Medine döneminde Müslümanlardan biri, çaldığı bir zırhı bir Yahudinin bahçesine saklayarak suçu onun üzerine atmaya çalışmış, kendi kabilesi de suçsuz olduğunu iddia ederek bu Müslümanı hararetle savunmuştur. Durum Hz. Muhammed’e iletildiğinde, dış görünüş ve ilk deliller doğrultusunda Müslüman lehine karar vermek üzereyken, inen ayetler (Nisâ suresi, 105-107. ayetler) hainleri savunmamayı ve adaletten sapmamayı emretmiştir. Bunun üzerine Hz. Muhammed, toplumsal baskılara ve kabile bağlarına bakmaksızın adaleti tesis etmiş ve Yahudi vatandaşın suçsuz olduğunu ilan etmiştir.
Bu parçadan hareketle Hz. Muhammed'in adalet ve hak g��zetme ilkesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- AToplumsal düzenin ve huzurun korunması amacıyla taraflar arasında uzlaşmacı ve tavizkar bir orta yolun bulunması adaletin ön şartıdır.
- BDava süreçlerinde nihai hükmün verilmesinde, yerleşik örfi dayanışma kuralları ve kabile çıkarları dini adaletin önüne geçebilir.
- Hak ve adaletin tecelli etmesinde, tarafların dini ve toplumsal kimlikleri bir ayrıcalık veya haksızlık unsuru olarak kabul edilemez.Cevap
- Dİslam adalet anlayışı, yalnızca Müslüman bireylerin kendi aralarındaki hak ihlallerini çözmekle sınırlı toplumsal bir mekanizmadır.
- EYargılamada kesin delil bulunmayan şüpheli durumlarda, toplumsal birliği korumak adına Müslüman olan tarafın beyanı esas alınmalıdır.
Cevap
Hak ve adaletin tecelli etmesinde, tarafların dini ve toplumsal kimlikleri bir ayrıcalık veya haksızlık unsuru olarak kabul edilemez.
Doğru cevap, hak ve adaletin uygulanmasında kişilerin inançlarının veya toplumsal konumlarının bir ayrıcalık sebebi olamayacağını belirten yargıdır. Parçada Hz. Muhammed'in, kendi ümmetinden ve güçlü bir kabileye mensup olan Müslüman yerine, azınlık konumundaki Yahudi bir vatandaşın hakkını koruması bu ilkeyi doğrudan örneklendirir.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
Hz. Muhammed'in adalet uygulamasında eşitlik, tarafsızlık ve hak gözetme ilkelerinin dini veya toplumsal kimliklerden üstün tutulması.
Tahmini Süre:2m 0s