Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, kendine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar çerçevesinde gelişen doğal bir vasıtadır. Diğer iletişim araçları sadece anlık bilgi aktarımı sağlarken dil, geçmiş ile gelecek arasında aşınmaz köprüler kurar. Bu yönüyle o, toplumsal belleğin de yegâne taşıyıcısıdır. Sözcükler, zihnin derinliklerinde biriken soyut hislerin somut dünyaya gönderilen birer elçisi gibidir. Onlar sayesinde hiç görmediğimiz coğrafyaları zihnimizde canlandırır, farklı zamanların ruhuna dokunuruz. Nitekim ünlü dil bilimci Wilhelm von Humboldt, 'Her dil, ait olduğu milletin dünya görüşünün ve ruhsal yapısının canlı bir tasarımıdır.' diyerek dilin bu kurucu rolünü vurgular. Dolayısıyla dildeki her değişim, toplumun düşünme biçimindeki köklü bir dönüşüme işaret eder. Zihnimizin sınırlar��nı genişletmek istiyorsak öncelikle dilimizin sınırlarını beslemeli, kelimelerin dünyasında derinleşmeliyiz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
- AKarşılaştırma
- BTanık gösterme
- CTanımlama
- Sayısal verilerden yararlanmaCevap
- EBenzetme