Bilim tarihi, genellikle başarıdan başarıya koşan deha sahibi kahramanların ve mutlak doğruların kesintisiz, kronolojik bir resmi olarak sunulur. Oysa gerçek bilimsel bilgi üretimi, doğası gereği metodolojik yanılmalar, aşılması güç çıkmaz sokaklar ve zamanla yanlışlanmış hipotezlerle doludur. Bir bilim insanının ulaştığı her 'doğru', aslında elenmiş ve çürütülmüş onlarca 'yanlış' olasılığın sağlam temelleri üzerine inşa edilir. Hatalar, araştırmacıyı mevcut hipotezlerini yeniden gözden geçirmeye, elde edilen verileri farklı bir perspektiften okumaya ve yerleşik bilimsel kabullere meydan okumaya zorlar. Bu yönüyle bilimde yanılma payı, bilimsel ilerlemenin önündeki bir engel değil, tam aksine keşif sürecini dinamik kılan, yeni yollar açan kurucu bir ögedir. Yanılgıların ve başarısızlıklar��n dışlandığı, sadece pürüzsüz başarı öykülerinin aktarıldığı tek boyutlu bir bilim anlatısı, bilimin şüpheci, sorgulayıcı ve kendini durmaksızın düzelten doğasını göz ardı etmek anlamına gelir. Dolayısıyla gerçek anlamda bilimi kavramak, onun nihayetinde ulaştığı parlak sonuçlar kadar, bu sonuçlara giden yoldaki sapmaları, denemeleri ve yanlış yolları da sabırla incelemeyi gerektirir.
Bu parçaya göre, bilimsel bilginin gelişiminde hataların ve yanlış yönelimlerin rolüne ilişkin şu iddia ortaya atılmıştır: 'Bilimsel süreçte karşılaşılan yanılgılar ve başarısızlıklar, gelişimi sekteye uğratan geçici engeller olmaktan ziyade; araştırmacıyı sorgulamaya yönlendirerek yeni keşif yollarının kapısını açan ve bilimin kendi kendini düzeltme mekanizmasını çalıştıran kurucu unsurlardır.'
Cevap: Cevap