Edebiyat yapıtları, yazarın zihninde başlayıp kâğıt üzerinde son bulan tek yönlü bir üretim süreci değildir. Aksine, bir kitabın gerçek anlamda varoluşu, okurun onunla kurduğu bağ ve kendi deneyimleriyle metni yeniden yorumlaması sayesinde gerçekleşir. Yazar, kelimelerden oluşan bir iskele kurar; okur ise bu iskeleye basarak kendi düşünce dünyasının binasını inşa eder. Eserin sayfaları arasında gizlenen anlamlar, ancak bir okurun dikkati ve birikimiyle buluştuğunda gün yüzüne çıkar. Dolayısıyla her okuma eylemi, yazarın sunduğu malzemeyi okurun kendi dünyasında yeniden şekillendirdiği yaratıcı bir süreçtir. Bu yüzden aynı romanı okuyan iki farklı insanın zihninde beliren dünya hiçbir zaman birbiriyle tamamen aynı olmaz. Bir eserin kalıcılığı ve edebi gücü de onun her okurda farklı bir yankı bulabilme kapasitesinden beslenir. Kısacası, yazma eylemi bir başlangıç olsa da eseri asıl tamamlayan ve ona can veren unsur okurun zihnidir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- AAynı edebi eseri okuyan farklı insanların zihninde birbirinden bağımsız dünyalar şekillenir.
- BNitelikli bir yazar, okurun kendi dünyasını kolayca inşa edebileceği anlaşılır bir üslup kullanmalıdır.
- Edebi bir yapıtın gerçek anlamda varlık kazanması ve tamamlanması okurun zihinsel katkısıyla mümkün olur.Answer
- DEserlerin sanatsal değeri ve kalıcılığı, okurda uyandırdığı farklı yankıların zenginliğine bağlıdır.
- EOkurun ilgisini çekmeyen ve onun deneyimlerine hitap etmeyen eserler zamanla değerini yitirir.