durumu değil; onun sürece olan kaçınılmaz etkisinin bilincinde olunarak bu etkinin belirli yöntemlerle denetlenmesi ve disipline edilmesidir.
Bu parçada nesnellik kavramı ile ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- Nesnelliğin, araştırmacının süreçten tümüyle soyutlanmasıyla değil, onun kaçınılmaz etkilerinin yöntemsel olarak denetlenmesiyle mümkün olduğuAnswer
- B19. yüzyılın sonlarında gelişen nesnellik arayışının, bilim insanının sezgi ve öznel yorumlarını gözlemden yalıtmayı hedeflediği
- CBilimsel verilerin ham hâliyle kendiliğinden konuşmadığı, aksine kullanılan gözlem araçları ve teorik kabullerle inşa edildiği
- DAraştırmacının kişisel yargılarının bilimsel sürece dâhil olmasının, modern araştırmaları mutlak kesinlikten ve güvenirliğinden uzaklaştırdığı
- EBilimsel gözlemlerin değerinin, gözlem araçlarının araştırmacının öznel etkisini tamamen ortadan kaldırabilme kapasitesiyle ölçüldüğü