İktisadi kalkınma literatüründe 1950’li ve 60’lı yıllarda hakim olan geleneksel yaklaşım, kalkınmayı büyük ölçüde kişi başına düşen reel gelir artışına indirgemiştir. Ancak zamanla, bir ekonomide üretim hacmi artsa dahi bu artışın toplumsal refaha aynı oranda yansımadığı görülmüştür. Buna göre, kişi başına düşen milli gelir rakamlarındaki artışa rağmen toplumdaki yoksulluk oranının azalmaması veya yaşam standartlarının iyileşmemesi, geleneksel kalkınma ölçütlerinin hangi temel kısıtıyla doğrudan ilişkilidir?
- Gelir dağılımındaki adaletsizliği ve üretimin bileşimini dikkate almamasıAnswer
- BEkonomik büyümeyi, toplumsal yapıda meydana gelen niteliksel bir iyileşme olarak tanımlaması
- CPiyasa dışı faaliyetlerin ve hanehalkı üretiminin değerini milli gelire dahil etmesi
- DSadece fiyat artışlarından arındırılmış reel değerleri kullanarak refahı ölçmesi
- EKalkınma sürecini beşeri sermaye yatırımları ve insani gelişmişlik üzerinden değerlendirmesi
Answer
Geleneksel kalkınma ölçütlerinin gelir dağılımındaki adaletsizliği ve üretimin bileşimini dikkate almaması, kişi başına düşen gelirin artmasına rağmen refahın yayılmamasını açıklar.
Doğru yanıt olan seçenek, geleneksel ölçütlerin en büyük yapısal yetersizliğine vurgu yapmaktadır. Kişi başına düşen reel milli gelir, gelirin bireyler arasındaki dağılımı (kişisel gelir dağılımı) hakkında bilgi vermediği gibi, üretilen mal ve hizmetlerin toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığına (üretimin bileşimi) dair bir veri sunmaz. Bu nedenle, kağıt üzerinde gelir artışı görünse de toplumsal yoksulluk sabit kalabilir veya artabilir.
Step-by-Step Solution
Key Concept
Ekonomik Büyüme (Nicelik) ve İktisadi Kalkınma (Nitelik) ayrımı kapsamında geleneksel milli gelir göstergelerinin bölüşüm ve yapısal içerik körlüğü.
Practice More
Geleneksel ölçütlerin bu eksikliklerini gidermek için geliştirilen Fiziki Yaşam Kalitesi Endeksi () ve İnsani Gelişme Endeksi () kavramlarını inceleyiniz.
Estimated Time:1m 30s