Siyaset sosyolojisinde Max Weber, gücü () 'toplumsal bir ilişki içinde dirence rağmen kendi iradesini dayatma yeteneği', otoriteyi () ise 'belirli bir buyruğa itaat etme inancı' olarak tanımlar. Weber'e göre modern devlet, belirli bir sınır içinde 'meşru fiziksel şiddet kullanma tekelini' başarıyla elinde bulunduran rasyonel-hukuki bir aygıttır.
Ancak bu Weberci analiz, devleti sınıflar üstü ve yansız bir kurum olarak ele aldığı gerekçesiyle farklı bir sosyolojik gelenek tarafından eleştirilir. Bu eleştirel geleneğe göre; devlet, ekonomik gücü elinde tutan sınıfın tahakküm aracıdır. Dahası, modern kapitalist toplumlarda bu tahakküm yalnızca polis ve ordu gibi baskı aygıtlarıyla değil; sendikalar, medya, okullar gibi sivil toplum kurumları aracılığıyla kitlelerin rızası üretilerek (hegemonya) sağlanır. Dolayısıyla sivil toplum, devletten bağımsız bir özgürlük alanı değil, sınıf egemenliğinin yeniden üretildiği 'genişletilmiş devletin' ayrılmaz bir parçasıdır.
Buna göre, parçada Weber'in devlet ve otorite anlayışına yöneltilen eleştirinin merkezinde yer alan teorik yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?
- Çatışmacı kuram ekseninde gelişen hegemonya ve sivil toplum yaklaşımıCevap
- BYapısal işlevselciliğin kurumlar arası denge ve toplumsal uyum modeli
- CWeber'in çok boyutlu tabakalaşma anlayışındaki statü ve parti grupları tezi
- DÇoğulcu kuramın sivil toplumdaki rekabetçi çıkar grupları ve tarafsız devlet modeli
- EElit teorisinin azınlığın tahakkümü ve seçkinlerin dolaşımı tezi