Çoklu Paragraf Soruları

85 questions

Question 81Question

23. - 24. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

Friedrich Nietzsche, 'Tragedyanın Doğuşu' adlı ilk büyük felsefi eserinde sanatsal yaratım sürecini ve insan doğasını iki temel karşıt güç üzerinden temellendirir: Apolloncu ve Dionysosçu ilkeler. Yunan mitolojisinden esinlenen bu kavramsallaştırmada Apolloncu ilke; ölçüyü, uyumu, formu, rasyonaliteyi, sınırları ve bireyselleşmeyi temsil eder. Görsel sanatlar, özellikle heykelcilik ve destansı şiirler bu gücün somutlaşmış yansımalarıdır. Buna karşılık Dionysosçu ilke; sınırların aşılmasını, esrimeyi, doğayla bütünleşmeyi, kaosu, sarhoşluğu ve yaşamın ilksel, vahşi coşkusunu simgeler. Müzik ve lirik şiir ise doğrudan bu i��güdüsel kaynağın ürünüdür. Nietzsche’ye göre antik Grek tragedyasının ulaştığı o muazzam estetik zirve, bu iki zıt ilkenin birbirini yok etmek yerine aralarında kusursuz bir sentez ve gerilimli bir denge kurabildiği döneme denk gelir. Apollon’un sağladığı form ve plastik düzen olmasaydı, Dionysosçu taşkınlık biçimsiz, anlaşılmaz ve yıkıcı bir kaosa dönüşecekti. Diğer taraftan, Dionysosçu derinlik ve varoluşsal coşku olmasaydı, Apolloncu düzen soğuk, ruhsuz ve tamamen yapay bir biçimcilikten ibaret kalacaktı. Ancak Sokratesçi rasyonalizmin ve Euripidesçi gerçekçiliğin felsefe sahnesine çıkışıyla birlikte, yaşamın Dionysosçu boyutu akıldışı ilan edilerek dışlanmış; sanat yalnızca mantıksal ve ahlaki bir çerçeveye sıkıştırılmıştır. Bu durum tragedyayı öldürmüş ve modern insanın kültürel krizini başlatmıştır. Nietzsche’ye göre, kurtuluş ancak bu iki gücün yeniden uyumlu bir biçimde bir araya getirilmesiyle mümkündür. Çünkü insan, ne sadece aklın soğuk sınırlarında ne de kontrolsüz içgüdülerin kör karanlığında varlığını tam anlamıyla gerçekleştirebilir.

23. Bu parçada Apolloncu ve Dionysosçu ilkelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

Show answer & explanation

Answer: Apolloncu ve Dionysosçu ilkelerin antik toplumlardaki dinsel ritüellerden nasıl doğduğuna

Answer

Apolloncu ve Dionysosçu ilkelerin antik toplumlardaki dinsel ritüellerden nasıl doğduğuna
Paragrafta, Apolloncu ve Dionysosçu kavramların Yunan mitolojisinden esinlendiği belirtilse de bu ilkelerin antik toplumlardaki dinsel ritüellerden nasıl ortaya çıktığı veya nasıl şekillendiği konusunda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Dolayısıyla bu yargıya parçada değinilmemiştir.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökünü analiz ederek olumsuz bir sorgulama ('değinilmemiştir') yapıldığını saptamak.
Paragrafta doğrudan veya dolaylı olarak bahsedilmeyen ya da doğrulanmayan ifade aranacaktır.
Yardımcı düşünce sorularında olumsuz soru kökleri, seçeneklerden birinin paragrafta bulunmadığı anlamına gelir.
2
Parçada geçen somut verileri ve açıklamaları seçeneklerle karşılaştırmak.
Görsel sanatların Apolloncu, lirik şiir ve müziğin Dionysosçu olduğu bilgisi birinci seçenekle; sentez ve denge durumu ikinci seçenekle; Sokratesçi rasyonalizm ve Euripidesçi gerçekçilik üçüncü seçenekle; tek başına kalan Apolloncu düzenin soğuk ve yapay biçimciliği beşinci seçenekle eşleşir.
Paragraftaki bilgileri seçeneklerle doğrudan eşleştirmek yanlış seçenekleri hızlıca elemeyi sağlar.
3
Eşleşmeyen, hakkında bilgi verilmeyen seçeneği tespit etmek.
Parçada bu ilkelerin antik dinsel ritüellerden nasıl doğduğuna dair hiçbir açıklama olmadığı görülür. Sadece Yunan mitolojisinden esinlenildiği söylenmiştir.
Paragrafın sınırları dışına çıkan veya parçada kanıtı bulunmayan seçenek doğru cevaptır.

Key Concept

Çoklu Paragraf Soruları - Yardımcı Düşünce / Değinilmeyen Unsur
Question 82Question

38. - 39. soruları a��ağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

Walter Benjamin, 'Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı' adlı çığır açıcı makalesinde, modern teknolojik gelişmelerin sanat üzerindeki dönüştürücü etkisini felsefi bir boyutta inceler. Benjamin’e göre, geleneksel bir sanat eseri, üretim teknolojilerinden önceki dönemde kendine özgü bir 'aura'ya (hale) sahiptir. Aura; eserin biricikliğini, özgünlüğünü, belirli bir zamanda ve mekanda bulunma durumunu ve tüm tarihselliğini ifade eder. Klasik bir tablo ya da heykel, yapıldığı andan itibaren yaşadığı tüm geçmişin fiziksel ve tarihsel izlerini üzerinde taşır; bu da ona seküler ya da kutsal bir ritüel değeri kazandırır. Ancak fotoğraf ve sinema gibi teknik araçlarla eserin aslına sad��k kalarak sınırsızca çoğaltılması, sanat yapıtını bu biricik ve tarihsel bağlamından koparır. Çoğaltılan nesne, alımlayıcının kendi güncel durumuna ve mekanına taşınırken, eserin o özgün tarihsel ve coğrafi uzaklığı yok olur. Benjamin, bu durumu 'auranın gerilemesi' olarak adlandırır. Teknik çoğaltma, sanat eserini ritüelistik işlevinden sıyırarak ona politik ve sergileme değeri kazandırır. Sanat, tapınaklardaki gizemli konumundan çıkıp kitlesel olarak erişilebilir ve tartışılabilir hale gelir. Bu süreç, bir yandan sanatı elitlerin tekelinden kurtarıp demokratikleştirirken diğer yandan da onun geleneksel estetik değerini aşındırır. Sonuç olarak Benjamin, auranın kaybını tamamen olumsuz bir gerileme olarak değil, sanatın toplumsal işlevinde köklü bir demokratikleşme ve politikleşme potansiyeli taşıyan diyalektik bir dönüşüm olarak değerlendirir.

38. Bu parçadan hareketle Walter Benjamin'in 'aura' kavramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Show answer & explanation

Answer: Sanat eserlerinin teknik yöntemlerle çoğaltılmasının, yapıtın özgün zaman ve mekan sınırlarını aşarak onun aurasını güçlendirdiğine

Answer

Sanat eserlerinin teknik yöntemlerle çoğaltılmasının, yapıtın özgün zaman ve mekan sınırlarını aşarak onun aurasını güçlendirdiğine
Sanat eserlerinin teknik yöntemlerle çoğaltılmasının auranın gerilemesine ve kaybına neden olduğu parçada açıkça belirtilmektedir. Bu yüzden çoğaltmanın aurayı güçlendirdiğini öne süren seçenek parçayla doğrudan çelişmektedir ve ulaşılamaz olan doğru cevaptır.

Step-by-Step Solution

1
Paragrafın genelinde ele alınan ana konuyu ve 'aura' kavramının tanımını belirlemek.
Paragrafta Walter Benjamin'in 'aura' kavramını geleneksel eserin biricikliği, özgünlüğü ve tarihsel bağlamı olarak tanımladığı görülür.
Soruda aura kavramına dair ulaşılamayacak olan yargıyı bulmak için öncelikle kavramın metindeki tanımını kavramak gerekir.
2
Teknik çoğaltmanın (fotoğraf, sinema vb.) aura üzerindeki etkisini paragraftan incelemek.
Teknik çoğaltmanın auranın gerilemesine ve kaybına yol açtığı tespit edilir.
Çoğaltılabilirlik ve aura ilişkisini belirleyerek seçeneklerdeki iddiaları sınamak için bu adım gereklidir.
3
Seçeneklerde verilen iddiaları paragraftaki ifadelerle tek tek karşılaştırmak.
Çoğaltmanın aurayı güçlendirdiğini iddia eden seçeneğin, metindeki 'auranın gerilemesi' ve 'auranın kaybı' ifadeleriyle çeliştiği ve bu yargıya ulaşılamayacağı belirlenir.
Metinle çelişen veya metinde yer almayan seçeneği doğru yanıt olarak işaretlemek gerekir.

Key Concept

Paragrafta Yardımcı Düşünce ve Olumsuz Soru Kökü Analizi
Estimated Time:2m 30s
Question 83Question

1. - 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

Gaston Bachelard, bilim tarihinin doğrusal, birikimsel ve kesintisiz bir çizgide ilerlediği yönündeki klasik pozitivist kabulü kökten sarsarak 'epistemolojik kopuş' kuramını ortaya atar. Bachelard’a göre bilimsel ilerleme, eski doğruların üzerine yenilerinin eklenmesiyle oluşan pürüzsüz bir süreç değildir; tam aksine geçmişin kabulleriyle, gündelik deneyimin sağduyusal algısıyla ve yerleşik zihinsel alışkanlıklarla radikal bir biçimde bağların koparılmasıyla gerçekleşir. Bilimsel zihin, nesnesine yönelirken öncelikle kendi ön yargılarını ve gündelik dilin dayattığı yanılsamaları aşmak zorundadır. Bu bağlamda, gündelik yaşamın ve sağduyunun sunduğu dolaysız bilgi, yeni bilimsel kavrayışların önündeki en büyük engeli teşkil eder; çünkü bu bilgi, sorgulanmadan kabul edilen hazır pratik şablonlar sunar. Dolayısıyla bilimsel bilgi, verili olanın pasif bir kaydı değil, aksine onun aktif bir inşası ve sürekli yapı sökümüdür. Bachelard, bilimsel gelişmenin önündeki bu tür zihinsel engelleri 'epistemolojik engeller' olarak adlandırır ve gerçek bilimin ancak bu engelleri aşan bir kopuşla başlayabileceğini savunur. Yeni bir teorinin doğuşu, eski teorinin eksikliklerinin basitçe yamalanmasından ziyade, o teoriye zemin hazırlayan temel kavramsal çerçevenin tamamen terk edilmesini gerektirir. Bu durum, bilim insanının nesnesiyle kurduğu ilişkiyi sıfırlamasını ve dünyaya yeni bir kavramsal dizgeyle bakmasını zorunlu kılar. Sonuç olarak, epistemolojik kopuş, bilimsel düşüncenin kendi ge��mişine, alışkanlıklarına ve doğrularına karşı giriştiği kesintisiz bir arınma, sorgulama ve özeleştiri mücadelesidir.

Bu parçadan hareketle Gaston Bachelard'ın 'epistemolojik kopuş' kuramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Show answer & explanation

Answer: Eski kuramların eksikliklerinin giderilmesinin ve bu kuramların geliştirilmesinin yeni teorilerin ortaya çıkması için kâfi geldiği

Answer

Eski kuramların eksikliklerinin giderilmesinin ve bu kuramların geliştirilmesinin yeni teorilerin ortaya çıkması için kâfi geldiği yargısına ulaşılamaz.
Doğru cevap olan yargıya parçadan ulaşılamaz çünkü metinde yeni bir teorinin doğuşu için eski teorinin eksikliklerinin basitçe giderilmesinin yeterli olmadığı, aksine o teoriye zemin hazırlayan temel kavramsal çerçevenin tamamen terk edilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Parçadaki temel kavramları ve yazarın ana savını belirlemek üzere metni analiz etmek.
Bachelard'ın bilimsel ilerlemeyi doğrusal bir birikim olarak değil, epistemolojik engellerin ve sağduyunun aşılmasıyla gerçekleşen bir kopuş olarak tanımladığı saptanmıştır.
Soru kökündeki olumsuz ifadeyi yanıtlayabilmek için parçanın ana fikrini ve kavramsal altyapısını kavramak gerekir.
2
Seçeneklerde verilen yargıları parçadaki ifadelerle karşılaştırarak doğruluklarını sınamak.
Seçeneklerde yer alan ve bilimsel ilerlemenin doğrusal olmadığı, sağduyunun engel teşkil ettiği, bilimsel bilginin edilgen olmadığı ve zihnin arınması gerektiği yönündeki yargıların parçadaki açıklamalarla doğrudan örtüştüğü görülmüştür.
Ulaşılabilecek yargıları eleyerek ulaşılamayacak olan tek yargıyı tespit etmek hedeflenmektedir.
3
Ulaşılamayan seçeneğin parçayla çelişen yönünü ortaya koyarak doğru cevabı netleştirmek.
Eski kuramların geliştirilmesinin yeni teoriler için yeterli olduğu yargısının, parçada vurgulanan 'temel kavramsal çerçevenin tamamen terk edilmesi' gerekliliğiyle çeliştiği tespit edilmiştir.
Doğru cevabın parçadaki hangi bilgiyle çeliştiğini gerekçelendirerek doğrulamak amacıyla bu adım gerçekleştirilir.

Key Concept

Çoklu Paragraf Sorularında Yardımcı Düşünce ve Çıkarım Analizi
Question 84Question

1. - 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

Zygmunt Bauman, modernitenin geçirdiği yapısal dönüşümü açıklamak amacıyla 'akışkan modernite' kavramını ortaya atar. Bauman’a göre klasik ya da katı modernite dönemi; yerleşik toplumsal kurumlar, öngörülebilir mesleki kariyerler ve uzun vadeli bağlılıklarla karakterize edilirken akışkan modernite, her şeyin sürekli bir değişim ve geçicilik girdabında eridiği yeni bir evreyi temsil eder. Bu yeni dönemde bireyler; iş gücü piyasalarındaki esneklikten özel yaşamlarındaki kırılgan ortaklıklara kadar hayatın her alanında köksüzlük ve belirsizlik hissiyle karşı karşıyadır. Katı dönemin dayanıklı sınıfsal ve kurumsal yapıları zamanla aşınarak yerini şekilsiz, akıcı ve anlık çıkarlara göre yeniden müzakere edilen ağ tipi ilişkilere bırakmıştır. Bu yapı çözülmesi bireye ilk bakışta eşsiz bir özerklik ve seçim özgürlüğü sunuyor gibi görünse de aslında onu sürekli bir güvencesizlik ve ontolojik kaygı sarmalına sürükler. Çünkü akışkan dünyada birey, kendi yaşam öyküsünün yegane tasarımcısı ilan edilirken aynı zamanda karşılaştığı sistemik başarısızlıkların da tek sorumlusu haline getirilir. Devletin ve kolektif mekanizmaların sunduğu koruma kalkanlarının zayıflaması, insanı kendi sorunlarını bireysel olarak çözmeye zorlarken onu derin bir yalnızlığın içine iter. Dolayısıyla akışkan modernitede özgürlük, yapısal desteklerden ve kolektif güvencelerden yoksun bırakılmış, bireyin omuzlarına ağır bir yük bindiren trajik bir serbestlik halidir.

Bu parçaya göre akışkan modernite döneminde yaşayan bir bireyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Show answer & explanation

Answer: Kendisine sunulan geniş seçim özgürlüğünü kaygı ve güvensizlikten uzak bir biçimde deneyimlediği

Answer

Kendisine sunulan geniş seçim özgürlüğünü kaygı ve güvensizlikten uzak bir biçimde deneyimlediği
Parçada akışkan modernitedeki bireyin sahip olduğu özgürlüğün sanal bir durum olduğu, arka planda bireyi sürekli bir güvencesizlik ve ontolojik kaygı sarmalına sürüklediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle bireyin bu özgürlüğü kaygı ve güvensizlikten uzak bir biçimde yaşadığı ifadesi parçayla çelişmektedir ve söylenemez.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökünü ve parçayı dikkatlice okuyarak akışkan modernitenin birey üzerindeki etkilerini belirlemek.
Akışkan modernitenin esneklik, geçicilik, güvencesizlik, bireyselleşme ve kurumsal korumaların zayıflaması gibi özelliklerle karakterize edildiği tespit edilir.
Parçadaki temel argümanları ve kavramsal çerçeveyi anlamak için ilk analiz adımıdır.
2
Seçeneklerde verilen yargıları parçadaki ifadelerle karşılaştırmak ve doğruluğunu sorgulamak.
Bireyin uzun vadeli plan yapmakta zorlanması, başarısızlığın tek sorumlusu olması, koruyucu mekanizmaların yokluğunda yalnız kalması ve ilişkilerinin geçici çıkarlara dayanması yargılarının parçada doğrudan veya dolaylı olarak desteklendiği görülür.
Olumsuz soru köküne göre elenebilecek doğru yargıları belirlemek için gereklidir.
3
Parçada çelişen veya parçada yer almayan yanlış yargıyı tespit etmek.
Parçada özgürlüğün bireye kaygı ve güvensizlik getirdiği açıkça belirtilmişken, ilgili seçenekte bireyin bu özgürlüğü kaygı ve güvensizlikten uzak yaşadığı iddia edilmektedir. Bu yargının parçayla doğrudan çeliştiği belirlenir.
Doğru seçeneğe ulaşmak ve soruyu çözümlemek için son adımdır.

Key Concept

Paragrafta Yardımcı Düşünce ve Çıkarım Yapma
Question 85Question

Roland Barthes'ın 1967 yılında yayımlanan 'Yazarın Ölümü' adlı makalesi, edebiyat eleştirisinde devrimsel bir dönüşümü simgeler. Barthes, metnin anlamının kaynağını yazarda arayan geleneksel eleştiri yöntemlerine karşı çıkar. Ona göre yazar, metni var eden yegane otorite değil, yalnızca dili bir araya getiren bir 'yazıcı'dır. Bir metin tek bir kaynaktan çıkan tekil bir anlama sahip olamaz; aksine, farklı kültürlerden gelen binlerce sesin bir araya geldiği, harmanlandığı çok boyutlu bir alandır. Dolayısıyla metne nihai bir anlam atfetmek, ona bir sınır çizmek ve okumayı sonlandırmaktır. Anlamın gerçek yeri yazarın zihni değil, metnin tüm bu çok sesliliğini kendinde birleştiren okurun alımlama dünyasıdır. Bu bağlamda, metnin birliği kökeninde değil, varış noktasında yani okurda yatar. Barthes, bu düşüncesini okurun doğumunun yazarın ölümüyle mümkün olabileceği teziyle noktalar.

Bu parçadan hareketle Roland Barthes'ın edebiyat kuramı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Show answer & explanation

Answer: Metnin nihai anlamına ulaşabilmek için okurun, yazarın kültürel ve tarihsel arka planını analiz etmesi gerekti��i

Answer

Metnin nihai anlamına ulaşabilmek için okurun, yazarın kültürel ve tarihsel arka planını analiz etmesi gerektiği yönündeki yargı
Metnin nihai anlamına ulaşmak için yazarın tarihsel ve kültürel arka planının analiz edilmesi gerektiği yönündeki yargı, parçada anlatılanlarla doğrudan çelişir. Barthes, metnin anlamının kaynağını yazarda arayan geleneksel yöntemlere karşı çıkmakta, yazarın otoritesini reddetmekte ve metne nihai bir anlam atfetmenin okumayı sınırlayacağını savunmaktadır. Bu nedenle bu yargıya ulaşılamaz.

Step-by-Step Solution

1
Paragrafın genel konusunu ve ana düşüncesini belirlemek.
Metinde Roland Barthes'ın geleneksel, yazar odaklı edebiyat eleştirisine karşı çıkışı ve anlamın merkezine okuru yerleştiren kuramı ele alınmaktadır.
Seçeneklerdeki yargıların paragrafın bütünüyle olan ilişkisini kurabilmek için temel konunun anlaşılması gerekir.
2
Ulaşılabilir olan yargıları belirlemek için metindeki ifadelerle seçenekleri eşleştirmek.
Yazarın otorite olmaması (C seçeneği), metnin çoğulcu yapısı (B seçeneği), okurun anlamın kurulmasındaki rolü (E seçeneği) ve yazarın niyetinden bağımsızlık (A seçeneği) metinde doğrudan desteklenen yargılardır.
Olumsuz soru köklerinde, metinden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerin elenmesi gerekir.
3
Metinle çelişen veya metinden çıkarılamayacak yargıyı saptamak.
Yazarın kültürel ve tarihsel arka planının analiz edilmesi gerektiği düşüncesi, yazarın niyetini ve otoritesini reddeden Barthes'ın kuramıyla tamamen çelişmektedir. Metinde nihai bir anlama karşı çıkılmaktadır.
Doğru cevaba ulaşmak için parçanın savunduğu ana düşünceyle taban tabana zıt olan yargıyı bulmak gerekir.

Key Concept

Çoklu Paragraf Sorularında Yardımcı Düşünce ve Çıkarım Analizi
Estimated Time:2m 0s
PreviousPage 5 / 5
Çoklu Paragraf Soruları Practice Questions — ALES — Page 5 | Examkin