Bir mahkeme hâkimi, önüne gelen karmaşık bir özel hukuk uyuşmazlığını karara bağlamak amacıyla sırasıyla çeşitli yöntemler izlemiştir. Hâkim ilk olarak yazılı hukuk kurallarını metnin sözü (lafzi) ve kanun koyucunun amacı (gai) yönünden incelemiş, olaya doğrudan veya kıyas yoluyla uygulanabilecek hiçbir yasal düzenleme olmadığını saptamıştır. Yapılan yargısal incelemede, bu eksikliğin kanun koyucu tarafından hakkaniyete göre karar verilmesi için bilinçli ve isteyerek bırakılmış bir değerlendirme alanı olmadığı da kesinleşmiştir. Bunun üzerine hâkim, uygulayabileceği yazısız bir kural araştırmış ancak örf ve âdet hukukunda da uyuşmazlığı çözecek bağlayıcı bir ilke bulamamıştır.
Buna göre, söz konusu uyuşmazlığın çözümü sürecinde hâkimin karşılaştığı hukuki durum ve izlemesi gereken yol hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- Ortada hukukun bütününde bir eksiklik bulunduğundan, hâkim kendisi yasama organı konumunda olsaydı nasıl bir kural ihdas edecek idiyse o çerçevede yeni bir kural yaratarak uyuşmazlığı karara bağlamalıdır.Cevap
- BUyuşmazlık konusunun yazılı kurallarda öngörülmemiş olması, hâkime doğrudan boşluğu doldurmak üzere takdir yetkisi tanıdığından, olay yalnızca hakkaniyet ilkesi çerçevesinde çözümlenmelidir.
- CYazılı hukukta kural bulunmaması bilerek bırakılan bir eksiklik kabul edildiğinden, hâkim tarihi yorum yöntemine başvurarak yürürlükten kalkmış kanun hükümlerini kıyas yoluyla olaya uygulamak zorundadır.
- DHem yazılı hem de yazısız kaynaklarda hüküm bulunmaması durumu kanun koyucunun nitelikli (bilinçli) susmasını ifade ettiğinden, davanın yasal dayanak yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi gerekir.
- EHâkim, asıl hukuki kaynaklarda çözüm bulamadığı için yardımcı kaynaklar olan bilimsel görüşleri (doktrin) ve mahkeme içtihatlarını doğrudan bağlayıcı asli kural olarak uygulamakla mükelleftir.