Bir uluslararası ilişkiler sempozyumunda iki akademisyen arasında şu diyalog geçmektedir:
1. Akademisyen: "Devletlerin üzerinde bir üst otoritenin bulunmaması, onları varoluşsal bir korku içine iter ve kendi başının çaresine bakma (self-help) ilkesi gereği güvenlik ikilemini kaçınılmaz kılar. Bu nedenle aktörler, birbirlerini her an saldırabilecek birer tehdit olarak algılamaya mahkûmdur."
2. Akademisyen: "Üst otoritenin yokluğu tek başına böyle bir davranışsal zorunluluk yaratmaz. Eğer devletler tarihsel etkileşimleri sonucunda birbirlerinin egemenlik ve yaşama hakkını karşılıklı olarak tanır, uyuşmazlıklarda birbirlerini ortadan kaldırmaya çalışmaz ancak çıkarları bağlamında rekabet etmeyi sürdürürlerse, ortada yine merkezi bir otorite yoktur fakat tamamen farklı bir yapısal mantık işler. Bu durum, anarşinin dışsal bir veri olmasından ziyade, aktörlerin birbirlerine yönelik pratiklerinin bir sonucudur."
Alexander Wendt'in inşacı (konstrüktivist) teorisi bağlamında, 2. Akademisyen'in argümanının dayandığı temel önerme ve betimlediği anarşi kültürü aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
- Anarşinin maddi bir veri olmaktan ziyade devletlerin etkileşimleriyle inşa edilen sosyal bir olgu olduğu önermesi ve Lockeçu (rakip) anarşi kültürüAnswer
- BAnarşinin devlet pratikleriyle şekillendiği kabulü ve rekabetin devam etmesine karşın egemenliğin tanındığı bu durumun Kantçı (dost) anarşi kültürü olarak tanımlanması
- CAnarşinin aslında hiç var olmadığı ve devletlerin iyi niyetli yaklaşımlarıyla bu yanılsamanın ortadan kaldırılabileceği yönündeki ütopik argüman ve Lockeçu (rakip) anarşi kültürü
- DMerkezi otorite eksikliğinin yarattığı sürekli kaos ortamının yalnızca güç dengesi politikalarıyla aşılabileceği varsayımı ve Hobbesçu (düşman) anarşi kültürü
- EAnarşik yapının uluslararası sistem seviyesinde değil, tamamen devletlerin iç dinamikleri ve lider tercihleriyle şekillendiği tezi ve Kantçı (dost) anarşi kültürü