Bir gelişmekte olan ülkede, küresel ekonomik entegrasyonu hızlandırmak amacıyla devletin refah hizmetlerindeki rolü daraltılmış ve kamu harcamaları kısıtlanmıştır. Bu dönüşüm sürecinde ülkeye giriş yapan küresel fast-food zincirleri, başlangıçta yerel kültürün direnişiyle karşılaşmış; ancak kısa süre içinde menülerine o coğrafyanın geleneksel yemeklerini ekleyerek bu direnişi kırmış ve pazar paylarını rekor seviyelere çıkarmıştır. Eş zamanlı olarak, sosyal devlet anlayışının zayıflamasıyla ortaya çıkan toplumsal destek açığı, bizzat bu küresel markaların finansman sağladığı sivil toplum projeleri aracılığıyla doldurulmaya başlanmıştır.
Bu sosyolojik tabloyu çatışmacı kuram perspektifinden ve küreselleşme literatüründeki 'küyerelleşme (glocalization)' kavramı bağlamında analiz eden bir araştırmacının, aşağıdakilerden hangisini öne sürmesi beklenir?
- Küresel aktörlerin yerel değerleri benimsemesi eşitlikçi bir kültürel melezleşme değil; aksine, sosyal devletin zayıflamasıyla savunmasız kalan yerel unsurların pazar mantığıyla metalaştırılarak sermaye tahakkümünün derinleştirilmesidir.Answer
- BDevletin daralan sosyal destek ağlarının küresel markaların desteklediği projelerle ikame edilmesi, küreselleşmenin toplumsal sistemde bozulan dengeyi onararak yeniden bütünleşme sağladığını gösterir.
- CToplumun geleneksel tatları ulus-ötesi şirketler üzerinden tüketmeye başlaması, ekonomik yapıdaki hızlı değişime manevi kültürün ayak uyduramamasından kaynaklanan tipik bir kültürel gecikme olgusudur.
- DYabancı sermayeli zincirlerin yerel menüler sunarak topluma adapte olması, karşılıklı bir etkileşim olan kültürleşmeden ziyade, yerel halkın kendi değerlerine yönelik bir kültürleme sürecinden geçirildiğine işaret eder.
- ESöz konusu şirketlerin yerel lezzetler sunarak kârlarını artırması küreselleşmenin açık işlevi iken, devletin sosyal yardımlarından mahrum kalan kitlelere sivil toplum üzerinden ulaşmaları bu sürecin gizli işlevidir.