İslam düşüncesinde iman ile bilgi arasında çok yakın bir ilişki vardır. İman, bilginin üzerine inşa edildiğinde taklitten kurtulup tahkiki bir boyut kazanır. Ancak kelam âlimleri, her bilgi sahibinin mümin olarak nitelendirilemeyeceğini belirterek iman ile bilgiyi (marifet) özdeş görmemişlerdir. Örneğin Ehl-i Kitab'ın Hz. Peygamber'i kendi çocukları gibi tanıdıkları (Bakara suresi, 146. ayet) hâlde inkâr etmeleri veya şeytanın Allah'ın varlığını bilmesine rağmen isyan etmesi bu durumun delillerindendir.
Buna göre, kelamcıların marifeti (bilgiyi) tek başına iman için yeterli görmemelerinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?
- Aİslam inancına göre doğru bilginin yalnızca sadık habere dayanması sebebiyle selim akıl ve salim duyuların imanın oluşum sürecinde tamamen işlevsiz kalması
- Bİman ile bilgi ilişkisinin ancak tasavvuf ekollerindeki seyrüsefer ve fena fillah gibi pratik eğitim süreçlerinden geçilerek kavranabilmesi
- Bilginin zihinsel bir kabul ve idrakten ibaret olmasına karşılık, imanın iradi bir onaylama (tasdik) ve boyun eğme gerektirmesiCevap
- Dİhlas ve takva sahibi olmanın, bilgi düzeyinden bağımsız olarak her insanda kendiliğinden hidayet doğurması ve imanı gerçekleştirmesi
- Eİslam düşüncesinde bilginin imandan ayrı tutulmasının, ameli ve fıkhi mezheplerin ortaya çıkışındaki temel sebep olması
Cevap
Bilginin zihinsel bir kabul ve idrakten ibaret olmasına karşılık, imanın iradi bir onaylama (tasdik) ve boyun eğme gerektirmesi
Doğru cevap olan seçenek, kelamcıların iman ve marifet konusundaki ortak görüşünü yansıtmaktadır. İslam kelamında bilgi, zihnin bir şeyi idrak etmesiyle sınırlıyken; iman, bu bilginin kalp ile onaylanmasını ve kişinin hür iradesiyle teslim olmasını gerektirir. Şeytan ve inanmayanların peygamberi tanımasına dair verilen örnekler, bilginin varlığına rağmen kalbi onaylama (tasdik) gerçekleşmediği için iman dairesine girilemediğini kanıtlar.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
İman ve Bilgi İlişkisi (Marifet ve Tasdik Farkı)