Osmanlı Devleti'nde devletin savaş, doğal afet veya kıtlık gibi olağanüstü durumlarda halktan topladığı "Avarız" vergileri, XVII. yüzyıldan itibaren mali dengelerin bozulması ve devlet giderlerinin artmasıyla birlikte sürekli toplanan bir vergi türüne dönüşmüştür.
Avarız vergilerinin bu tarihsel gelişimi ve hukuki mahiyeti dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu vergi türü için söylenemez?
- Zamanla "tekâlif-i örfiyye" kategorisinden çıkarılarak "tekâlif-i şer'iyye" kapsamına dahil edilmiştir.Answer
- BBaşlangıçta sadece fevkalade durumlarda talep edilen geçici bir yükümlülük niteliğindedir.
- CVerginin tahsilatında "avarız hanesi" adı verilen ve birden fazla aileyi kapsayabilen mali bir birim esas alınmıştır.
- DDevletin merkezi hazinesindeki nakit ihtiyacının süreklilik arz etmesi, bu verginin düzenli hale gelmesinde temel etkendir.
- EHem nakdi ödemeleri hem de ordunun veya bürokrasinin ihtiyacı olan hizmet ve malzemelerin teminini kapsayabilir.
Answer
Avarız vergisinin zamanla tekâlif-i şer'iyye kapsamına dahil edildiği bilgisi yanlıştır; çünkü bu vergi her zaman örfi hukuk çerçevesinde kalmıştır.
Doğru yanıt olan seçenek, Avarız vergisinin şer'i vergi kapsamına dahil edildiğini iddia etmektedir. Ancak Osmanlı hukuk sisteminde Şer'i vergiler (Öşür, Haraç, Cizye) kaynağını doğrudan İslam hukukundan alır ve sayıları sınırlıdır. Avarız ise Padişahın örfi yetkisiyle konulan bir vergi olup, tarihsel süreçte sürekli hale gelse bile 'Tekâlif-i Örfiyye' statüsünü korumuştur. Bu nedenle örfi bir verginin şer'i vergiye dönüşmesi hukuken söz konusu olamaz.
Step-by-Step Solution
Key Concept
Osmanlı Vergi Sistemi: Tekâlif-i Şer'iyye ve Tekâlif-i Örfiyye Ayrımı
Practice More
Osmanlı maliyesindeki diğer bir önemli ayrım olan Hazine-i Amire (Dış Hazine) ve Hazine-i Hassa (İç Hazine) arasındaki farkları inceleyerek devlet ve hükümdar bütçesi ayrımını pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 40s