Bir edebi eserin anlam dünyasını çözümlerken yazarın biyografisine, toplumsal kimliğine ya da eseri kaleme alırken güttüğü niyete başvurmak, uzun yıllar boyunca eleştiri dünyasının vazgeçilmez bir yöntemi olmuştur. Ancak eseri kendi dışındaki bu bağlamlarla açıklama eğilimi, metnin özerkliğini gölgeleyerek onu yazarın zihinsel sınırlarına hapseder. Oysa edebi yapıt, yaratıcısının elinden çıktığı andan itibaren bağımsız bir varlık kazanır ve kendi dilsel örüntüleri aracılığıyla çok katmanlı anlamlar ��retmeye başlar. Okurun ve eleştirmenin görevi, yazarın neyi amaçladığını keşfetmek değil; metnin kendi iç dinamiklerinde, kelimelerin kurduğu ilişkilerde saklı olan anlamı açığa çıkarmaktır. Gerçek bir çözümleme, yazarın otoritesini devre dışı bırakıp doğrudan metnin kendisine yöneldiğinde mümkündür.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- AEdebi eserlerin çözümlenmesinde tarih boyunca kullanılan eleştiri yöntemlerinin yazar ve metin odaklı olarak gösterdiği değişim ve gelişim.
- BBir yazarın üslubunun ve kullandığı dilsel örüntülerin, eserin içeriğini ve anlatılmak istenen konuyu doğrudan şekillendirdiği.
- Edebi yapıtların doğru bir şekilde çözümlenebilmesinin, yazarın yaşamından ve niyetinden bağımsız olarak metnin kendi iç yapısına ve dilsel dünyasına odaklanılmasıyla gerçekleşebileceği.Answer
- DYazarların kendi eserleri üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyeceği ve eserlerin anlamını belirlemede okur yorumlarının tek ölçüt olduğu.
- ESanatçının iç dünyasını ve toplumsal kimliğini yansıtmayan eserlerin, estetik değerden yoksun ve tek boyutlu metinler olarak kalmaya mahkûm olduğu.