Türkiye'de laiklik ilkesinin anayasal gelişimi ve 1982 Anayasası'ndaki hukuki çerçevesi incelendiğinde; devletin dinler karşısındaki tarafsızlığı, bireylerin inanç özgürlüğü ve dini kurumların idari yapısı gibi çok boyutlu bir sistem göze çarpmaktadır. Anayasa koyucu, laikliği salt bir devlet ilkesi olarak bırakmamış, hem temel haklar rejiminde hem de idare teşkilatında somut kurallara bağlamıştır.
Buna göre, 1982 Anayasası'nın laiklik anlayışı ve ilgili kurumsal güvenceleri dikkate alındığında aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?
- A1924 Anayasası'nın ilk halinde yer alan "Türkiye Devletinin dini, Dini İslâm'dır" hükmünün anayasa metninden çıkarılması ve laiklik ilkesinin anayasaya girmesi, 1937 yılında yapılan aynı anayasa değişikliği paketiyle gerçekleşmiştir.
- BOlağanüstü hal, seferberlik ve savaş hallerinde, milletin ve devletin bölünmez bütünlüğünü korumak gibi zorunlu gerekçelerle, kişilerin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması anayasal olarak mümkündür.
- CDiyanet İşleri Başkanlığı, devlet ile din işlerinin kesin çizgilerle ayrıldığı katı (dışlayıcı) laiklik anlayışının bir sonucu olarak, genel idare teşkilatı dışında, idari ve mali özerkliğe sahip bir anayasal kurum olarak yapılandırılmıştır.
- İbadet, dini ayin ve törenler hürriyeti, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması yasağını düzenleyen 14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla serbest bırakılmış nispi bir hak iken; dini inanç ve kanaat hürriyeti olağanüstü hallerde dahi dokunulamayan mutlak bir çekirdek haktır.Answer
- E1982 Anayasası, laik devlet ilkesinin bir gereği olarak din ve ahlak eğitimini tamamen sivil alana bırakmış olup, devlet okullarında din eğitiminin verilmesini anayasal düzeyde yasaklamıştır.
Answer
Dini inanç ve kanaat hürriyetinin olağanüstü hallerde dahi dokunulamayan mutlak bir çekirdek hak olduğunu, ibadet ve ayin hürriyetinin ise 14. madde sınırlarına tabi nispi bir hak olduğunu belirten ifadedir.
1982 Anayasası'nın 24. maddesi uyarınca, dini inanç ve kanaat hürriyeti kişinin içsel alanı olup 15. maddede sayılan ve hiçbir durumda dokunulamayacak mutlak 'çekirdek haklar' arasında yer alır. Buna karşılık, inancın dışa yansıyan bir boyutu olan ibadet, dini ayin ve törenler hürriyeti nispi bir hak olup, Anayasa'nın 14. maddesinde belirtilen 'temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması' (devletin bölünmez bütünlüğüne ve laik Cumhuriyete aykırı faaliyetlerde bulunmama) şartına bağlanmıştır. Bu ikili ayrım, laik devlet düzeninin temel yapıtaşlarından biridir.
Step-by-Step Solution
Key Concept
1982 Anayasası'nda Laiklik ve Din Hürriyetinin Sınırları