Paragraf
590 questions
Doğada hiçbir canlı gereksiz malzeme tüketmez; her organizma, kendi koruyucu dış katmanını en optimum düzeyde ve doğaya zarar vermeyecek şekilde üretir. Örneğin, portakal kabuğu meyveyi dış etkenlerden korurken işlevi bittiğinde toprağa karışıp besin kaynağına dönüşür. Günümüzde endüstriyel tasarımcılar, doğanın bu mükemmel koruma ve geri dönüşüm döngüsünü modern paketleme teknolojilerine uyarlamak için biyomimikri yöntemine başvurmaktadır. Bu doğrultuda geliştirilen ve meyve kabuklarının hücresel dokusunu taklit eden yeni nesil ambalajlar, hem gıdaları korumakta hem de doğada hızla çözünerek çevre kirliliğini azaltmaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Ekolojik yas, iklim değişikliği ve çevre tahribatı nedeniyle yaşanan kayıplara karşı bireylerin ve toplulukların hissettiği derin kederi ifade eder. Geleneksel yas süreçlerinden farklı olarak bu durum, somut bir yakın kaybından ziyade, aşina olunan coğrafyanın yitimi, biyoçeşitliliğin azalması ve geleceğe dair güven hissinin sarsılması gibi soyut ve kümülatif kayıplarla tetiklenir. Psikoloji yazınında yakın zamana kadar bireysel patolojiler çerçevesinde ele alınan keder kavramı, ekolojik yas ile birlikte kolektif ve politik bir boyuta taşınmıştır. Zira bu yas, sadece geçmişe duyulan melankolik bir özlem değil, aynı zamanda ekosistemlerin çöküşü karşısında duyulan çaresizliğin ve kolektif sorumluluğun bir dışavurumudur. Öte yandan ekolojik yas, bireyleri eylemsizliğe sürükleyen felç edici bir duygu olabileceği gibi, çevre hareketlerini tetikleyen ve topluluk bağların�� güçlendiren dönüştürücü bir güce de dönüşebilir. Bu yönüyle modern insanın doğayla kurduğu kopuk ilişkiyi yeniden tesis etmesi için bir yüzleşme alanı sunar.
Bu parçadan "ekolojik yas" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Termoslar, içindeki sıvının sıcaklığını uzun süre korumak amacıyla tasarlanmış pratik ev gereçleridir. Bu araçların temel çalışma prensibi, ısının üç farklı yolla (iletim, konveksiyon ve ışıma) yayılmasını en aza indirmektir. Çift katmanlı cam veya metal bir yapıya sahip olan termosların iki duvarı arasındaki hava tamamen boşaltılarak bir vakum ortamı oluşturulur. Vakumlanmış bu boşluk, ısının iletim ve taşınım yoluyla yayılmasını tamamen engeller. Ayrıca iç yüzeylerin güm��ş gibi yansıtıcı maddelerle kaplanması, ısının ışıma yoluyla yayılmasının da önüne geçer. Böylece termos, içerideki sıvının ısısını saatlerce korur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
I. ve II. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Ekolojik dilbilim ya da kısaca eko-dilbilim, 1990'lardan itibaren bağımsız bir disiplin olarak şekillenen ve dil ile çevre arasındaki karmaşık, dinamik ilişkileri mercek altına alan disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Bu yaklaşım, dillerin sadece zihinsel veya soyut kurallar bütününden ibaret olmadığını, tam aksine tıpkı biyolojik organizmalar gibi içinde geliştikleri coğrafi, sosyal ve kültürel ekosistemlerle sürekli bir etkileşim halinde yaşadığını savunur. Eko-dilbilimin en önemli iddialarından biri, yeryüzündeki dilsel çeşitlilik ile biyolojik çeşitlilik arasında doğrudan ve şaşırtıcı bir paralellik bulunduğudur. Bilimsel araştırmalar, biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu tropikal yağmur ormanları gibi bölgelerin aynı zamanda en yoğun yerel dil çeşitliliğine de ev sahipliği yaptığını ortaya koymaktadır. Ancak bu durum basit bir mekânsal örtüşmeden çok daha derin bir anlama sahiptir; çünkü yerel diller, konuşuldukları çevreye dair binlerce yıllık ekolojik deneyimi, bitki ve hayvan türlerinin sınıflandırılmasından mevsimsel döngülerin takibine kadar yaşamsal bilgileri kendi semantik yapılarında saklar. Dolayısıyla, küreselleşmenin etkisiyle yerel bir dilin yok olması, yalnızca soyut bir kültürel miras kaybı değil, aynı zamanda insanlığın doğayla uyum içinde yaşamasına olanak tanıyan köklü bir ekolojik bilgi kütüphanesinin de sonsuza dek tahrip edilmesi anlamına gelir. Bu bağlamda eko-dilbilim, hem dillerin hayatta kalma mücadelesini destekler hem de modern ekolojik krizlerin aşılmasında yerel dillerin sunduğu kavramsal araçların değerini gösterir.
Bu parçaya göre, eko-dilbilim ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yapay ışık kaynaklarının kontrolsüz kullanımı, modern kentlerde gökyüzünün doğal karanlığını neredeyse tamamen yok etmiştir. Bu durum sadece gök bilimsel gözlemleri engellemekle kalmayıp yaban hayatının dengesini ve insan fizyolojisini de olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuz gidişata karşı son yıllarda dünya genelinde 'karanlık gökyüzü parkları' adı verilen özel koruma bölgeleri ilan edilmektedir. ----. Nitekim bu parklarda uygulanan sıkı ışık denetimleri sayesinde, hem göçmen kuşların yön bulma sorunları çözülmekte hem de insanlara samanyolunu çıplak gözle izleme fırsatı sunulmaktadır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Dijitalleşme ile birlikte haberin üretim ve tüketim hızının akılalmaz boyutlara ulaşması, habercilikte doğruluk ve derinlik kriterlerinin arka plana itilmesine yol açtı. Tıklanma oranları ve 'ilk veren olma' yarışı, gazeteciliği yüzeysel ve teyit edilmemiş bilgi yığınlarına dönüştürdü. Bu duruma tepki olarak doğan yavaş gazetecilik (slow journalism) hareketi; anlık haber akışının yarattığı bilgi kirliliğine karşı, derinlemesine araştırmayı, saha gözlemini ve edebi bir anlatımı savunmaktadır. Amacı, okuyucuya sadece ne olduğunu değil, olayın neden ve nasıl gerçekleştiğini, arka planındaki toplumsal ilişkileriyle birlikte sunmaktır. Bu yaklaşım, haberi bir tüketim nesnesi olmaktan çıkarıp kamusal bir tartışma ve anlama zeminine taşımayı hedefler.
Bu parçaya göre yavaş gazeteciliğin habercilik anlayışına getirmeyi hedeflediği temel değişim aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Yavaş moda, h��zlı tüketim odaklı hazır giyim sektörüne alternatif olarak gelişen, çevre dostu ve etik değerleri savunan bir yaklaşımdır. Bu hareket; giysi üretiminde sürdürülebilir hammaddelerin kullanılmasını, adil iş gücü koşullarının sağlanmasını ve tüketicilerin uzun ömürlü, kaliteli ürünleri tercih etmesini savunur. Yavaş moda akımı, her sezon değişen trendler nedeniyle sürekli yeni kıyafetler satın almak yerine, giysileri tamir ederek veya ikinci el ürünlere yönelerek kullanım süresini uzatmayı hedefler. Böylece hem doğal kaynakların tüketimi sınırlandırıl��r hem de tekstil atıklarının çevreye verdiği zararların önüne geçilir.
Bu parçaya göre yavaş moda akımının amaçlarından biri aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Yapay zekâ teknolojileri, son yıllarda görsel sanatlar alanında benzersiz eserlerin üretilmesine olanak tanıyarak yaratıcılık kavramını yeniden tanımlamaktadır. (II) Makine öğrenimi algoritmaları, binlerce yıllık sanat tarihine ait verileri analiz ederek yeni kompozisyonlar, renk paletleri ve tarzlar geliştirebilmektedir. (III) Bu durum, sanatın yalnızca insana özgü bir yetenek olduğu yönündeki geleneksel algıyı sarsmakta ve makinelerin yaratıcı ortaklar olup olamayacağı tartışmasını doğurmaktadır. (IV) Yapay zekâ üretimi eserlerin sanat piyasasındaki ticari değeri arttıkça, bu eserlerin telif haklarının kime ait olacağı sorusu hukuki bir kördüğüme dönüşmüştür. (V) Mevcut telif hukuku sistemleri, eserin yaratıcısı olarak yalnızca gerçek kişileri kabul ettiğinden, yazılımcı, algoritma ve veri tabanı sahipleri arasındaki hak paylaşımları netleştirilememektedir. (VI) Hukukçular ve sanat birlikleri, dijital çağın bu yeni dinamiklerine uyum sağlayabilecek yeni yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Günümüz kentlerinde beton binaların ve yoğun trafiğin yarattığı stres, bireylerin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir. Araştırmalar, yeşil alanların insanların kaygı seviyelerini düşürdüğünü ve zihinsel yorgunluğu azalttığını göstermektedir. Şehir parklarında geçirilen kısa bir vakit bile hormon dengesini düzenleyerek bireyi sakinleştirmektedir. ----. Dolayısıyla modern şehir planlamasında yeşil alanların artırılması sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda toplumun ruh sağlığını korumak adına atılması gereken hayati bir adımdır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
İnternet arama motorlarının günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi, zihinsel süreçlerimizi de kökten değiştirmektedir. Psikolojide 'Google etkisi' veya 'dijital amnezi' olarak adlandırılan bu durum; ihtiyaç duyulan bilgilere internet üzerinden kolayca ulaşılabileceğinin bilinmesi durumunda, beynin bu bilgileri uzun süreli belleğe kaydetmekten kaçınması eğilimidir. Yapılan araştırmalar, bireylerin bilginin kendisinden ziyade, o bilgiye hangi klasörden veya web sitesinden erişebileceklerini hatırlama eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu durum belleğin işlevini tamamen yitirmesi anlamına gelmemekte, aksine beynin depolama alanını daha stratejik kullanarak 'nerede bulacağını bilme' yeteneğine odaklanması şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak zihnin bilgiye ulaşmada harcadığı çaban��n azalması, derinlemesine düşünme ve eleştirel analiz becerilerini zayıflatabileceği endişesini de beraberinde getirmektedir.
Bu parçadan 'dijital amnezi' ile ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
I. Koku molekülleri burundaki reseptörler tarafından algılandığında, bu sinyaller doğrudan beynin duygu ve hafıza merkezi olan amigdala ile hipokampüse iletilir.
II. Bu doğrudan bağlantı sayesinde, yıllar önce kokladığım��z bir kokuyla karşılaştığımızda o ana ait anılar ve duygular aniden zihnimizde canlanır.
III. İnsan duyuları arasında en güçlü ve en hızlı çağrışım yapanı şüphesiz koku duyusudur.
IV. Diğer duyulardan gelen veriler talamus adı verilen bir filtreleme merkezinden geçtikten sonra beynin ilgili alanlarına ulaşırken koku duyusu bu duraktan geçmez.
V. Nitekim yapılan araştırmalar, kokuların görsel ve işitsel uyarıcılara kıyasla çok daha eski ve derin anıları tetikleyebildiğini göstermektedir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Koku duyusu, insan beyninde duygusal hafıza ve öğrenmeden sorumlu olan amigdala ve hipokampus bölgeleriyle doğrudan bağlantılı tek duyu organıdır. Diğer duyulardan gelen uyarıcılar önce talamusa uğrayıp burada filtrelenirken, kokular talamusa uğramadan doğrudan koku soğanına ve oradan da limbik sisteme ulaşır. Bu anatomik ayrıcalık, belirli bir kokunun bizi yıllar öncesine, o kokuyu ilk kez deneyimlediğimiz ana aniden götürmesine yol açar. Edebiyatta Marcel Proust’un 'Kayıp Zamanın İzinde' romanında çaya batırılan madlen kekinin kokusuyla çocukluk anılarına dönmesini anlatmasından dolayı bu durum bilim dünyasında 'Proust Fenomeni' olarak adlandırılır. Araştırmalar, kokuların tetiklediği anıların, görsel ya da işitsel uyarıcıların tetiklediklerine kıyasla çok daha güçlü bir duygusal yoğunluğa ve geçmişe götürme gücüne sahip olduğunu göstermektedir.
Bu parçaya göre koku duyusuyla tetiklenen anıların diğer duyulara göre daha güçlü olmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Bal arıları, ürettikleri balları depolamak ve yavrularını büyütmek için peteklerini mükemmel bir geometrik düzen içinde inşa ederler. (II) Bu inşada altıgen formun tercih edilmesinin temel nedeni, en az malzeme ile en geniş alanı elde etme arzusudur. (III) Daire veya sekizgen gibi şekiller kullanılsaydı petekler arasında boşluklar kalacak, bu da alan kaybına yol açacaktı. (IV) Arıların petek yapımında kullandıkları balmumu, işçi arıların karın halkalarında bulunan bezlerden salgılanan özel bir maddedir. (V) Bu salgı, ilk salgılandığında sıvı haldeyken hava ile temas ettiğinde hızla katılaşarak pulcuk halini alır. (VI) İşçi arılar bu pulcukları ayakları ve çeneleri yardımıyla işleyerek petek inşasına uygun hale getirirler.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Kutup ışıkları (aurora), Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya'nın manyetik alanıyla etkileşime girmesi sonucu gökyüzünde oluşan doğal ışımalardır. (II) Bu parçacıklar, atmosferdeki gaz molekülleriyle çarpışarak yeşil, kırmızı, mavi ve mor renklerde büyüleyici ışık gösterileri sunar. (III) Dünya'nın manyetik kutuplarına yakın bölgelerde, özellikle Kuzey ve Güney Yarımküre'nin yüksek enlemlerinde bu doğa olayı sıklıkla gözlemlenir. (IV) Son yıllarda, bu etkileyici doğa olayını fotoğraflamak amacıyla kutup bölgelerine düzenlenen turlarda büyük bir artış yaşanmaktadır. (V) Çarpışmanın gerçekleştiği irtifaya ve çarpışan gazın türüne bağlı olarak ışıkların rengi ve şekli sürekli olarak değişkenlik gösterir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Küreselleşme, yerel mutfak kültürlerinin dünya genelinde tanınmasını kolaylaştırırken aynı zamanda bu kültürlerin özgünlüğünü yitirme riskini de beraberinde getirmektedir. (II) Farklı coğrafyalara ait geleneksel yemek tarifleri, küresel pazarlara uyarlandıkça orijinal lezzetlerinden ve geleneksel hazırlanış biçimlerinden ödün vermek zorunda kalmaktadır. (III) Bu durum, kültürel mirasın en önemli yapı taşlarından biri olan gastronomi çeşitliliğinin zamanla tek tipleşmesine yol açmaktadır. (IV) Son yıllarda dünya genelinde önemi giderek artan "Slow Food" (Yavaş Gıda) akımı ise tam da bu tek tipleşmeye karşı yerel üreticileri ve geleneksel tatları korumayı hedeflemektedir. (V) 1980'li yılların sonunda İtalya'da başlayan bu hareket, hızlı tüketim kültürünün dayattığı beslenme alışkanlıklarına alternatif ve çevreye duyarlı bir yaşam tarzı sunmaktadır. (VI) Akımın temel felsefesi; iyi, temiz ve adil gıdaya erişimi savunarak hem biyolojik çeşitliliği hem de yerel kültürleri koruyan sürdürülebilir bir gıda zinciri oluşturmaktır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Epistemik adaletsizlik; bireylerin, bilgi üreten, aktaran ya da yorumlayan özneler olarak kapasitelerinin haksız biçimde göz ardı edilmesi veya zedelenmesi durumunu ifade eder. Miranda Fricker tarafından kavramsallaştırılan bu olgu, temel olarak iki boyutta incelenir: 'tanıklık adaletsizliği' ve 'yorumsal adaletsizlik'. Tanıklık adaletsizliğinde, dinleyicinin ön yargıları sebebiyle konuşmacının aktardığı bilgilere hak ettiğinden daha az güvenilirlik payı biçilir. Yorumsal adaletsizlik ise toplumsal deneyimlerin anlamlandırılmasında ortaya çıkar. Burada, dezavantajlı grupların kendi yaşadıkları deneyimleri hem kendilerine hem de topluma açıklayabilmelerini sağlayacak ortak kavramsal araçlardan yoksun bırakılması söz konusudur. Örneğin, 'cinsel taciz' kavramı hukuksal ve toplumsal literatürde tanımlanmadan önce, bu deneyime maruz kalan kişilerin yaşadıklarını ifade edecek ortak bir dil bulamamaları, bu durumun tipik bir yansımasıdır.
Bu parçadaki açıklamalardan yola çıkılarak aşağıdakilerin hangisinde yorumsal adaletsizliğe örnek oluşturabilecek bir durum söz konusudur?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sanat eserlerinin restorasyonu, geçmişin estetik değerlerini geleceğe taşırken aynı zamanda etik ve felsefi tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bir sanat eserinin özgünlüğünü korumak ile onu zamana karşı dirençli kılmak arasındaki dengeyi bulmak, restorasyon uzmanlarının en büy��k çıkmazıdır. Tarih boyunca farklı yaklaşımlarla ele alınan bu süreç, günümüzde disiplinler arası bir hassasiyet kazanmıştır. Kimi uzmanlar, esere yapılan her türlü müdahalenin onun tarihsel yaşanmışlığını ve dolayısıyla biricikliğini zedelediğini savunmaktadır. Bu muhafazakar görüşe göre, eserin zamanla uğradığı bozulmalar da onun biyografisinin ayrılmaz bir parçasıdır ve müdahale edilmeden olduğu gibi bırakılmalıdır. Diğer taraftan, restorasyonun eseri tamamen yok olmaktan kurtarmak için kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu dile getiren karşıt görüş sahipleri ise modern bilimsel yöntemlerle yapılan müdahalelerin eserin özüne zarar vermediğini, aksine onu yeniden görünür kıldığını belirtmektedir. Günümüzde bu iki keskin kutup arasındaki orta yol, çağdaş koruma kuramlarında yer bulan 'geri dönüştürülebilirlik' ilkesiyle aşılmaya çalışılmaktadır. Bu ilkeye göre, esere uygulanan her yeni işlem, gelecekte eserin orijinal yapısına hiçbir zarar vermeden tamamen geri alınabilecek nitelikte tasarlanmalıdır. Böylece hem eserin fiziksel ömrü uzatılmakta hem de gelecekteki olası teknolojik gelişmelerin veya değişen estetik algıların esere yeniden uygulanabilmesine imkan tanınmaktadır.
Bu parçaya göre restorasyonla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Müze yorgunluğu (museum fatigue), ziyaretçilerin bir müze veya sergi alanını gezerken yaşadıkları fiziksel ve zihinsel tükenmişlik durumunu ifade eden modern bir kavramdır. İlk kez 1916 yılında tanımlanan bu durum, sadece uzun süre ayakta kalmaktan kaynaklanan fiziksel bir yorulma değildir; aynı zamanda görsel ve bilişsel bir aşırı yüklenmenin de doğrudan bir sonucudur. Müzelerdeki sergilenen nesnelerin yoğunluğu, vitrinlerin birbirine yakınlığı ve sürekli değişen bilgi panoları, beynin bilgiyi işleme ve seçici dikkat kapasitesini ciddi oranda zorlar. Yapılan ampirik araştırmalar, ziyaretçilerin ilk otuz dakikadan sonra eserlere olan ilgilerinin hızla azaldığını ve bu süreden sonra sergilenen nesneleri daha yüzeysel incelemeye başladıklarını göstermektedir. Bu olumsuz durumu en aza indirmek amacıyla modern müzecilik anlayışında; dinlenme alanlarının stratejik noktalara konumlandırılması, loş ışıklandırmalardan kaçınılması ve sergi rotalarının doğrusal bir akışla tasarlanması gibi çeşitli mimari ve küratöryel çözümler aktif olarak geliştirilmektedir.
Bu parçaya göre "müze yorgunluğu" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Nöromimari, yapay çevrelerin ve mekânsal tasarımların insan beyni, nörolojik işlevleri ve psikolojik durumu üzerindeki etkilerini inceleyen disiplinler arası bir alandır. Geleneksel mimariden farklı olarak bu disiplin, mekânın estetik ve işlevsel değerini ölçmek için nörobilimsel yöntemlerden, özellikle işlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) gibi teknolojilerden yararlanır. Yapılan araştırmalar; tavan yüksekliğinin soyut düşünme yeteneğini, doğal ışığın melatonin salınımını ve dairesel formların amigdala aktivitesini doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda nöromimari; hastaneler, okullar ve ofisler gibi kamusal alanların iyileştirici, öğrenmeyi kolaylaştırıcı ve üretkenliği artırıcı biçimde tasarlanmasında kritik bir rol üstlenir. Nitekim insan beyninin çevresel uyaranlara verdiği biyolojik tepkileri anlamak, sadece estetik açıdan hoş de��il, aynı zamanda bilişsel sağlığı destekleyen yaşam alanlarının inşa edilmesini de mümkün kılar.
Bu parçada nöromimari ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
İnsan, inançları ve davranışları arasında bir uyum olmasını ister. Bilişsel çelişki kuramına göre, birey sahip olduğu bir bilgiyle çelişen bir durumla karşılaştığında zihinsel bir gerilim yaşar. Bu gerilim, kişiyi çelişkiyi azaltmaya ve içsel dengeyi yeniden kurmaya zorlar. --------. Örneğin, sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu bilen birinin bu eylemi sürdürmesi zihinsel gerilimi tetikler. Kişi, bu rahatsızlıktan kurtulmak için ya sigarayı bırakır ya da 'stresimi azaltıyor' diyerek eylemini savunur.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?