ve devletleri arasındaki sınır, dekolonizasyon sürecinde "uti possidetis juris" ilkesi çerçevesinde eski sömürge idari sınırlarına göre belirlenmiştir. Sömürge yönetimi kayıtlarında sınırın "Z Nehri" olduğu belirtilmekte olup, nehrin bu bölgede seyrüsefere elverişli olduğu bilinmektedir. Ancak bağımsızlık anında, nehrin sömürge dönemindeki ani bir yatak değişimi (avülsiyon) nedeniyle eski idari sınırın geçtiği kuru yataktan farklı bir rotada aktığı tespit edilmiştir. Bağımsızlık sonrasındaki süreçte devleti, nehrin yeni yatağı ile eski yatağı arasındaki bölgede 50 yıl boyunca kesintisiz, barışçıl ve devletinin herhangi bir itirazı olmaksızın egemenlik yetkilerini (vergi toplama, yargılama ve idari yönetim) kullanmıştır. Bu hukuki ve fiili durum karşısında, sınırın belirlenmesine ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi uluslararası hukuk normlarına en uygundur?
- ASınırın, bağımsızlık tarihindeki mevcut akarsuyun "thalweg" hattına göre belirlenmesi gerekir; çünkü akarsu sınırlarında asıl olan coğrafi süreklilik ve nehrin ulaşım imkanlarıdır.
- B"Uti possidetis" ilkesi gereği sınırın, sömürge dönemindeki ani yatak değişiminden (avülsiyon) önceki eski yatakta kalması ve coğrafi değişimlerden hiçbir şekilde etkilenmemesi zorunludur.
- devletinin bölge üzerinde uzun süreli, kesintisiz ve itirazsız egemenlik icrası sonucunda "zamanaşımı" (prescription) yoluyla yeni bir hukuki durum oluştuğundan, sınırın fiili duruma göre tespiti mümkündür.Answer
- DNehrin seyrüsefere elverişli olması nedeniyle, sömürge dönemi kayıtlarına bakılmaksızın her durumda "orta hat" (median line) ilkesinin uygulanması hukuki bir zorunluluktur.
- ESömürge dönemi idari haritaları ile nehrin fiili yatağı çatıştığında, "uti possidetis" ilkesi gereği her zaman sömürge döneminin en son teknolojiyle hazırlanan harita verileri esas alınır.