Paragrafta Anlam
1306 questions
(I) Edebiyatımızda Batılı anlamda deneme türünün ilk olgun örnekleri Cumhuriyet Dönemi'nde, özellikle de Nurullah Ataç'ın yazılarıyla kar��ımıza çıkar. (II) Ataç, kendine has devrik cümleleri ve samimi üslubuyla bu türün sınırlarını çizerken Türkçenin özgün söz varlığından da ustalıkla yararlanmıştır. (III) Gazete ve dergilerde yayımlanan bu yazılar, okurla doğrudan bir söyleşi havası kurarak deneme türünün özgür ruhunu Türk okuruna tanıtmıştır. (IV) Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında deneme yazarlarının önemli bir kısmı, Batı edebiyatındaki hümanist felsefi akımları yakından takip etmiştir. (V) Onun öznelci, benmerkezci ama bir o kadar da ufuk açıcı bu yazı tarzı, arkasından gelen kuşa��ın denemeyi bağımsız bir tür olarak benimsemesini kolaylaştırmıştır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
İnternet ortamında karşılaştığımız metinleri hızl��ca taramak, bağlantıdan bağlantıya atlayarak bilgi kırıntılarını toplamak modern insanın edindiği en yaygın alışkanlıklardan biridir. Ancak bu durum, zihnimizin bilgiyi derinlemesine işleme kapasitesini zayıflatmaktadır. Sayfalarca süren bir romanın ya da yoğun içerikli bir makalenin dünyasına dalmak; sadece kelimeleri okumayı değil, aynı zamanda satır aralarındaki metaforları sezmeyi, yazarın kurduğu düş��nce köprülerini anlamlandırmayı gerektirir. Dijital ekranların sunduğu parçalı ve hızlı bilgi akışı, beynimizi sürekli bir "tarama ve geçme" modunda tuttuğu için zihnin odaklanma süresi kısalmakta ve entelektüel sabır tükenmektedir. Dolayısıyla modern okur, karmaşık fikirleri çözümlemek için gereken derin okuma becerisini gün geçtikçe kaybetmektedir.
Bu parçada yak��nılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
Epigenetik; DNA dizisinde bir değişiklik meydana gelmeksizin gen ifadesindeki kalıtsal değişimleri inceleyen biyoloji dalıdır. Geleneksel genetik kuramları hücreyi tamamen yöneten bir kader haritası çizerken epigenetik, çevresel faktörlerin bu haritayı nasıl değiştirebileceğini gösterir. Örneğin, benzer genetik yapıya sahip tek yumurta ikizlerinden birinin maruz kaldığı yoğun stres, onun genetik ifadesini diğer ikizden tamamen farklı bir yöne savurabilir. Yapılan araştırmalar, bu tür çevresel etkileşimlerin gen susturma mekanizmaları üzerindeki rolünü doğrulamaktadır. Genetikçi Dr. Thomas Jenkins bu durumu şöyle açıklar: 'Genler sadece birer potansiyeldir; ya��am biçimimiz ise o potansiyelin hangi sayfalarının okunacağını belirleyen bir editördür.' Bu bağlamda insan, yalnızca genlerinin bir ürünü değil, aynı zamanda o genleri biçimlendiren yaşantıların da mimarıd��r.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
Doğadaki tasarımlardan ilham alarak insan sorunlarına çözümler üretmeyi amaçlayan biyomimikri disiplini, son yıllarda sürdürülebilir mimarinin temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri, Zimbabve'nin başkenti Harare'de bulunan Eastgate Centre binasıdır. Mimar Mick Pearce, bu yapıyı tasarlarken termit yuvalarının iç sıcaklığı sabit tutma mekanizmasından esinlenmiştir. Termitler, yuvalarındaki bacaları sürekli açıp kapatarak hava sirkülasyonu sağlar ve dışarıdaki aşırı sıcağa rağmen içeriyi serin tutar. Pearce da benzer bir havalandırma sistemi kurarak binada geleneksel klima sistemlerine ihtiyaç duyulmamasını sağlamıştır. Böylece yapı, benzer b��yüklükteki diğer binalara kıyasla yüzde otuz beş oranında daha az enerji tüketmektedir. Doğa dostu bu tasarım, modern mühendisliğin ekolojik sorunlara getirdiği yenilikçi çözümlerin öncüsüdür.
Bu parçada biyomimikri ve Eastgate Centre ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Aşağıda verilen metin bölümlerini, bu bölümlerde başvurulan düşünceyi geliştirme yollarıyla uygun biçimde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
İnsanların yaşadıkları çevreye dair zihinlerinde oluşturdukları mekânsal tasarımlar olan bilişsel haritalar, yalnızca yön bulma becerisiyle sınırlı değildir. Bu haritalar; bireyin şehirle kurduğu duygusal bağı, geçmiş deneyimlerini ve mekânlara yüklediği anlamları da barındırır. Örneğin, bir caddenin sadece ismi ve yönü değil, orada yaşanmış bir anı veya hissedilen bir huzursuzluk da zihinsel haritanın birer parçasıdır. Dolayısıyla bilişsel haritalar, fiziksel çevrenin objektif bir kopyası olmaktan ziyade, bireyin kendi öznel dünyasından süzerek yeniden inşa ettiği psikolojik birer coğrafyadır. Bu durum, aynı şehirde yaşayan insanların aslında tamamen farklı dünyalarda hayat sürdüğünü gösterir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Kütüphaneler, geçmişte yalnızca kitapların sessizce saklandığı ve ödünç alındığı mekanlar olarak görülürdü. Ancak dijital çağın getirdiği değişimle birlikte bu kurumlar, sadece basılı kaynak barındıran yerler olmaktan çıkmıştır. Günümüzde kütüphaneler; dijital veri tabanlarına erişim sağlayan, ortak çalışma alanları sunan ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan dinamik bilgi merkezlerine dönüşmüştür. Dolayısıyla modern kütüphanecilik, fiziksel sınırları aşarak toplumsal etkileşimin ve dijital dönüşümün merkezi haline gelmiştir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Biyolüminesans, bazı canlı organizmaların vücutlarında gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucunda kendi ışıklarını üreterek etrafa yayması olayıdır. (I) Okyanusların güneş ışığı almayan zifiri karanlık derinliklerinde yaşam süren canlıların yaklaşık yüzde doksanı, bu benzersiz fizyolojik özelliği hayatta kalabilmek için aktif olarak kullanır. (II) Bu canlılar, ürettikleri ışığı yönlerini bulmak veya kendi türündeki diğer bireylerle haberleşmek amacıyla birer iletişim aracı olarak değerlendirir. (III) Bazı derin deniz türleri ise yaydıkları bu ışık sayesinde kendilerini tehdit eden avcılardan kaçmayı ya da avlarını kolayca kendilerine çekmeyi başarır. (IV) Derin deniz ekosisteminde üretilen bu soğuk ışık, enerjinin neredeyse tamamının ısıya dönüşmeden doğrudan ışı��a çevrilmesiyle elde edilir ve bu yönüyle son derece verimlidir.
Buna göre, paragrafta numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine, 'Bu zihinsel tasarımlar sadece statik birer resimden ibaret olmayıp çevredeki değişimlere göre sürekli güncellenen dinamik bir yapıya sahiptir.' cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanmış olur?
Fill in the blanks below
Cevap:
Müzelerdeki tarihî eserlerin dijitalleştirilerek internet ortamına taşınması, şüphesiz kültürel mirasa erişimi demokratikleştiriyor. Dünyanın öbür ucundaki bir araştırmacı ya da meraklı, tek bir tıkla paha biçilmez bir el yazmasını inceleyebiliyor. Ancak bu dijitalleşme dalgası, eserin tarihsel varoluşunu ve mekânla kurduğu o biricik bağı, yani Walter Benjamin'in deyimiyle 'aura's��nı (halesini) zedeliyor. Fiziksel bir nesneyle yüz yüze gelmenin yarattığı zamansal derinlik ve malzemenin kokusu, dokusu, ışığı yansıtma biçimi gibi duyusal deneyimler ekranda kayboluyor. Bu durum, bilginin yaygınlaşmasını sağlarken sanat ve tarihle kurulan bağın niteliğini dönüştürerek onu salt görsel bir tüketime indirgiyor.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
(I) Arkeobotanik çalışmalarında, geçmiş dönemlere ait bitkisel kalıntıları laboratuvara ulaştırmadan önce uygulanan saha yöntemleri kritik bir öneme sahiptir. (II) Bu yöntemlerin başında, arkeolojik dolgu toprağının su dolu tanklarda süzülmesi esasına dayanan "flotasyon" (suyla yüzdürme) tekniği gelir. (III) Su yüzeyine çıkan hafif bitkisel materyaller ince eleklerle toplanarak kurumaya bırakıl��r. (IV) Kurutulan numuneler daha sonra laboratuvar ortamında mikroskoplar altında incelenerek tür tayinleri gerçekleştirilir. (V) Tüm bu aşamaların sonunda, geçmişteki insanların beslenme alışkanlıkları ve tarım teknolojileri hakkında güvenilir verilere ulaşılmış olur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Bu yöntemin temel amacı, kazı alanındaki gözle görülmeyecek kadar küçük tohum ve odun kömürü parçacıklarını topraktan zarar vermeden ayırmaktır." cümlesi getirilmelidir?
Yapay resifler, deniz canlılarına yeni barınma ve beslenme alanları yaratmak amacıyla denizin dibine yerleştirilen yapay yapılardır. Genellikle eski gemiler, beton bloklar veya özel tasarlanmış metal kafesler kullanılarak oluşturulan bu yapılar, zamanla deniz ekosistemine uyum sağlar. Resiflerin yüzeyi kısa sürede yosunlar ve küçük deniz canlıları tarafından kaplanır, bu da daha büyük balık türlerinin bölgeye çekilmesini sağlar. Böylece hem yerel balık popülasyonu korunur hem de amatör dalgıçlar için yeni su altı turizm alanları yaratılmış olur. Bu projeler, deniz yaşamının canlandırılmasına katkı sunarken kıyı erozyonunu azaltmada da dolaylı bir rol oynar.
Bu parçada yapay resiflerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Metin:
Nörogastronomi; beynin yemek yerken koku, tat, görme ve işitme gibi duyulardan gelen sinyalleri nasıl birleştirip bir lezzet algısı oluşturduğunu inceleyen bilim dalıdır. Geleneksel gastronomi sadece tabağın içindeki malzemelerle ilgilenirken bu yeni alan, tabağın renginden arka planda çalan müziğe kadar her detayın nörolojik yansımalarını çözümler. Örneğin, kırmızı bir tabakta servis edilen yiyeceklerin, beyaz tabaktakilere oranla daha az tatlı algılanması bu duyusal etkileşimin somut bir göstergesidir. Nitekim nörobilimci Charles Spence, 'Lezzet, tabaktaki yiyecekten ziyade zihnimizin derinliklerinde şekillenen bir yanılsamadır.' diyerek bu durumu açıklar. Tıpkı bir ressamın renkleri karıştırarak tuvalde yeni bir boyut yaratması gibi, beyin de duyusal girdileri harmanlayarak lezzet algısını inşa eder.
Öneri:
Bu metnin anlatımında; tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme ve tanık gösterme yollarının tamamından yararlanılmıştır.
Bellek, geçmişi bugüne taşıyan zihinsel bir köprüdür; bireysel olduğu kadar toplumsal bir nitelik de taşır. Toplumsal bellek, ortak yaşantıların mekân üzerinden geleceğe aktarılmasıyla canlı kalır. Örneğin eski şehirlerin meydanları, sadece taştan ibaret yapılar değil; toplumsal hafızanın somutlaşmış sahneleridir. Bir meydan, o toplumun geçmişte yaşadığı sevinçleri de acıları da üzerinde barındıran sessiz bir anlatıcıdır. Nitekim sosyolog Halbwachs, 'Bellek, mekân içine yerleştirildiği ölçüde korunur.' diyerek bu ilişkinin önemini vurgular. Günümüzün modern, kimliksiz ve birbirine benzeyen hızlı kentleşmesi ise geçmişe ait izleri silerek toplumsal belleği zayıflatmaktadır. Geleneksel mimariyle inşa edilmiş bir mahalle sakinleri ile gökdelenler arasında yaşayan bireyler karşılaştırıldığında, geleneksel mahallede ortak yaşanmışlık duygusunun çok daha güçlü olduğu gözlenmektedir.
Bu parçan��n anlatımında yukarıda verilen;
I. Tanımlama,
II. Tanık gösterme,
III. Sayısal verilerden yararlanma
düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Bilimsel modellerin doğası ve işlevi üzerine yapılan tartışmalar çoğunlukla bu modellerin nesnel gerçeğin birebir kopyası olup olmadığı sorusu etrafında düğümlenir. Klasik bilim anlayışı, bir modelin başarısını, onun tasvir ettiği fiziksel dünyaya olan mutlak sadakati ile ölçme eğilimindedir. Oysa kuantum fiziğinden kozmolojiye kadar uzanan geniş bir yelpazedeki modern pratikler göstermektedir ki modeller, doğanın kendisini doğrudan yansıtmak yerine, insanın doğayla kurduğu bilişsel ve deneysel etkileşimin işlevsel haritalarıdır. Bir modelin asıl değeri, gerçeği ne kadar eksiksiz taklit ettiğinde değil; karmaşık olguları anlaşılır kılma, yeni öngörülerde bulunma ve araştırmalara kılavuzluk etme kapasitesinde yatar. Dolayısıyla bilimsel modelleri gerçeği yansıtan durağan aynalar olarak görmek yerine, evreni anlamlandırmak için tasarlanmış, sürekli revize edilen dinamik düşünsel araçlar olarak kabul etmek gerekir. Çünkü gerçeklik, tek bir modelin sınırlarına sığmayacak kadar çok boyutludur ve bilimsel ilerleme de mevcut modellerin bu sınırlarını aşma çabasıyla gerçekleşir.
Bu parçada bilimsel modellerle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Arkeoloji, geniş kitleler tarafından genellikle geçmişin gizemli hazinelerini g��n yüzüne çıkaran, heyecan ve macera dolu bir kazı faaliyeti olarak algılanmaktadır. Popüler kültürün de etkisiyle şekillenen bu bakış açısı, arkeologları sadece eski uygarlıkların geride bırakt��ğı görkemli tapınakları veya altın takıları arayan kaşifler olarak resmeder. Oysa bu bilim dalının temel hedefi, yalnızca toprak altında kalmış maddi kültür varlıklarını bulup onları müzelerin vitrinlerinde sergilemekten ibaret değildir. Arkeoloji; geçmişte yaşamış toplulukların geride bıraktığı her türlü yazılı, sözlü veya maddi kalıntıyı inceleyerek insanlığın ortak kültürel mirasını ve gelişim serüvenini anlamlandırmaya çalışır. Kazılardan elde edilen sıradan bir çömlek parçası, ilkel bir taş alet ya da eski bir konutun temel duvarları; o dönemin insanlarının beslenme alışkanlıkları, inanç dünyaları, ticaret ağları ve sosyal yapıları hakkında paha biçilmez bilgiler sunar. Dolayısıyla arkeolojik araştırmaların asıl gayesi, geçmişin bu dilsiz tanıklarını modern yöntemlerle sorgulayarak günümüz insanının kendi kültürel kökenlerini ve bugün ulaştığı medeniyet seviyesini daha doğru kavrayabilmesini sağlamaktır.
Bu parçada savunulan temel düşünce; arkeoloji biliminin, geçmişe ait maddi kalıntıları inceleyerek insanlığın ortak gelişim sürecini ve günümüz kültürünün kökenlerini aydınlatmayı amaçladığıdır.
Arkeoastronomi; arkeoloji, astronomi ve antropolojiyi bir araya getirerek tarih öncesi ve antik toplumların göksel olgularla kurdukları ilişkiyi inceler. Bu disiplin, sadece eski medeniyetlerin takvim bilgisine ulaşmakla kalmaz; aynı zamanda onların mimari yapıları, tapınakları ve yerleşim alanlarını gök cisimlerinin hareketlerine göre nasıl konumlandırdıklarını da araştırır. Örneğin, Stonehenge gibi devasa taş çemberlerin veya Maya piramitlerinin belirli ekinoks ve gündönümü tarihlerinde güneş ışığını tam olarak karşılayacak şekilde inşa edilmesi, bu toplulukların kozmolojik inançları ile gündelik pratiklerinin ne denli iç içe geçtiğini gösterir. Dolayısıyla arkeoastronomi çalışmaları, geçmişin zihniyet dünyasını ve evreni anlama çabasını anlamlandırmada vazgeçilmez bir köprü vazifesi görür.
Bu parçadan hareketle arkeoastronomi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Ekoakustik, bir ekosistemdeki canlı ve cansız tüm seslerin bütünü olan 'ses peyzajını' inceleyen genç bir bilim dalıdır. Bu disiplin, doğal çevredeki biyofoni (canlı sesleri) ve jeofoni (rüzgâr, yağmur gibi doğa sesleri) ile insan kaynaklı antropofoni (motor, inşaat gürültüsü) arasındaki etkileşimi araştırır. Ekoakustik uzmanlar��, belirli bir bölgedeki seslerin sıklığını ve çeşitliliğini kaydederek o habitatın sağlık durumunu gözlemlerler. Örneğin, bir ormandaki kuş ve böcek seslerinin azalması ya da insan gürültüsünün bu sesleri baskılaması, biyolojik çeşitlilikteki kaybın erken bir habercisidir. Geleneksel yöntemlerin aksine ses kaydı, canlıları rahatsız etmeden geniş alanlarda sürekli veri toplamaya imkan tanır. Böylece ekoakustik, çevre krizlerinin ekosistem üzerindeki etkilerini izlemede yenilikçi ve tahribatsız bir izleme aracı sunar.
Bu parçadan hareketle ekoakustik bilimiyle ilgili aşa��ıdakilerden hangisi söylenemez?
Bireyler, inanç ve tutumlarıyla çelişen yeni bilgilerle karşılaştıklarında içsel bir huzursuzluk yaşarlar; bu durum psikolojide "bilişsel çelişki" olarak adlandırılır. İnsan zihni, doğası gereği bu çelişkinin yarattığı gerilimi azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak ister. Bu doğrultuda bireyler farkında olmadan kendi görüşlerini destekleyen bilgi kaynaklarına yönelirken, mevcut kabullerini sarsacak savları görmezden gelme veya değersizleştirme eğilimi gösterirler. "Seçici maruz kalma" adı verilen bu davranış kalıbı, bireyin sadece konfor alanındaki fikirlerle etkileşime girmesine yol açarak onu tek taraflı bir bilgi evrenine hapseder. Sonuç olarak, farklı bakış açılarından yoksun kalan kişi, inandığı doğruların mutlaklığına dair yanılsamasını daha da pekiştirir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Sanat dünyasında "kitsch", ilk bakışta estetik bir başarısızlık veya ucuz bir taklit olarak konumlandırılsa da asl��nda modern kitle kültürünün en güçlü taşıyıcılarından biridir. Orijinal ve yüksek sanat eserlerinin sunduğu derin zihinsel çabayı ve estetik mesafeyi bertaraf eden kitsch, alıcısına zahmetsiz, önceden paketlenmiş ve hızlı tüketilebilir bir haz sunar. Bu yönüyle kitlelerin sanatsal beğeni standartlarını aşağı çekmekle suçlanan bu kavram, modern insanın karmaşık dünyada sığınabileceği konforlu bir tanıdıklık alanı da yaratır. Dolayısıyla kitsch, sadece estetik bir yozlaşmanın göstergesi değil; aynı zamanda elitist sanat anlayışına karşı demokratik bir başkaldırı ve modernizmin yarattığı yabancılaşmaya karşı kitlelerin geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.
Bu parçada "kitsch" kavramıyla ilgili aşağıdakilerin hangisi üzerinde durulmaktadır?