Millî Edebiyat Dönemi'nin iki büyük bağımsız ismi Yahya Kemal Beyatlı ile Mehmet Âkif Ersoy’un tarih ve toplum tasavvurlarını karşılaştıran edebiyat tarihçileri, her iki sanatçının da geçmişe yöneldiğini ancak bu yönelişin niteliği bakımından ayrıştıklarını belirtirler. Yahya Kemal için tarih; estetik bir süreklilik, coğrafya ile bütünleşmiş bir millî kimlik ve "kökü mazide olan bir ati" terkibiyken; Mehmet Âkif için tarih; ibret alınması gereken bir levha, toplumsal çöküşün nedenlerini barındıran didaktik bir tecrübe alanı ve İslami uyanışın dinamiklerini taşıyan bir hafızadır.
Bu iki şairin poetikaları ve eserleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi onların tarih ve toplum anlayışlarının şiirlerine yansımasını doğru bir şekilde açıklamaktadır?
- AMehmet Âkif, toplumu harekete geçirmek için parnasizmin biçimsel mükemmelliğini kullanarak didaktik bir üslup geliştirirken; Yahya Kemal, sembolizmin saf şiir ilkelerine bağlı kalarak bireyi ve tarihi sadece hece ölçüsüyle anlatmıştır.
- BYahya Kemal, tarihi geçmişi bütünüyle reddederek tamamen hece ölçüsüyle kaleme aldığı öz şiir örneklerinde modern bir gelecek kurmayı hedeflerken; Mehmet Âkif, aruzu sadece manzum hikâyelerinde kullanıp toplumsal sorunları tarihsel bir perspektifle ele almıştır.
- Yahya Kemal, Süleymaniye'de Bayram Sabahı gibi şiirlerinde Osmanlı tarihini estetik bir dekor ve "deruni ahenk" eşliğinde ebedileştirirken; Mehmet Âkif, Süleymaniye Kürsüsünde gibi eserlerinde camiyi ve tarihi mekânı, toplumsal dertlerin konuşulduğu, dinî-ahlaki uyanışın öğütlendiği realist bir kürsü olarak kullanmıştır.Cevap
- DYahya Kemal, lirik ve pastoral nitelikleri ağır basan Kendi Gök Kubbemiz eserinde bireysel yalnızlık ve tabiat temalarına yoğunlaşırken; Mehmet Âkif, didaktik tarzda kaleme aldığı Safahat’ında tamamen Arapça-Farsça tamlamalarla örülü, sokaktan uzak, ağır bir saray dili kullanmıştır.
- EYahya Kemal, "Yeni Lisan" hareketinin ilkelerine tam olarak bağlanıp sade Türkçe ile tarihsel destanlar yazarken; Mehmet Âkif, divan şiiri nazım biçimlerini olduğu gibi koruyup sadece dinî-tasavvufi konulara yönelmiş ve toplumsal gerçeklikten uzak durmuştur.