Paragrafta Anlam
1306 soru
Geleneksel biyoloji anlayışı, doğadaki canlıların amansız bir rekabet içinde olduğunu söyler. Oysa ormanlar, bu tezin tam aksini kanıtlayan devasa bir iş birliği alanıdır. Toprağın altında uzanan mikorizal ağlar, ağaçları birbirine bağlayan biyolojik bir internet gibidir. Yaşlı ağaçlar, güneş ışığından mahrum kalan genç fidanları bu ağ sayesinde besler; bir ağaç saldırıya uğradığında salgıladığı kimyasallarla komşularını uyarır. Orman, tekil bireylerin mücadelesinden ziyade, ortak bir yaşamı sürdürmek için kenetlenmiş bir bütündür.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Fotoğrafçılık; sadece anı dondurmak değil, aynı zamanda dünyaya bakış açımızı yansıtan estetik bir sanattır. (II) Bir fotoğrafçı, kamerası aracılığıyla çevresindeki nesneleri kendi süzgecinden geçirerek izleyiciye sunar. (III) Bu sunum süreci; sanatçının ışık, gölge, açı ve kompozisyon tercihlerine göre şekillenir. (IV) Sanat eserine dönüşen bu kareler, izleyicide derin duygusal ve zihinsel çağrışımlar uyandırır. (V) Sonuç olarak fotoğraf, teknik donanım ile estetik duyarlılığın birleştiği özgün bir yaratım alanıdır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "İşte bu teknik tercihler, çekilen karenin sıradan bir belgelemeden öteye geçip sanat eserine dönüşmesini sağlar." cümlesi getirilmelidir?
(I) Çay, tüm dünyada sudan sonra en çok tüketilen içeceklerin başında gelmektedir. (II) Anavatanı Çin olan bu bitki, ilk başlarda sadece tıbbi amaçlarla ve şifa niyetine kullanılmıştır. (III) Yüzyıllar içinde ticari yollarla dünyaya yayılmış ve farklı toplumların günlük yaşamının bir parçası olmuştur. (IV) Lezzetli bir çay elde etmek için demlenecek suyun kireçsiz olmasına ve porselen demlik kullanılmasına özen gösterilmelidir. (V) Günümüzde ise çay, sadece bir içecek olmanın ötesinde, misafirperverliğin ve samimi sohbetlerin en önemli kültürel simgesidir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Bir yapıtı okurken zihnimin pürüzlü sözcüklerin dikine çarpmasını, dilin kendi içindeki engebelerinde teklemeyi hiç istemem. Benim için başarılı bir anlatım, kelimelerin bir nehrin yatağında zahmetsizce akan sular gibi birbirine eklenerek yol almasıdır. Okur, bir cümleden diğerine geçerken hiçbir engelle karşılaşmamalı, seslerin ve hecelerin kendi arasındaki ritminde kayıp gitmelidir. Telaffuz güçlüğü yaşatan, kulağı tırmalayan unsurlardan arındırılmış bir üslup, okuma eylemini kesintisiz bir yolculuğa dönüştürür.
Bu parçada dile getirilen düş��nceler, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle doğrudan ilişkilidir?
Aşağıdaki sol sütunda verilen yazar ve eser değerlendirmelerini sağ sütundaki anlatım ilkeleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Nöroestetik, sanat eserlerinin insan zihninde uyandırdığı estetik deneyimi nörobiyolojik mekanizmalar üzerinden açıklamaya çalışan disiplinler arası bir alandır. (II) Bu alanda çalışan araştırmacılar, özellikle beynin ödül ve karar alma merkezlerinin sanat yapıtları karşısında verdiği tepkileri ölçümlemeye odaklanırlar. (III) Sanatsal yaratıcılığın genetik kökenleri üzerine yürütülen çalışmalar ise son yıllarda moleküler biyoloji çevrelerinde geniş yankı uyandırmıştır. (IV) Bilim insanları, söz konusu tepkileri gözlemlemek amacıyla fMRI gibi gelişmiş görüntüleme teknolojilerinden yararlanarak beyindeki aktif bölgeleri haritalandırırlar. (V) Elde edilen bu haritalama verileri de estetik beğeninin sadece soyut bir duygu olmadığını, beyinde somut bir biyolojik karşılığının bulunduğunu kanıtlamaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Modern kent yaşamı, bireyin dış dünya ile olan ilişkisini kökten değiştirirken onu geleneksel topluluk bağlarından koparıp yalnızlığa sürüklemektedir. Metropollerdeki yaşam temposu o kadar hızlıdır ki insanlar yan yana yürüdükleri komşularının yüzlerini bile hatırlamazlar. Kent sosyoloğu Georg Simmel, bu durumu zihinsel yaşamın aşırı uyarılmasına karşı bir savunma mekanizması olarak gelişen 'ilgisizlik' (blasé) tavrı ile açıklar. Ona göre kent insanı, her gün maruz kaldığı sayısız uyarandan korunmak için duygusal mesafeler yaratır. Bu durum, kırsal yaşamdaki sıcak ve samimi komşuluk ilişkileriyle karşılaştırıldığında kentin bireyi nasıl mekanikleştirdiğini açıkça gösterir. Kentsel alanlarda yalnız yaşayan birey oranı son on yılda yüzde yirmi beş oranında artmıştır; bu da sosyolojik yalnızlaşmanın somut bir göstergesidir.
Bu parçanın anlatımında hem 'karşılaştırma' hem de 'sayısal verilerden yararlanma' düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılmıştır.
Bilişsel arkeoloji, tarih öncesi insan topluluklarının geride bıraktığı maddi kültür varlıklarından yola çıkarak onların zihinsel dünyalarını anlamlandırmaya çalışır. (I) Bu araştırmalarda çanak çömlekler, taş aletler veya av kalıntıları gibi somut kalıntılar birer temel veri kaynağı olarak kullanılır. (II) Tam da bu noktada, nesnelerin üzerine kazınmış geometrik desenler veya boncuk gibi süs eşyaları zihinsel evrimin izlerini sürmede devreye girer. (III) Çünkü bu tür sembolik ögeler, beslenme veya barınma gibi temel biyolojik gereksinimlerle doğrudan açıklanamaz. (IV) Dolayısıyla araştırmacılar, pratik işlevi olmayan bu nesneler aracılığıyla ilk insanların soyut düşünme becerisini geliştirdiği sonucuna ulaşırlar. (V) Bu sonuç da bizi zihnin evrimsel sürecinde dilin ve sanatın doğuşuna götürür.
Bu parçanın anlamlı bir bütün oluşturabilmesi için, "Ancak bu somut kalıntıların, salt hayatta kalma mücadelesinin ötesinde bilişsel bir boyuta işaret edip etmediği sorusu her zaman net bir yanıt bulamaz." cümlesi numaralanmış yerlerden hangisine getirilmelidir?
Gazeteci:
(I) ----
Eko-mimari Uzmanı:
— Sadece binaların enerji tüketimini azaltmak veya yeşil çatılar yapmakla sınırlı bir yaklaşım, ekolojik mimariyi tam anlamıyla yansıtmaz. Önemli olan, yapının inşa edildiği coğrafyanın ekosistemiyle entegre olması, yerel malzeme kullanımı ve binanın yaşam döngüsü boyunca doğaya minimum yük bindirmesidir. Yani yeşil bina sertifikası almak tek başına bir amaç değil, çevreyle kurulan ilişkinin sadece bir aracıdır.
Gazeteci:
(II) ----
Eko-mimari Uzmanı:
— Küreselleşen dünyada mimari tarzların tektipleşmesi, yerel kimliklerin kaybolmasına yol açıyor. Ancak yerel malzemeye ve geleneksel yapım tekniklerine yönelmek, geçmişi taklit etmek anlamına gelmemeli. Bizim yapmaya çalıştığımız, geleneksel bilgelikle modern mühendislik teknolojilerini harmanlayarak bugünün ihtiyaçlarına cevap veren çağdaş çözümler üretmektir.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Mimari tasarımlarda modern mühendislik tekniklerinin estetik kaygıları arka plana ittiği söylenebilir mi?
II. Modern dünyada kentleşmenin getirdiği tektipleşmenin insan psikolojisi ��zerindeki olumsuz etkileri nelerdir?
II. Yerel mimari değerlerin ve malzemelerin modern tasarımlarda yeniden yorumlanmasını geçmişe dönüş olarak mı görmeliyiz?
II. Geleneksel mimarinin küresel ölçekte hak ettiği değeri görememesinin temel nedenleri sizce nelerdir?
II. Geleceğin şehirlerinde yerel kimliklerin tamamen ortadan kalkması kaçınılmaz bir son mudur?
Aşağıdaki numaralanmış cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Modernite öncesi dönemde zaman, doğanın ritimlerine bağlı, döngüsel bir nitelik taşırdı; sabahın gelişiyle başlayan gün, güneşin batışıyla nihayete ererdi. Ancak sanayi devrimiyle birlikte zaman, fabrikalardaki makinelerin işleyişine göre mekanikleşti ve çizgisel bir düzleme oturdu. Sosyolog Georg Simmel, 'modern insanın ruhsal hayatının, büyükşehir yaşamının getirdiği hızlı ritme uyum sağlama çabasıyla şekillendiğini' belirterek bu dönüşümün birey üzerindeki etkisini vurgular. Zaman artık hissedilen değil, saat kadranı üzerinde sürekli olarak tüketilen nicel bir meta hâline gelmiştir. Nitekim günümüzde bir şehirlinin zaman algısı, tarım toplumunda yaşayan bir köylünün zaman alg��sına kıyasla çok daha parçalı ve acelecidir. Sonuçta zaman, insanın yaşamı anlamlandırma biçimini belirleyen en temel kültürel parametredir; insanın varoluşunu düzenleyen kurallar bütünüdür.
Bu parçanın anlatımında düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama, tanık gösterme ve karşılaştırmaya yer verildiği yargısı doğru mudur?
(I) Kaşgarlı Mahmud tarafından 11. yüzyılda kaleme alınan Divanü Lûgati't-Türk, Türk kültür tarihinin en temel yapı taşlarından biridir. (II) Eser, Türk boylarının dil özelliklerini ortaya koymanın yanı sıra o dönemin yaşam tarzını, inançlarını ve toplumsal yapısını yansıtan ansiklopedik bir içeriğe sahiptir. (III) Bu yönüyle sadece bir sözlük değil, aynı zamanda 11. yüzyıl Türk dünyasının zengin bir kültür atlası niteliğindedir. (IV) Kaşgarlı Mahmud, bu kapsamlı çalışmayı hazırlarken Araplara Türkçenin zenginliğini göstermeyi ve onlara Türkçe öğretmeyi amaçlamıştır. (V) Dönemin halifesine sunulan bu eser aracılığıyla, Türkçenin de Arapça kadar köklü ve edebî bir dil olduğunu kanıtlamak istemiştir. (VI) Nitekim eserin önsözünde Türkçenin Arapça ile başa baş yürüdüğün�� açıkça ifade ederek bu amacını doğrudan ortaya koymuştur.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Aşağıda verilen paragrafları, bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Roman, kurmaca bir dünya sunarak okuru günlük yaşamın tekdüzeliğinden uzaklaştıran ve ona yeni ufuklar açan bir edebi türdür. (II) Yazar, yarattığı karakterler ve kurgusal mekânlar aracılığıyla gerçekliğin farklı boyutlarını sorgulamamızı sağlar. (III) Nitekim başar��lı bir roman okuru, metindeki ipuçlarını takip ederek yazarın kurduğu bu dünyaya ortak olur. (IV) Son yıllarda yayımlanan romanların satış rakamlarında ciddi bir artış yaşandığı gözlenmektedir. (V) Okur ile yazar arasındaki bu zihinsel bağ, kurmaca dünyayı tamamlayan ve onu canlı tutan en önemli unsurdur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Ekokritik ya da çevre merkezli edebiyat eleştirisi, insan ile insan dışı doğa arasındaki ilişkileri disiplinler arası bir yaklaşımla metinler üzerinden inceleyen görece yeni bir kuramdır. (II) Bu kuram, klasik edebiyat analizlerinin aksine, doğayı yalnızca olayların geçtiği pasif bir arka plan veya dekor olarak görmeyi reddeder. (III) Doğa, kuramın merceğinden bakıldığında, kendi yasaları ve hakları olan, anlatıyı şekillendiren aktif bir özne konumuna yükselir. (IV) Çevre kirliliğinin küresel ölçekte ulaştığı boyutlar, modern insanın ekolojik dengelerle olan bağını yeniden sorgulamasını zorunlu kılmıştır. (V) Böylece edebi metinlerdeki ormanlar, nehirler ya da hayvanlar, sadece insanın iç dünyasını yansıtan simgeler olmaktan çıkıp kendilik değerleriyle tahlil edilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Nöroestetik, sanat eserlerinin insan beyninde yarattığı biyolojik ve nörolojik etkileri inceleyen disiplinler arası bir alandır. Bu alan, güzellik algısının yalnızca öznel ve kültürel kodlarla sınırlı olmadığını, beynin ödül merkezleri ve görsel korteksindeki somut nöral aktivasyonlarla doğrudan ilişkili olduğunu savunur. Sanatsal bir uyaranla karşılaşan beynimiz, karmaşık formları anlamlandırmak için evrimsel süreçte geliştirdiği algı kalıplarını devreye sokar. Dolayısıyla estetik beğeni, bilinçli bir entelektüel süzgeçten önce, biyolojik bir hayatta kalma refleksinin ve örüntü tanıma becerisinin uzantısı olarak şekillenir. Nöroestetik çalışmaları, müzelerin mimari tasarımlarından ürün ambalajlarına kadar geniş bir alanda insan odaklı tasarımlar geliştirilmesine de kılavuzluk etmektedir.
Bu parçadan hareketle, sol sütundaki ifadeleri sağ sütunda yer alan ve bu ifadeleri karşılayan yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gazeteci:
(I) ----
Kent Sosyoloğu:
— Kamusal alanlar, yalnızca insanların bir araya geldiği fiziksel mekânlar değildir; oralar, toplumun ortak geçmişinin kayda geçildiği ve kolektif belleğin üretildiği canlı sahnelerdir. Bir parkta, meydanda ya da pazar yerinde paylaş��lan anlar, bireyleri o coğrafyaya ve birbirine kenetler. Bu mekânlar işlevini yitirdiğinde, insanların ortak bir geçmiş üretme imkânı da ellerinden alınmış olur.
Gazeteci:
(II) ----
Kent Sosyoloğu:
— Kentler elbette zamanla yenilenir ve değişir ancak bu projelerde asıl sorun, sürecin yalnızca ekonomik verimlilik ve fiziksel iyileştirme odaklı yürütülmesidir. Yaşayanların anı biriktirdiği sokaklar, binalar yok edilirken onların yerine ikame edilen yeni yapay alanlar, toplumsal bağları besleyemiyor. İnsanlar yıllarca yaşadıkları yerlere yabancılaşıyor ve bu durum köksüzlük hissiyle birlikte mahalle kültürünün yok olmasına yol açıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Kentsel dönüşümün ekonomik faydaları ile toplumsal maliyetleri arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?
II. Tarihsel dokunun korunmasında yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm politikaları ne ölçüde başarılıdır?
II. Günümüz kentsel dönüşüm projelerinin sosyal yapıyı ve yerel aidiyet duygusunu zedeleyen yönleri nelerdir?
II. Modern mimari anlayışın kentsel dönüşüm projelerindeki estetik ve kültürel yansımaları nelerdir?
II. Kentsel dönüşümün eski mahallelerde yaşayan insanların komşuluk ilişkilerine etkisi nasıldır?
Klasik müzik; belirli bir döneme, coğrafyaya veya kültüre hapsolmayan, insanlığın evrensel duygularını sesler aracılığıyla aktaran kalıcı bir sanat dalıdır. Bu yönüyle o, gününü kurtarmaya çalışan popüler müzik türlerinden tamamen ayrılır; çünkü popüler müzik geçici bir beğeni dalgasına hitap ederken klasik müzik yüzyıllar boyu estetik değerinden hiçbir şey kaybetmez. Johann Sebastian Bach’ın besteleri, bu kalıcılığın ve evrenselliğin en somut kanıtları olarak bugün hâlâ dünyanın dört bir yanındaki konser salonlarında yankılanmaktadır. Zamanın yıkıcı etkisine meydan okuyan bu eserler, her dönemde insan ruhunun derinliklerine dokunmayı başarır. Dolayısıyla bu melodiler, geçmiş ile gelecek kuşaklar arasında güçlü bir bağ oluşturarak insanlığın ortak ve tükenmez bir kültür mirası haline gelmiştir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisi kullanılmıştır?
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde doğru sıralanışını belirleyiniz.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
(I) Keçe, Orta Asya bozkırlarında göçebe Türk boylarının günlük yaşam gereksinimlerini karşılamak amacıyla ürettikleri, insanlık tarihinin en eski dokusuz tekstil ürünlerinden biridir. (II) Yüzyıllar boyunca çadır örtüsünden giysiye, yayg��dan heybeye kadar geniş bir yelpazede kullanılan bu malzeme, Türk kültürünün göçebe kimliğini yansıtan önemli bir somut kültürel miras ögesidir. (III) Keçe yapımında kullanılan koyun yünü; yapağının kırkılması, temizlenmesi ve liflerin birbirine kenetlenmesini sağlayacak biçimde su ve sabun yardımıyla dövülmesi gibi zahmetli aşamalardan geçer. (IV) Geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen bu pişirme ve dövme işlemi sırasında yün lifleri, üzerlerindeki pullar sayesinde birbiriyle kaynaşarak mukavemeti yüksek yekpare bir yüzey oluşturur. (V) Teknolojinin gelişmesiyle birlikte günümüzde bu işlemler makineleşmiş olsa da el işçiliğiyle yapılan keçelerin kendine has dokusu ve dayanıklılığı hâlâ takdir görmektedir. (VI) Son yıllarda modern tasarımcılar da bu dayanıklı ve çevre dostu malzemeyi keşfederek giyimden mobilyaya kadar pek çok alanda yenilikçi ürünler ortaya koymaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?