Miranda Fricker tarafından ortaya atılan "epistemik adaletsizlik" kavramı, bireyin bilgi üreten, aktaran ve değerlendiren bir özne olarak maruz kaldığı haksızlıkları ele alır. Fricker bu kavramı iki ana başlık altında inceler: tanıklık adaletsizliği ve yorumsal adaletsizlik. Tanıklık adaletsizliği, dinleyicinin konuşmacıya, onun toplumsal kimliğine (cinsiyet, etnik köken vb.) yönelik önyargıları nedeniyle hak ettiğinden daha az güvenilirlik atfetmesiyle oluşur. Yorumsal adaletsizlik ise bireyin toplumsal deneyimlerinin, egemen kolektif yorumsal kaynakların yetersizliği veya dışlayıcılığı sebebiyle anlaşılmaz kalması ya da çarpıtılması durumudur. Örneğin, cinsel taciz kavramının henüz dilsel ve hukuki bir literatür kazanmadığı dönemlerde, bu deneyimi yaşayan kadınların maruz kaldıkları durumu anlamlandıramamaları ve topluma aktaramamaları yorumsal adaletsizliğe bir örnektir. Dolayısıyla epistemik adaletsizlik sadece ahlaki bir dışlanma değil, aynı zamanda bireyin bilgi dünyasından ve anlam üretme süreçlerinden sistematik olarak d��şlanması anlamına gelir.
Bu parçadan "epistemik adaletsizlik" ile ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- ABireyin aktardığı bilgilere veya tanıklığına verilen değer, onun toplumsal kimliğinden bağımsız değildir.
- BOrtak anlamlandırma kaynaklarının yetersizliği, bireyin kendi yaşadığı deneyimleri kavramlaştırmasını engelleyebilir.
- Yorumsal adaletsizlik, egemen grupların ötekileştirilen bireylerin deneyimlerini anlamlandırmasını kasıtlı olarak engellemesiyle gerçekleşir.Answer
- DEpistemik adaletsizlik, ahlaki bir adaletsizlik boyutunun yanı sıra bireyin bilgi üretim süreçlerindeki etkinliğini de zedeler.
- EBir konuşmacının beyanlarına karşı duyulan önyargılı güvensizlik, tanıklık adaletsizliği kapsamında değerlendirilir.