Sinir Sistemi Fizyolojisi

304 soru

Soru 261Soru

Hücresel düzeyde bellek oluşum mekanizmalarının araştırıldığı bir çalışmada, hipokampal piramidal nöronlarda Uzun Süreli Potansiyasyon (LTP) indüksiyonu incelenmektedir. Postsinaptik nörona NMDA reseptörleri aracılığıyla kalsiyum (Ca2+Ca^{2+}) girişi gerçekleştikten sonra, yeni protein sentezi gerektirmeyen 'erken faz' (early-LTP) güçlenmesinin ekspresyonundan sorumlu temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Postsinaptik membrana AMPA reseptörlerinin insersiyonu ve mevcut reseptörlerin fosforilasyonu

Cevap

Postsinaptik membrana AMPA reseptörlerinin eklenmesi ve mevcut reseptörlerin fosforilasyonu
LTP'nin erken fazı (early-LTP), postsinaptik nörona giren Ca2+Ca^{2+} iyonlarının CaMKII'yi aktive etmesiyle başlar. Bu enzim, AMPA reseptörlerini fosforilleyerek onların iyon iletkenliğini artırır. Aynı zamanda, hücre içinde veziküllerde hazır bekleyen AMPA reseptörlerinin postsinaptik membrana yerleştirilmesini sağlayarak sinapsın yanıt verme kapasitesini artırır. Bu süreç protein sentezi gerektirmez.

Adım Adım Çözüm

1
NMDA reseptör aktivasyonu
Mg2+Mg^{2+} bloğunun kalkması ve postsinaptik nörona Ca2+Ca^{2+} girişi
Yüksek frekanslı uyarı (tetanik uyarı) postsinaptik membranı yeterince depolarize ederek NMDA kanallarını açar.
2
İntrasellüler sinyal kaskadı
Kalsiyum-Kalmodulin bağımlı protein kinaz II (CaMKII) aktivasyonu
Hücre içine giren kalsiyum birincil haberci olarak kinaz sistemlerini uyarır.
3
Reseptör modifikasyonu ve trafiği
Mevcut AMPA reseptörlerinin fosforillenmesi ve yeni AMPA reseptörlerinin membrana insersiyonu
Bu olaylar sinapsın glutamata olan duyarlılığını artırarak 'erken faz' LTP ekspresyonunu sağlar.

Anahtar Kavram

LTP Erken Faz Mekanizması (AMPA Reseptör Trafiği)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 262Soru

Acil servise başvuran bir hastada yapılan fizik muayenede; göz bebeklerinde ileri derecede daralma (miyozis), aşırı tükürük salgısı ve barsak seslerinde artış saptanmıştır. Bu klinik tabloda görülen parasempatik aşırı aktivite bulgularının ortaya çıkmasında, hedef organlardaki hücrelerde uyarılan reseptör tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Muskarinik reseptörler

Cevap

Parasempatik sistemin postgangliyonik hedef organ etkilerinden sorumlu olan muskarinik reseptörlerdir.
Soruda tanımlanan miyozis ve aşırı salgılama gibi bulgular parasempatik sistemin aşırı aktivasyonunu gösterir. Parasempatik sinir sisteminde, postgangliyonik lifler hedef organlara (düz kas, kalp kası, bezler) ulaştığında asetilkolin salgılar. Bu asetilkolin, hedef hücrelerin membranında bulunan muskarinik reseptörlere bağlanarak hücre içi sinyal yollarını (genellikle G-proteinleri üzerinden) aktive eder. Bu nedenle doğru yanıt muskarinik reseptörlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Miyozis, aşırı salivasyon ve GİS motilite artışı parasempatik (kolinerjik) aktiviteyi işaret eder.
Bu bulgular 'rest and digest' (dinlen ve sindir) sisteminin klasik aktivasyon belirtileridir.
2
Otonom sinir sistemi innervasyon basamaklarını hatırla.
Parasempatik sistemde pregangliyonik lif asetilkolin salar (nikotinik reseptör uyarılır), postgangliyonik lif de asetilkolin salar.
Hedef organdaki yanıtın tipi, oradaki spesifik reseptöre bağlıdır.
3
Hedef organ reseptörünü belirle.
Hedef organdaki kolinerjik reseptörler muskarinik tiptedir.
Otonom efektör organlardaki asetilkolin yanıtı her zaman muskarinik reseptörler aracılığıyladır.

Anahtar Kavram

Otonom sinir sisteminde parasempatik postgangliyonik nöronlar asetilkolin salgılar ve bu nörotransmitter hedef hücrelerdeki muskarinik (M1-M5) reseptörlere bağlanarak etki gösterir.

Alternatif Yöntem

Otonom sistemde 'gangliyon' ve 'hedef organ' ayrımını yaparak çözebilirsiniz: Gangliyonların tamamı nikotiniktir (NnN_n), parasempatik hedef organların tamamı muskariniktir (MM).
Tahmini Süre:45s
Soru 263Soru

Eksitabl bir hücrede aksiyon potansiyelinin repolarizasyon fazının sonuna doğru başlayan ve normalden daha güçlü bir uyaranla yeni bir aksiyon potansiyelinin tetiklenebildiği 'rölatif refrakter dönem'in temel fizyolojik mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bazı voltaj kapılı Na+Na^+ kanallarının tekrar aktive edilebilir konuma geçmesiyle birlikte, voltaj kapılı K+K^+ kanallarının halen açık olması

Cevap

Rölatif refrakter dönemde bazı sodyum kanallarının tekrar uyarılabilir hale gelmesiyle beraber, açık kalan potasyum kanallarının membranı hiperpolarize ederek uyarılmaya direnç oluşturmasıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, rölatif refrakter dönemin iki ana bileşenini açıklar: Voltaj kapılı sodyum kanallarının inaktivasyon kapılarının açılmaya başlaması (böylece kanal tekrar uyarılabilir) ve voltaj kapılı potasyum kanallarının hala açık kalarak membranı hiperpolarize etmesi (böylece eşik değere ulaşmak zorlaşır).

Adım Adım Çözüm

1
Aksiyon potansiyeli fazlarını analiz et.
Repolarizasyonun sonunda potasyum kanalları yavaş kapandığı için membran hiperpolarize olur.
Potasyum iletkenliğinin yüksek kalması membran potansiyelini EKE_K değerine yaklaştırır.
2
Sodyum kanallarının kapı durumlarını değerlendir.
Mutlak refrakter dönemden çıkılırken sodyum kanalının inaktivasyon kapısı (h) açılır, aktivasyon kapısı (m) kapanır.
Kanalın tekrar uyarılabilir hale gelmesi için inaktivasyon kapısının açılması zorunludur.
3
Refrakter dönemlerin uyarılma şartlarını karşılaştır.
Dışarı sızan K+K^+ akımı, içeri girecek olan Na+Na^+ akımına direnç gösterdiği için eşik değeri aşmak için daha güçlü uyaran gerekir.
Hiperpolarizasyon membranı eşik değerden uzaklaştırır.

Anahtar Kavram

Rölatif refrakter dönem, sodyum kanallarının bir kısmının 'recovery' (iyileşme) göstermesi ve potasyum kanallarının geç kapanması (hiperpolarizasyon) arasındaki dengedir.

Daha Fazla Pratik

Voltaj kapılı sodyum kanallarının inaktivasyon kapısının (h kapısı) zamana ve voltaja bağlı kinetiğini tekrar etmeniz önerilir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 264Soru

Hipotalamusun lateral bölgesindeki nöronlar tarafından sentezlenen, uyanıklık düzeyinin korunmasında ve sirkadiyen ritim ile enerji dengesi arasındaki koordinasyonda kritik rol oynayan, eksikliğinde ise narkolepsi (ani uyku atakları) tablosu gelişen nöromodülatör madde aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Orexin (Hipokretin)

Cevap

Orexin (Hipokretin)
Orexin (veya hipokretin), lateral hipotalamustaki nöronlar tarafından üretilen ve beyin sapındaki uyanıklık merkezlerini (locus coeruleus, raphe nükleusları vb.) aktive eden bir nöromodülatördür. Eksikliği narkolepsi olarak bilinen, gündüz aşırı uyku eğilimi ve REM uykusunun aniden başlamasıyla karakterize hastalığa yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Hipotalamusun lateral bölgesinin temel fonksiyonlarını değerlendir.
Lateral hipotalamusun 'açlık' ve 'uyanıklık' merkezlerini içerdiği saptanır.
Soruda belirtilen klinik tablo ve bölge ilişkisini kurmak için gereklidir.
2
Narkolepsi patofizyolojisindeki biyokimyasal eksikliği tanımla.
Narkolepsi hastalarında lateral hipotalamustaki oreksinerjik nöronların kaybı veya oreksin (hipokretin) seviyesinin düşük olduğu bilinir.
Klinik semptomun (uyku atakları) altında yatan mekanizmayı belirlemek için kritiktir.
3
Seçeneklerdeki diğer peptitlerin fonksiyonlarıyla karşılaştır.
Melatonin (uyku yapıcı), NPY (iştah artırıcı), Somatostatin (hormon baskılayıcı) ve Leptin (iştah baskılayıcı) elenerek Orexin'e ulaşılır.
Doğru maddeyi diğer benzer fonksiyonlu veya komşu bölge maddelerinden ayırt etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Orexin (hipokretin), uyanıklık sisteminin (ascending arousal system) sürdürülmesinde merkezi bir rol oynar ve lateral hipotalamusta lokalize olmuştur.

Alternatif Yöntem

Narkolepsi anahtar kelimesini 'hipokretin eksikliği' ile doğrudan eşleştirerek hızlıca çözüme gidilebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 265Soru

İstirahat tremoru, rijidite (kas sertliği) ve bradikinezi (hareketlerde yavaşlama) şikayetleri olan bir hastada yapılan incelemeler sonucunda Parkinson hastalığı tanısı konulmuştur. Bu klinik tablonun ortaya çıkmasına neden olan, substantia nigra pars compacta bölgesindeki nöronlardan salınan ve striatuma projekte olan eksik nörotransmitter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dopamin

Cevap

Dopamin
Parkinson hastalığının fizyopatolojisinde rol oynayan temel mekanizma, substantia nigra pars compacta bölgesindeki nöronların dejenerasyonudur. Bu nöronlar nigrostriatal yolak üzerinden striatuma dopamin salgılar. Dopaminin striatumdaki D1 ve D2 reseptörleri üzerindeki etkisi ortadan kalktığında motor kontrol bozulur ve karakteristik semptomlar gelişir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik semptomlarını (istirahat tremoru, bradikinezi, rijidite) değerlendir.
Bu semptom kümesi tipik Parkinson hastalığı tablosuna işaret eder.
Parkinson hastalığı, bazal gangliyonların motor kontrol mekanizmalarındaki bozulmanın sonucudur.
2
Hastalığın anatomik kaynağını belirle.
Patoloji, mezensefalonda bulunan substantia nigra pars compacta (SNpc) bölgesindedir.
SNpc nöronları, bazal gangliyonların ana kontrol merkezi olan striatuma yoğun projeksiyonlar gönderir.
3
Etkilenen nörotransmitteri tanımla.
SNpc'den salınan temel nörotransmitter dopamindir.
Dopamin eksikliği, bazal gangliyonların direkt yolağının inhibisyonuna ve indirekt yolağının aşırı aktivasyonuna yol açarak hareket kısıtlılığına (hipokinezi) neden olur.

Anahtar Kavram

Parkinson hastalığı, substantia nigra pars compacta'daki dopaminerjik nöronların kaybı ile karakterize bir bazal gangliyon hastalığıdır.
Soru 266Soru

Sinaptik terminallerde gerçekleşen presinaptik inhibisyon süreçlerinde, presinaptik yerleşimli metabotropik reseptörlerin (örneğin α2\alpha_2-adrenerjik veya GABABGABA_B reseptörleri) aktivasyonu nörotransmitter salınımını baskılamaktadır. Bu baskılama sürecinde rol oynayan en hızlı ve temel moleküler mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: GβγG_{\beta\gamma} dimerinin presinaptik voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına (NN veya P/QP/Q tipi) doğrudan bağlanarak kalsiyum girişini azaltması

Cevap

Presinaptik metabotropik reseptörlerin aktivasyonu ile açığa çıkan GβγG_{\beta\gamma} dimerinin voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına doğrudan bağlanarak kalsiyum girişini azaltmasıdır.
Sinaptik iletide presinaptik inhibisyonun en hızlı bileşeni, metabotropik reseptör aktivasyonu ile serbest kalan GβγG_{\beta\gamma} dimerinin, aksiyon potansiyeli sırasında açılan NN ve P/QP/Q tipi voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına doğrudan bağlanarak onları inhibe etmesidir. Bu durum, vezikül füzyonu için kritik olan kalsiyum girişini azaltarak nörotransmitter salınımını baskılar.

Adım Adım Çözüm

1
Reseptör tipini ve sinyal yolağını belirleme
α2\alpha_2 ve GABABGABA_B reseptörleri Gi/oG_{i/o} kenetli metabotropik reseptörlerdir.
İnhibitör etkilerin çoğu GiG_i veya GoG_o proteinleri üzerinden yürütülür.
2
G-proteini aktivasyonunu analiz etme
Guanin nükleotid değişimi sonrası GαG_{\alpha} ve GβγG_{\beta\gamma} alt birimleri birbirinden ayrılır.
Her iki alt birim de farklı efektör sistemleri etkileyebilir.
3
En hızlı presinaptik etkiyi saptama
GβγG_{\beta\gamma} alt birimi, membrana difüze olarak voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına (özellikle NN ve P/QP/Q tipi) doğrudan bağlanır.
Bu 'membran-delimited' (membrana sınırlı) etki, ikincil haberci (cAMP gibi) üretimine gerek duymadığı için en hızlı mekanizmadır.
4
Salınım üzerindeki sonucu değerlendirme
Kalsiyum girişi azaldığı için sinaptotagmin aktive olamaz ve SNARESNARE kompleksi füzyonu tetikleyemez.
Nörotransmitter salınımı presinaptik kalsiyum konsantrasyonuna dördüncü dereceden bağlıdır, dolayısıyla kalsiyumdaki küçük bir azalma salınımı şiddetle baskılar.

Anahtar Kavram

Presinaptik inhibisyonun moleküler temeli ve G-proteini alt birimlerinin (özellikle G-beta-gamma) iyon kanalları üzerindeki doğrudan düzenleyici etkisi.
Soru 267Soru

Beyin sapı retiküler formasyonunun motor kontrol mekanizmaları ve antigravite kas tonusu üzerindeki etkileri incelendiğinde, fonksiyonel organizasyonla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Medüller retiküler çekirdekler, yüksek beyin merkezlerinden gelen eksitatör girdi azaldığında antigravite kasları üzerindeki inhibitör kontrolünü sürdüremez hale gelirler.

Cevap

Medüller retiküler çekirdeklerin antigravite kasları üzerindeki inhibitör etkisi, serebral korteks ve kırmızı çekirdek gibi üst merkezlerden gelen aktivasyon sinyallerine bağımlıdır.
Medüller retiküler formasyon çekirdekleri, antigravite kaslarını inhibe ederek pontin retiküler sistemin eksitatör etkisini dengeler. Ancak medüller sistem, pontin sistemin aksine kendiliğinden aktif değildir. Bu sistemin çalışabilmesi için serebral korteks (özellikle motor alanlar) ve nukleus ruber'den gelen eksitatör liflerle uyarılması gerekir. Bu bağlantıların kesildiği durumlarda medüller inhibisyon durur ve pontin sistemin sürekli uyarısı sonucu ekstansör kaslarda aşırı sertlik (deserebre rijiditesi) görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Pontin ve medüller retiküler sistemlerin temel görevlerini karşılaştırın.
Pontin sistem antigravite kaslarını uyarır (eksitatör), medüller sistem ise bu kasları gevşetir (inhibitör).
Vücut duruşunun (postür) dengeli bir şekilde sürdürülmesi bu iki sistem arasındaki antagonizmaya bağlıdır.
2
Bu sistemlerin uyarılma mekanizmalarını inceleyin.
Pontin retiküler çekirdekler intrinsik (kendiliğinden) aktiftir; medüller çekirdekler ise aktifleşmek için dışsal (üst merkezlerden gelen) uyarıya ihtiyaç duyar.
İntrinsik aktivite farkı, sistemin hiyerarşik kontrolünü belirleyen temel fizyolojik özelliktir.
3
Üst merkezlerin (korteks, kırmızı çekirdek) kesilmesi durumunda ne olacağını analiz edin.
Medüller sistemin aktivasyon kaynağı kesilir, inhibitör etkisi ortadan kalkar ve intrinsik aktif olan pontin sistem baskın hale gelerek rijiditeye yol açar.
Deserebre rijiditesinin patofizyolojisi, inhibitör kontrolün kaybına ve eksitatör sistemin dizginlenememesine dayanır.

Anahtar Kavram

Beyin sapı motor kontrolünde pontin-medüller antagonizması ve medüller sistemin üst merkezlere olan bağımlılığı.
Soru 268Soru

Eksitabl bir hücrede aksiyon potansiyelinin repolarizasyon fazının sonuna doğru başlayan ve normalden daha güçlü bir uyaranla yeni bir aksiyon potansiyeli tetiklenebilen "rölatif refrakter dönem" (göreceli dirençli evre) gözlenir. Bu dönemde hücrenin uyarılabilmesi için daha güçlü bir akım gerekmesinin temel iyonik nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Voltaj kapılı potasyum kanallarının halen açık olması nedeniyle membran potansiyelinin potasyum denge potansiyeline (EKE_K) yaklaşarak hiperpolarize olması

Cevap

Rölatif refrakter dönemde uyarılabilirliğin düşük olmasının temel nedeni, potasyum geçirgenliğinin halen yüksek olması ve sodyum kanallarının bir kısmının henüz inaktivasyondan çıkmamış olmasıdır.
Rölatif refrakter dönemde, voltaj kapılı potasyum kanallarının yavaş kapanması nedeniyle potasyum geçirgenliği istirahat seviyesinin üzerindedir. Bu durum membran potansiyelini potasyumun denge potansiyeline (EKE_K) yaklaştırarak hiperpolarizasyona (art-hiperpolarizasyon) neden olur. Membran eşik değerden daha negatif bir seviyede olduğu için, aksiyon potansiyeli oluşturmak adına normalden daha güçlü bir depolarize edici uyaran gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Aksiyon potansiyeli fazlarını analiz et
Repolarizasyon fazında voltaj kapılı K+K^+ kanalları açılır ve Na+Na^+ kanalları inaktive olur.
Hücrenin istirahat potansiyeline dönmesi için pozitif yüklerin (K+K^+) dışarı çıkması gerekir.
2
Potasyum kanallarının kapanma hızını değerlendir
Voltaj kapılı K+K^+ kanalları yavaş kapanır, bu da membran potansiyelinin istirahat seviyesinin altına (hiperpolarizasyon) inmesine neden olur.
Kanal kinetiği gereği K+K^+ akımı bir süre daha devam ederek membranı EKE_K değerine (-94 mV civarı) yaklaştırır.
3
Refrakter dönem ayrımını yap
Membran hiperpolarize durumdayken (eşikten uzak), bir kısım Na+Na^+ kanalı inaktivasyondan çıkmışsa 'rölatif refrakter dönem'dedir.
Hücre eşik değerden daha uzak olduğu için (örneğin -70 mV yerine -85 mV), aksiyon potansiyeli başlatmak için daha büyük bir voltaj değişikliği gerekir.

Anahtar Kavram

Rölatif refrakter dönemde uyarılabilirlik azalmıştır çünkü membran hiperpolarize durumdadır.

İpuçları

1
Refrakter dönemleri sodyum kanallarının durumu ve membran potansiyelinin seviyesi belirler.
2
Hücrenin eşik değerden daha negatif bir potansiyele sahip olması (hiperpolarizasyon) uyarılmayı zorlaştırır.
3
Aksiyon potansiyelinin sonunda hangi iyon kanallarının açık kalması membranı hiperpolarize eder?

Daha Fazla Pratik

Mutlak refrakter dönemi sonlandıran temel olay nedir?
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 269Soru

Sağlıklı bir yetişkinde derin uyku (N3 evresi) sırasında elektroensefalogram (EEG) kayıtlarında baskın olarak izlenen, 0.540.5-4 Hz frekans aralığına sahip ve yüksek voltajlı dalga tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Delta dalgaları

Cevap

Derin uyku (N3) evresinde EEG'de izlenen dalga tipi Delta dalgalarıdır.
Delta dalgaları, uykunun en derin safhası olan N3 (yavaş dalga uykusu) döneminde baskın olan, 0.540.5-4 Hz frekansında ve yüksek amplitüdlü (voltajlı) dalgalardır. Bu evre, beyin aktivitesinin en çok senkronize olduğu dönemi temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
N3 evresindeki fizyolojik durumu analiz et.
N3 evresi, metabolik hızın ve beyin aktivitesinin en düşük olduğu derin uyku evresidir.
Uyku evreleri, EEG'deki senkronizasyon ve frekans değişikliklerine göre sınıflandırılır.
2
Evreye özgü EEG frekans aralığını belirle.
Bu evrede beyin dalgaları senkronize olur ve frekans 0.540.5-4 Hz seviyesine düşer.
Derin uykuda nöronal ateşleme hızı azalırken, geniş nöron grupları aynı anda deşarj olduğu için voltaj yükselir.
3
Tanımlanan özellikleri dalga tipleriyle eşleştir.
Bu özelliklere sahip dalga tipi Delta dalgalarıdır.
Elektrofizyolojik terminolojide en düşük frekanslı dalgalar Delta olarak isimlendirilir.

Anahtar Kavram

Uyku Evreleri ve EEG Dalga Formları

Daha Fazla Pratik

REM uykusu ile N3 evresi arasındaki EEG ve kas tonusu farklarını karşılaştırarak çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 270Soru

Merkezi sinir sisteminin homeostatik mikroçevresini koruyan Beyin Omurilik Sıvısı (BOS) ve Kan-Beyin Bariyeri (KBB) sistemlerinin bileşimsel ve fonksiyonel özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: BOS'taki klor (ClCl^-) ve magnezyum (Mg2+Mg^{2+}) konsantrasyonları plazmaya göre daha yüksekken; potasyum (K+K^+) ve kalsiyum (Ca2+Ca^{2+}) konsantrasyonları plazmaya göre daha düşüktür.

Cevap

BOS'taki klor ve magnezyum konsantrasyonları plazmaya göre daha yüksek, potasyum ve kalsiyum ise plazmaya göre daha düşüktür.
Doğru olan ifadede belirtildiği gibi BOS bileşimi plazmadan farklıdır. BOS'ta sodyum seviyesi plazma ile yaklaşık olarak aynıyken, klor ve magnezyum plazmadan daha yüksektir. Buna karşılık potasyum, kalsiyum, glukoz ve protein seviyeleri plazmadan belirgin şekilde daha düşüktür. Bu durum, koroid pleksus epitelindeki aktif taşıma sistemlerinin bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
BOS ve plazma iyon konsantrasyonlarının karşılaştırılması.
BOS'ta ClCl^- (124 mEq/L vs 100 mEq/L) ve Mg2+Mg^{2+} (%10-20 daha yüksek) konsantrasyonları plazmadan fazladır; K+K^+ (2.9 mEq/L vs 4.5 mEq/L) ve Ca2+Ca^{2+} (~%50 daha az) ise plazmadan azdır.
Bu iyonik farklar, MSS'nin elektriksel uyarılabilirliğini ve nöronal mikroçevreyi stabilize etmek için aktif transportla korunur.
2
KBB ve BOS üretim mekanizmalarının analizi.
BOS koroid pleksuslarda aktif olarak salgılanırken, KBB endotel hücreleri arasındaki sıkı bağlantılarla yüksek dirençli bir bariyer oluşturur.
Bariyerin bütünlüğü ve BOS salgısının seçiciliği MSS'yi toksinlerden ve plazma dalgalanmalarından korur.

Anahtar Kavram

BOS plazmanın bir ultrafiltratı değil, koroid pleksus tarafından aktif olarak düzenlenen sekresyon ürünüdür; KBB'nin ana bileşeni endotel hücreleri arasındaki sıkı bağlantılardır.

Daha Fazla Pratik

Kan-BOS bariyeri ile Kan-Beyin bariyeri arasındaki hücresel farkları ve 'circumventricular' organların neden bariyer içermediğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 271Soru

Merkezi sinir sisteminin homeostatik mikroçevresini düzenleyen beyin omurilik sıvısı (BOSBOS) üretimi, iyonik kompozisyonu ve bariyer sistemlerinin yapısal organizasyonu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: BOSBOS içeriğindeki glukozun kan-beyin bariyerinden geçişi, vasküler endotel hücreleri üzerinde bulunan insülin bağımlı GLUT4GLUT-4 taşıyıcıları aracılığıyla gerçekleştirilen aktif bir transport sürecidir.

Cevap

BOS glukoz içeriğinin kan-beyin bariyerinden geçişi, insülin reseptörü gerektirmeyen ve enerji harcanmayan GLUT-1 aracılı kolaylaştırılmış difüzyon ile sağlanır; GLUT-4 ise kas ve yağ dokusunda insülin bağımlı olarak görev yapar.
Merkezi sinir sisteminde glukozun kan-beyin bariyerini geçişi, endotel hücreleri üzerindeki GLUT1GLUT-1 taşıyıcıları aracılığıyla gerçekleştirilen kolaylaştırılmış difüzyon sürecidir. Bu süreç insülinden bağımsızdır ve enerji harcanmaz. Seçenekte belirtilen GLUT4GLUT-4 ise iskelet kası ve yağ dokusunda bulunan insülin bağımlı taşıyıcıdır ve bariyer geçişinde rol oynamaz.

Adım Adım Çözüm

1
BOS üretim mekanizmasını analiz et
Koroid pleksus epiteli apikal yüzündeki Na+/K+Na^+/K^+-ATPaz pompasının sodyumu ventriküle pompaladığı doğrulandı.
Sodyum sekresyonu, klor ve suyun ozmotik olarak ventriküle çekilmesini sağlar.
2
İyonik kompozisyonu plazma ile karşılaştır
BOS'ta ClCl^- ve Mg2+Mg^{2+} yüksek, K+K^+ ve Ca2+Ca^{2+} düşüktür.
Nöronal stabilite için iyonik çevre sıkı bir aktif kontrol altındadır.
3
Bariyer sistemlerinin yapısal farklarını değerlendir
KBB'de endotel hücreleri, kan-BOS bariyerinde ise koroid epitel hücreleri sıkı bağlantılarla asıl bariyeri oluşturur.
Koroid pleksus kapillerleri madde sızmasına izin veren fenestrasyonlu yapıdadır.
4
Glukoz taşıma proteinlerini ve mekanizmasını kontrol et
Merkezi sinir sisteminde ana glukoz taşıyıcısının GLUT1GLUT-1 olduğu ve sürecin pasif (kolaylaştırılmış difüzyon) olduğu saptandı.
GLUT4GLUT-4 insülin bağımlı olup periferik dokularda bulunur; beynin glukoz ihtiyacı insülinden bağımsız karşılanmalıdır.

Anahtar Kavram

BOS ve Kan-Beyin Bariyeri Dinamikleri

Daha Fazla Pratik

BOS ve plazma arasındaki pH farkının (7.33 vs 7.40) nedenlerini ve bunun solunum kontrolü üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 272Soru

Beyin sapı retiküler formasyonu; uyanıklığın sürdürülmesinden hayati otonomik fonksiyonların regülasyonuna ve vücut postürünün motor kontrolüne kadar geniş bir yelpazede görev yapar. Bu sistemdeki farklı çekirdek gruplarının yerleşimi ve fonksiyonel rolleri, nörolojik muayene ve klinik patolojilerin anlaşılmasında kritiktir. Buna göre, beyin sapı retiküler formasyonu ve ilgili merkezlerin fonksiyonel organizasyonu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pontin retiküler çekirdekler, antigravite kaslarını innerve eden motor nöronlar üzerinde uyarıcı etki gösterirken; medüller retiküler çekirdekler bu kaslar üzerinde inhibitör etki gösterir.

Cevap

Pontin retiküler çekirdeklerin antigravite kaslarını uyardığı, medüller retiküler çekirdeklerin ise bu kasları inhibe ettiği ifadesi doğrudur.
Doğru ifade, pontin retiküler çekirdeklerin antigravite (ekstansör) kaslarını uyararak vücudun yer çekimine karşı dik durmasını sağladığını, medüller retiküler çekirdeklerin ise bu kasları inhibe ederek hareket serbestliği ve denge kurduğunu belirtmektedir. Bu antagonist ilişki, retikülospinal yollar aracılığıyla omurilikteki motor nöronlar üzerinden gerçekleştirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Beyin sapındaki retiküler çekirdeklerin motor rollerini analiz et.
Pontin retiküler nükleuslar antigravite kaslarını uyarırken, medüller nükleuslar bu kasları inhibe eder.
Bu iki sistem arasındaki denge, normal postürün korunmasını sağlar.
2
ARASARAS sisteminin fonksiyonunu değerlendir.
ARASARAS, asendan yollarla serebral korteksi uyararak uyanıklığı sağlar.
Uyanıklık düzeyinin kontrolü retiküler formasyonun en temel fonksiyonlarından biridir.
3
Otonomik merkezlerin lokalizasyonunu doğrula.
Kardiyovasküler ve temel solunum (DRG, VRG) merkezleri medulla oblongata'da; modülatör solunum merkezleri (pnömotaksik) ise ponsta yer alır.
Hayati merkezlerin lokalizasyonu klinik beyin sapı lezyonlarının tanısında kritiktir.

Anahtar Kavram

Beyin sapı retiküler formasyonunun motor (pontin/medüller antagonist etkileşim) ve otonomik fonksiyonel lokalizasyonu.
Soru 273Soru

6262 yaşında bir erkek hasta, sağ kol ve bacağında aniden başlayan, geniş amplitüdlü, savurma tarzında ve kontrol edilemeyen şiddetli hareketler şikayetiyle acil servise başvuruyor. Nörolojik muayenede hastanın bu hareketleri durduramadığı, ancak hareketlerin uyku sırasında kaybolduğu gözleniyor. Bu klinik tabloya neden olan lezyonun aşağıdaki anatomik yapıların hangisinde yer alması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sol subtalamik nukleus

Cevap

Sağ vücut yarısında görülen şiddetli savurma hareketleri (hemiballismus) sol subtalamik nukleus lezyonuna işaret eder.
Hemiballismus, subtalamik nukleusun (STN) tek taraflı hasarı (genellikle vasküler) sonucu gelişen bir hiperkinetik bozukluktur. STN, bazal gangliyonların indirekt yolunda Globus Pallidus İnternus (GPi) üzerine eksitatör (glutamaterjik) bir uyarı göndererek talamusun motor çekirdeklerinin baskılanmasını sağlar. STN hasar gördüğünde, talamus üzerindeki bu inhibitör baskı kalkar (disinhibisyon) ve motor kortekse giden uyarılar artarak vücudun karşı tarafında şiddetli, kontrolsüz savurma hareketlerine yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Geniş amplitüdlü, proksimal kasları tutan savurma tarzı hareketler hemiballismus olarak tanımlanır.
Semptomun motor sistemin hangi bölgesinden kaynaklandığını belirlemek için klinik tanım gereklidir.
2
Anatomik lokalizasyonu hatırla
Hemiballismusun en spesifik nedeni subtalamik nukleusun (STN) hasardır.
STN, bazal gangliyonların indirekt yolunda talamus üzerindeki inhibitör kontrolü sağlayan kritik bir merkezdir.
3
Lezyon tarafını belirle
Bazal gangliyon fonksiyonel etkileri çaprazlama yaparak kontralateral vücut yarısında ortaya çıkar.
Sağ vücut belirtileri sol yarımküredeki (kontralateral) bir lezyonu gerektirir.

Anahtar Kavram

Hemiballismus ve Subtalamik Nukleus İlişkisi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 274Soru

Kimyasal sinapslarda nörotransmitter salınımı, sinaptik vezikül zarı ile presinaptik plazma zarının birbirine yaklaşması ve füzyonu ile gerçekleşir. Bu süreçte vezikül membranı üzerinde yer alan ve 'v-SNARE' (vezikül-SNARE) olarak adlandırılan protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sinaptobrevin

Cevap

Vezikül membranı üzerinde yer alan v-SNARE proteini Sinaptobrevin'dir.
Sinaptobrevin (ayrıca VAMP olarak bilinir), nörotransmitter yüklü veziküllerin membranı üzerinde yer alan bir v-SNARE proteinidir. Sinaptik ileti sırasında plazma membranındaki t-SNARE proteinleri (sintaksin ve SNAP-25) ile birleşerek vezikül füzyonunu sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Kimyasal sinapsta vezikül füzyon mekanizmasını hatırlayın.
Vezikül füzyonu için SNARE proteinlerinin (v-SNARE ve t-SNARE) birbirine kenetlenmesi gerekir.
Vezikülün plazma membranına bağlanması ve füzyon deliğinin açılması bu proteinler aracılığıyla olur.
2
SNARE proteinlerini yerleşim yerlerine göre gruplandırın.
Vezikül üzerindekiler v-SNARE, plazma membranındakiler t-SNARE (target) olarak sınıflandırılır.
Konumsal ayrım, füzyon sürecindeki spesifik görevlerini belirler.
3
Sinaptobrevin, sintaksin ve SNAP-25'in yerleşimlerini eşleştirin.
Sinaptobrevin vezikülde (v-SNARE); sintaksin ve SNAP-25 ise plazma membranında (t-SNARE) bulunur.
Soru kökünde istenen v-SNARE tanımına en uygun seçenek belirlenmiş olur.

Anahtar Kavram

SNARE proteinlerinin (Sinaptobrevin, Sintaksin, SNAP-25) sinaptik terminaldeki konumsal dağılımı.
Tahmini Süre:45s
Soru 275Soru

Sinaptik vezikül döngüsü sürecinde, nörotransmitter içeren veziküllerin presinaptik membrandaki ekzositoz bölgelerine (aktif zon) doğru yönlendirilmesi ve bu bölgelere hedeflenmesinde (targeting) görev alan, GTPaz aktivitesine sahip olan protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rab3

Cevap

Veziküllerin presinaptik terminalde aktif zona yönlendirilmesi ve hedeflenmesinden sorumlu GTPaz aktiviteli protein Rab3'tür.
Vezikül döngüsünde 'hedefleme' (targeting) ve 'kenetlenme' (docking) süreçleri Rab proteinleri tarafından yönetilir. Rab3, vezikül üzerinde GTP'ye bağlı haldeyken aktif zona yönlenmeyi sağlar ve burada efektör proteinlerle etkileşime girerek vezikülü doğru yere sabitler. Bu süreçte GTP hidrolizi gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Vezikül döngüsünün aşamalarını belirleyin.
Mobilizasyon, Hedefleme (Targeting), Kenetlenme (Docking), Priming, Füzyon ve Geri Dönüşüm aşamaları mevcuttur.
Soruda sorulan işlevin hangi döngü aşamasına ait olduğunu anlamak için gereklidir.
2
Yönlendirme ve hedefleme işlevini gerçekleştiren moleküler sınıfı tanımlayın.
Hücre içi veziküler trafikte yönlendirme genellikle Rab ailesi proteinleri (küçük GTPazlar) tarafından kontrol edilir.
GTPaz aktivitesi ve 'targeting' anahtar kelimeleri doğrudan bu protein grubuna işaret eder.
3
Diğer proteinlerin görevlerini eleyin.
SNARE proteinleri yapısal, NSF geri dönüşümcü, Sinaptotagmin ise tetikleyicidir.
Hatalı seçenekleri eleyerek doğru sonuca ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Sinaptik vezikül trafiğinde Rab proteinlerinin (özellikle Rab3) GTP döngüsü aracılığıyla vezikül yönlendirme ve docking kontrolü.
Tahmini Süre:50s
Soru 276Soru

Somatosensoriyel sistemin propriosepsiyon bileşeninde görev alan kas iğcikleri (muscle spindles), kasın hem statik boyu hem de dinamik boy değişimi hakkında santral sinir sistemine bilgi sağlar. Nörolojik muayene sırasında patella refleksini başlatmak için kullanılan refleks çekici darbesi gibi hızlı ve ani germe uyaranlarına karşı, Grup IaGrup\ I a afferent liflerinde gözlenen güçlü 'dinamik yanıt'tan (dynamic response) sorumlu olan birincil fonksiyonel yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nükleer bag lifleri

Cevap

Kas iğciklerindeki nükleer bag lifleri, ani boy değişimlerine karşı duyarlı olan dinamik germe yanıtından sorumludur.
Kas iğcikleri, nükleer bag ve nükleer chain olmak üzere iki tip intrafuzal lif içerir. Nükleer bag lifleri, özellikle 'dinamik nükleer bag' alt tipi, kasın gerilme hızına karşı son derece duyarlıdır. Bir kas aniden gerildiğinde (örneğin patella tendonuna vurulduğunda), bu lifler Grup IaGrup\ I a (primer) afferent sinir uçlarında çok yüksek frekanslı bir aksiyon potansiyeli dizisi oluşturur. Bu olay 'dinamik yanıt' olarak adlandırılır ve derin tendon refleksinin temelini oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Kas iğciği içindeki intrafuzal lif tiplerini ayırt et
Nükleer bag ve nükleer chain lifleri belirlendi.
Dinamik ve statik yanıtlar farklı morfolojik yapılardan köken alır.
2
Uyaranın niteliğini analiz et
Uyaranın 'hızlı ve ani germe' (hız duyarlılığı) olduğu saptandı.
Refleks çekici darbesi, kasın boyunu değil, boyundaki değişim hızını uyarır.
3
Reseptör-yanıt eşleşmesini kur
Nükleer bag liflerinin dinamik germe duyarlılığı ile Grup IaGrup\ I a liflerinin deşarj frekansı ilişkilendirildi.
Dinamik yanıt, nükleer bag liflerinin viskoelastik yapısı sayesinde Grup IaGrup\ I a liflerinde geçici yüksek frekanslı bir çıkış yaratır.

Anahtar Kavram

Kas iğciklerinde nükleer bag lifleri dinamik (hıza duyarlı), nükleer chain lifleri ise statik (boya duyarlı) yanıtın kaynağıdır.

Daha Fazla Pratik

Grup Ia ve Grup II liflerinin nükleer bag/chain üzerindeki yerleşim farklarını ve gama motor nöronların bu sistemdeki hassasiyet ayarlayıcı rolünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 277Soru

Adrenal medulla, embriyolojik ve fonksiyonel açıdan otonom gangliyonlara benzerlik gösteren ve sempatik aktivasyon sırasında sistemik dolaşıma yüksek miktarda epinefrin salgılayan özelleşmiş bir dokudur. Bu dokuda kromaffin hücrelerden katekolamin salınımını tetikleyen birincil sinaptik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pregangliyonik sempatik liflerden salınan asetilkolinin nikotinik reseptörlere bağlanması

Cevap

Pregangliyonik sempatik liflerden salınan asetilkolinin nikotinik reseptörlere bağlanması, adrenal medulladan katekolamin salınımını sağlayan temel mekanizmadır.
Adrenal medulla, embriyolojik olarak sempatik gangliyonlardaki postgangliyonik nöronlarla aynı kökenden (nöral krista) gelir. Bu nedenle, tipik bir postgangliyonik nöron içermez; bunun yerine doğrudan spinal kordun lateral boynuzundan çıkan pregangliyonik sempatik lifler tarafından uyarılır. Bu kolinerjik lifler asetilkolin salgılar. Asetilkolin, kromaffin hücreleri üzerindeki nikotinik reseptörlere bağlanarak hücreye sodyum ve kalsiyum girişini artırır, bu da epinefrin ve norepinefrinin ekzositoz yoluyla dolaşıma verilmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Adrenal medullanın anatomik ve fonksiyonel yapısını analiz et.
Adrenal medullanın modifiye bir sempatik gangliyon olduğu ve doğrudan spinal korddan gelen liflerce uyarıldığı saptanır.
Bu doku, postgangliyonik nöronların gövdelerine homolog olan kromaffin hücrelerinden oluşur.
2
Uyarıcı liflerin tipini ve salgıladığı nörotransmitteri belirle.
Uyarıcı lifler pregangliyonik sempatik liflerdir ve tüm pregangliyonik lifler gibi asetilkolin (ACh) salgılarlar.
Otonom sinir sisteminde sempatik ve parasempatik tüm pregangliyonik lifler kolinerjiktir.
3
Efektör hücre üzerindeki reseptör tipini tanımla.
Asetilkolin, kromaffin hücreleri üzerindeki nikotinik (NNN_N) reseptörlere bağlanır.
Otonom gangliyonlarda ve adrenal medullada pregangliyonik uyarım her zaman nikotinik reseptörler üzerinden gerçekleşir.

Anahtar Kavram

Adrenal medulla, pregangliyonik sempatik liflerle (kolinerjik) doğrudan innerve edilen ve nikotinik reseptörler aracılığıyla aktive olan bir nöroendokrin organdır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 278Soru

Merkezi sinir sisteminde (MSSMSS) nöronal ağların gelişimi ve sinaptik plastisitenin düzenlenmesi sürecinde, astrositlerin salgıladığı faktörlerin sinaptogenez üzerindeki etkileri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Astrositler tarafından salınan trombospondinler (TSP1TSP-1 ve TSP2TSP-2), eksitatör sinapsların yapısal oluşumunu indükler; ancak bu sinapslar postsinaptik membranda fonksiyonel AMPAAMPA reseptörleri bulunmadığı için başlangıçta sessizdir.

Cevap

Astrositler tarafından salınan trombospondinler eksitatör sinapsların yapısal çatısını kurarken, bu sinapsların fonksiyonel hale gelmesi (AMPA reseptörü katılımı) için ek glia faktörlerine ihtiyaç duyulur.
Merkezi sinir sisteminde astrositler, sinaptogenez sürecinde aktif rol oynarlar. Astrositlerden salgılanan Trombospondin-1 (TSP1TSP-1) ve Trombospondin-2 (TSP2TSP-2), nöronlar arasında ultrastrüktürel olarak normal görünen eksitatör sinapsların oluşumunu indükler. Ancak bu sinapslar, postsinaptik membranda AMPA tipi glutamat reseptörleri bulunmadığı için (sadece NMDA reseptörleri içerdikleri için) istirahat potansiyelinde glutamata yanıt veremezler ve 'sessiz sinaps' olarak adlandırılırlar. AMPA reseptörlerinin sinapsa katılımı için Hevin veya Glypican gibi diğer glia faktörlerine ihtiyaç duyulur.

Adım Adım Çözüm

1
Astrositlerin sinaptogenezdeki rolünü belirle.
Astrositler, trombospondinler (TSP-1, TSP-2) gibi faktörler salgılayarak sinaps oluşumunu uyarır.
Gelişimsel süreçte glia-nöron etkileşimi sinaps sayısının belirlenmesinde temeldir.
2
Trombospondin etkisinin kapsamını analiz et.
TSP'ler sinapsın ultrastrüktürel olarak oluşmasını sağlar ancak oluşan sinapslar 'sessiz'dir.
TSP'ler AMPA reseptörlerinin postsinaptik membrana yerleşmesini (fonksiyonel olgunlaşma) tek başına sağlayamaz.
3
Sessiz sinaps kavramını değerlendir.
Bu sinapslarda NMDA reseptörleri bulunabilirken, AMPA reseptörleri eksiktir.
Sinaptik iletimin gerçekleşmesi için glutamatın hem NMDA hem de AMPA reseptörlerini aktive etmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Astrosit kaynaklı trombospondinlerin sinaptogenezdeki 'yapısal vs fonksiyonel' ayrımı.
Soru 279Soru

Öğrenme, bellek ve uyku süreçlerinin moleküler temelleri ile sistem düzeyindeki organizasyonu düşünüldüğünde, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uzun süreli potansiyalizasyonun (LTP) geç fazı (L-LTP), erken fazdan (E-LTP) farklı olarak gen transkripsiyonu ve protein sentezi (CREB bağımlı yolak) gerektirir.

Cevap

Uzun süreli potansiyalizasyonun (LTP) geç fazı, gen transkripsiyonu ve yeni protein sentezi (özellikle CREB yolağı aracılığıyla) gerektirmesiyle erken fazdan ayrılır.
Doğru seçenek, LTP'nin (Uzun Süreli Potansiyalizasyon) fazları arasındaki temel moleküler farkı belirtmektedir. Erken faz LTP, genellikle kalsiyum girişi sonrası mevcut AMPA reseptörlerinin fosforillenmesi ve sinapsa daha fazla reseptör eklenmesi ile karakterizeyken (dakikalar sürer); geç faz LTP, sinaptik güçlenmenin saatlerce veya günlerce sürmesi için hücre çekirdeğinde CREB (cAMP Response Element Binding protein) aktivasyonu üzerinden yeni proteinlerin sentezlenmesini ve sinaptik yapısal modifikasyonları gerektirir.

Adım Adım Çözüm

1
Sinaptik plastisite fazlarını karşılaştır
Erken LTP (E-LTP) mevcut proteinlerin (AMPA reseptörleri) modifikasyonuyla gerçekleşirken, Geç LTP (L-LTP) protein sentezi gerektirir.
Kalıcı bellek izi (engram) oluşturmak için sinapsta yapısal değişiklikler ve yeni proteinlerin sentezlenmesi şarttır.
2
Bellek türlerinin anatomik lokalizasyonunu doğrula
Deklaratif bellek hipokampusla, prosedürel bellek serebellum/bazal gangliyonlarla ilişkilidir.
Anatomik hasarların bellek üzerindeki spesifik etkilerini anlamak tanısal açıdan kritiktir.
3
Uyku evreleri ve EEG dalgalarını eşleştir
REM uykusu 'paradoksal' uykudur (hızlı dalgalar); delta dalgaları ise N3 (derin uyku) evresindedir.
EEG frekansları beyin aktivite düzeyini ve uyku evrelerini objektif olarak belirler.
4
Amnezi tanımlarını analiz et
Anterograd = yeni bilgi yok; Retrograd = eski bilgi yok.
Klinik terminolojide amnezi yönü, lezyonun etkisini tanımlar.

Anahtar Kavram

Bellek Konsolidasyonu ve Sinaptik Plastisite (CREB Yolağı)

İpuçları

1
Kısa süreli bir bilgiyi ömür boyu hatırlamak için sinapslarınızda yeni hangi maddelerin üretilmesi gerektiğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Sinaptik tagging ve capture hipotezini inceleyerek protein sentezinin spesifik olarak hangi sinapsları etkilediğini araştırın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 280Soru

Somatosensoriyel sistemde yer alan reseptörler, uyaranın devam etmesine rağmen verdikleri yanıtın azalma hızına göre tonik ve fazik olarak sınıflandırılır. Buna göre, derinin derin tabakalarında (subkutis) yer alan, özellikle yüksek frekanslı titreşim (vibrasyon) duyusunu algılayan ve çok hızlı adapte olma (fazik) özelliği gösteren reseptör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pacini korpüskülü

Cevap

Pacini korpüskülü, derinin derinliklerinde bulunan ve yüksek frekanslı titreşimlere çok hızlı adaptasyon yanıtı veren fazik bir reseptördür.
Pacini korpüskülü, somatosensoriyel sistemdeki en hızlı adapte olan reseptördür. Kapsüllü yapısı, sabit basınca yanıt vermesini engellerken basınçtaki ani değişimlere (yüksek frekanslı vibrasyon) karşı yüksek duyarlılık gösterir. Bu özellikleri nedeniyle doğru cevap Pacini korpüskülüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Duyu modalitesini belirle.
Soru yüksek frekanslı titreşim (vibrasyon) duyusunu sormaktadır.
Vibrasyon duyusu için özelleşmiş mekanoreseptörlerin belirlenmesi gerekir.
2
Adaptasyon hızını analiz et.
Soruda çok hızlı adapte olan (fazik) bir reseptör istenmektedir.
Vibrasyon gibi hızlı değişen uyaranları algılamak için reseptörün uyarana çok hızlı yanıt verip sönmesi (fazik karakter) şarttır.
3
Reseptör lokalizasyonunu doğrula.
Derin tabakalarda (subkutis) yer alan Pacini korpüskülü seçilir.
Pacini korpüskülü hem derin yerleşimi hem de kapsüllü yapısı sayesinde yüksek frekanslı mekanik değişimlere en duyarlı yapıdır.

Anahtar Kavram

Somatosensoriyel reseptörlerin adaptasyon özellikleri ve vibrasyon duyusu.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 14 / 16Sonraki
Sinir Sistemi Fizyolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 14 | Examkin