Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme
109 questions
Kasabanın dar sokaklarında yürürken her köşe başında tarihin izlerine rastlamak mümkündür. Pencere kenarlarındaki sardunyalar, sokağa sarkan cumbalar ve taş döşemeli yollar sanki bir zaman tünelindeymişsiniz hissi uyandırır. Bu eski yapılar, modern binaların aksine ruhu olan, yaşanmışlığı iliklerinize kadar hissettiren sessiz tanıklardır. Bir akşamüstü bu sokaklarda yankılanan çocuk sesleri, geçmişin huzurunu günümüze taşır. Bu bütünlük içinde her bir ayrıntı, bir ressamın fırçasından çıkmışçasına titizlikle işlenmiştir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Şehir, yalnızca beton ve çeliğin soğuk birlikteliği değil; toplumsal belleğin mekân üzerinden somutlaşmış bir tezahürüdür. Geleneksel mahalle kültüründe sokaklar, beşerî münasebetlerin doğal birer uzantısıyken bugünün devasa konut projeleri, bireyi kendi konfor alanına hapseden birer modern zindana dönüşmüştür. Bu kopukluk, raflardaki tozlu kitapların birbirine değip de birbirinin içeriğinden habersiz kalmasına benzer. İdareciler ve plancılar estetik duyarlılığı, teknik verimliliğin ve ekonomik rantın gerisine ittikçe kentler; kimliğini yitirmiş, birbirinin kopyası siluetlerden ibaret kalacaktır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Güneş, mor dağların ardında kaybolurken köyün üzerine kurşuni bir sessizlik çökmüştü. Kerpiç evlerin pencerelerinden sızan cılız sarı ışıklar, dar sokaklardaki gölgeleri uzatıyordu. Havada taze ekmek kokusu ile yanmış odun kokusu birbirine karışmış; uzaktan uzağa duyulan köpek havlamaları, vadinin derinliğinde yankılanıyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Modern birey için mektup, artık nostaljik bir imge olmaktan öteye geçememektedir. Eskiden mektuplar, sadece bilgi iletmez; yazanın parmak izini, kâğıdın dokusunu ve zamanın o ağırbaşlı ağırlığını da taşırdı. Oysa bugünün elektronik postaları, hızın ve verimliliğin soğuk birer yansımasıdır. Mektup yazmak, düşünceleri damıtarak kâğıda dökmek demekken; mesajlaşmak, zihinden geçenleri herhangi bir süzgeçten geçirmeden boşaltmaktır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Zaman, herkes için aynı hızla akan nesnel bir kavram gibi görünse de aslında zihnimizde öznel bir biçimde yorumlanır. Bir işe pürdikkat odaklandığımızda saatler dakikalar gibi geçerken, heyecanla beklediğimiz bir anda saniyeler bile ilerlemek bilmez. Bu durumu Albert Einstein şu sözüyle çok iyi özetlemiştir: "Elinizi bir dakika boyunca sıcak bir fırının üstünde tutun, bir saat gibi gelecektir; ama bir saat boyunca sevdiğiniz biriyle oturun, bir dakika gibi gelecektir." Görüldüğü üzere zaman, sadece saatlerin ölçtüğü bir nicelik değil, beynimizin o anki meşguliyetine göre şekillenen bir algıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Edebiyat, geçmişin mirasını geleceğe taşıyan edilgen bir aktarım kanalı değil; toplumsal hafızayı yeniden şekillendiren dinamik bir inşa sürecidir. Bazı kuramcılar tarafından edebiyatın temel işlevinin sadece gerçekliği yansıtmak olduğu ileri sürülse de hakikatte o, var olanın sınırlarını zorlayarak olması gerekenin imkânlarını araştırır. Tıpkı bir heykeltıraşın kaba bir mermer bloğunun içindeki saklı figürü sezmesi ve onu sabırla açığa çıkarması gibi, yazar da hayatın kaotik akışından anlamlı bir bütün devşirir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 'Edebiyat, bir tezatlar sentezidir.' tespiti, bu karmaşık yapının özündeki diyalektiği vurgular. Bu yönüyle her nitelikli eser, dilde vücut bulmuş estetik bir tasarımdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Sözlükler, sadece kelimelerin alfabe sırasına dizildiği donuk birer rehber değildir; aksine onlar, bir dilin toplumsal hafızasının hem müzesi hem de laboratuvarıdır. Eski bir sözlüğü karıştırmak, antik bir kentin katmanları arasında kazı yapmaya benzer. Her kelime, zamanın rüzgarıyla aşınmış bir sütun başlığı gibi, ait olduğu dönemin zihniyetini ve yaşayışını fısıldar bize. Ansiklopedilerden farklı olarak sözlükler, bilgiyi nesnelleştirip dondurmak yerine, anlamın akışkanlığını ve dönüşümünü sergiler. Bu yönüyle her sözlük maddesi, aslında dünü bugüne bağlayan görünmez bir köprüdür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Geleneksel Türk el sanatlarından biri olan ebru, tarih boyunca saraylardan halka kadar geniş bir çevrede ilgi görmüştür. Bu sanatta kullanılan boyalar, doğadaki toprak ve bitkilerden elde edilerek hazırlanır. Boyaların suyun yüzeyinde açılmasını sağlamak için sığır ödünden yararlanılır. Sanatçı, fırça darbeleriyle suyun üzerinde oluşturduğu renk armonilerini büyük bir titizlikle kâğıda aktarır. Her çalışma, suyun o anki durumuna bağlı olarak tek ve benzersiz bir eser niteliği taşır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Sanatta başarıya ulaşmanın yolu çoğu zaman doğuştan gelen bir yeteneğe bağlanır. Oysa yetenek, işlenmemiş bir maden gibidir; onu değerli bir mücevhere dönüştüren ise sabırlı bir emektir. Bir ressamın fırça darbelerindeki ustalık, sadece genetik bir miras değil, binlerce saatlik bir çalışmanın ürünüdür. Nitekim Mozart’ın dehasından bahsederken onun çocuk yaşlardan itibaren babasının gözetiminde yaptığı yoğun egzersizleri görmezden gelmek, gerçeğin sadece bir yüzüne bakmaktır. Yetenek kapıyı açar ama içeride kalmayı sağlayan şey disiplindir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Eleştiri, bir yapıtın değerini ölçen kuru bir terazi değil; o yapıtın gizli kalmış dünyasına açılan bir kapıdır. Çoğu zaman sadece bir 'hata ayıklama' süreci olarak görülse de eleştiri, aslında yapıtın potansiyelini görünür kılan yaratıcı bir eylemdir. Nitekim Oscar Wilde, eleştirmeni "yapıta yeni bir ruh üfleyen bir sanatçı" olarak tanımlayarak bu sürece dikkat çeker. Bilimsel bir metin gerçeği nesnel verilerle dondururken eleştiri, onu öznelliğin sıcaklığıyla yeniden canlandırır. Tıpkı bir orkestra şefinin notaların arasındaki sessiz uyumu duyulur kılması gibi eleştirmen de metnin satır aralarındaki anlamı açığa çıkarır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Güneş enerjisi, dünyadaki yaşamın en temel ve sürdürülebilir enerji kaynağıdır. Bitkiler bu enerjiyi kullanarak fotosentez yapar, böylece ekosistemdeki besin zincirinin devamlılığını sağlarlar. İnsanlar da bu sınırsız enerjiden ısı ve ışık gibi doğal yolların yanı sıra modern teknolojilerle de faydalanmaktadır. Son yıllarda yaygınlaşan güneş panelleri sayesinde bu doğal kaynak, çevreye zarar vermeyen temiz bir elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Bu özellikleri sayesinde güneş, geleceğin en önemli enerji alternatifi olarak görülmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Güneşli bir nisan sabahında, kasabanın dar sokakları taze ekmek kokusuyla dolmuştu. Pencerelerden sarkan sardunyalar pembe ve kırmızı çiçeklerini gökyüzüne doğru uzatıyordu. Eski, taş duvarların arasından fışkıran yeşil yosunlar, zamana karşı direnen bu evlere apayrı bir hava katıyordu. Sokaktaki çeşmeden akan suyun sesi, kuş cıvıltılarına karışarak huzurlu bir melodi oluşturuyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Geleneksel Türk mimarisinin en özgün örneklerinden olan Safranbolu evleri, doğayla uyumun estetik bir dışavurumudur. Bu evlerde odalar, geniş bir ailenin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde, bağımsız birer ünite olarak tasarlanmıştır. Pencere önlerindeki sedirler, ahşap tavan işlemeleri ve sergenler; ustalığın sabırla birleştiği noktalardır. Bu yapılar, modern apartman dairelerinin soğuk ve tekdüze ruhuna inat, yaşanmışlık kokan birer sığınak gibidir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Güneş, karlı dağların ardında yavaş yavaş yükselirken vadideki koyu gri sis tabakası da usulca dağılmaya başlıyordu. Yamaçlara serpilmiş, dik çatılı ahşap evlerin bacalarından ince mavi bir duman süzülüyor; çiğ düşmüş çimenler sabahın ilk ışıklarıyla elmas gibi parlıyordu. Havada taze pişmiş köy ekmeğinin iştah açıcı kokusu ile kekiklerin keskin aroması birbirine karışmıştı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
(1) Mimarî, bir toplumun kolektif hafızasının mekâna nakşedilmiş, somutlaşmış bir dışavurumudur. (2) Eski yerleşimlerin kıvrımlı sokakları ile modern kentin cetvelle çizilmiş bulvarları arasındaki fark, aslında iki farklı dünya görüşünün yansımasıdır. (3) Geleneksel evlerdeki avlu, mahremiyetin ve komşuluğun simgesiyken modern sitelerin yüksek duvarları, bireyin izolasyonunun birer anıtı gibidir. (4) Tıpkı bir dilin gramer yapısı gibi mimari de o toplumun kültürel kodlarını bünyesinde barındırır. (5) Bu yüzden bir yapıyı sadece estetik bir nesne olarak görmek, onun tarihsel derinliğini ve toplumsal işlevini yadsımak anlamına gelir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Sabahın erken saatlerinde balıkçı barınağına vardık. Ağlarımızı hızla teknemize yükleyip denize açıldık. Birkaç mil ilerledikten sonra ağları serin sulara bıraktık ve heyecanla beklemeye başladık. Güneş tepemize yükseldiğinde ise ilk kısmetimizi çekmeye koyulduk.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
Bazıları, edebiyatın yalnızca estetik bir haz aracı olduğunu, toplumsal sorunlardan uzak durması gerektiğini ileri sürüyor. Peki, insanı ve toplumu dışlayan bir edebiyat ne kadar soluk alabilir? Edebiyat, bir süs eşyası değil; aksine hayatın aynası, sokağın sesidir. Yazınsal bir yapıt, içinde doğduğu toplumun sancılarını yansıtmadığı sürece sadece sözcük oyunlarından ibaret kalır. Bu yüzden sanatçı, topluma karşı sorumlu olan ve gerçeği haykıran bir tanık olmalıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Bazı sanat eleştirmenleri, fotoğrafın dijitalleşmesiyle birlikte estetik değerini kaybettiğini ve sadece bir teknik veri yığınına dönüştüğünü iddia etmektedir. Oysa dijital araçlar, sanatçının yaratıcılığını kısıtlamaktan ziyade ona geleneksel yöntemlerle ulaşılamayacak yeni ufuklar açmaktadır. Bir eserin değerini belirleyen unsur kullanılan teknoloji değil, o teknolojinin bir düşünceyi aktarmadaki başarısıdır. Bu nedenle dijital sanata mesafeli durmak, değişen dünyanın estetik dilini reddetmek anlamına gelir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Antik tiyatroların akustik başarısı, sadece mimari bir rastlantı değil; ses dalgalarının taşınması üzerine kurgulanmış bilinçli bir mühendislik harikasıdır. Modern stadyumların gürültülü ve yankılı atmosferinin aksine, Epidaurus gibi yapılarda en arkadaki seyirci bile sahnedeki bir fısıltıyı net bir şekilde duyabilir. Bu durum, oturma sıralarının kireçtaşından yapılmasıyla açıklanır; çünkü kireçtaşı, düşük frekanslı arka plan gürültüsünü soğurup yüksek frekanslı sesleri yansıtma özelliğine sahiptir. Adeta bir süzgeç görevi gören bu basamaklar, sesin kalitesini artırarak doğallığını korur. Tiyatroyu devasa bir kulak gibi tasarlayan antik ustalar, matematik ve estetiği bu taş bloklarda birleştirmişlerdir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sanatın sadece duygulara hitap eden bir coşku seli olduğu sanılır. Oysa gerçek sanat, duygunun ötesinde titiz bir zihinsel emeğin ve kavrayışın ürünüdür. Bir ressamın fırça darbesi veya bir bestecinin notası, anlık bir esinlenmeden ziyade köklü bir disiplinin sonucudur. Nitekim Peyami Safa da "Sanat, bir heyecan değil, bir idrak işidir." diyerek bu gerçeğin altını çizer. Bu bakımdan sanatçıyı sadece bir "hisseden" değil, aynı zamanda "anlayan" bir özne olarak görmek gerekir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?