Orak hücre taşıyıcılığı () olan bireylerin, *Plasmodium falciparum* sıtmasının ağır klinik formlarına karşı belirgin bir direnç gösterdiği bilinmektedir. Bu koruyucu etkide, parazitin konak hücre sitoiskeletini kullanarak kendi proteinlerini hücre yüzeyine taşıma yeteneğindeki bozulma kritik rol oynar. *P. falciparum* ile enfekte eritrositlerinde, virülans proteinlerinin (özellikle ) konak hücre membranına taşınmasını engelleyen temel hücresel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?
- Konak hücre aktin filamentlerinin parazit tarafından düzgün şekilde yeniden modellenememesi ve buna bağlı olarak Maurer yarıklarının (Maurer's clefts) organizasyonunun bozulmasıAnswer
- BEritrosit içi potasyum () seviyesinin eritrositlerde aşırı artarak parazit protein sentezini ribozomal düzeyde durdurması
- CParazitin eritrosit içine girişi için mutlak gerekli olan Duffy antijeni ekspresyonunun HbS varlığında irreversible olarak maskelenmesi
- DEritrosit membranındaki glikoforin-A reseptörlerinin yapısal değişikliğe uğrayarak merozoitlerin hücreye bağlanmasını tamamen engellemesi
- EHbS polimerlerinin, parazit gıda vakuolündeki asidifikasyonu önleyerek hemozoin kristalleşmesini bloke etmesi
Answer
Konak hücre aktin filamentlerinin polimerizasyonundaki kusur sonucu Maurer yarıklarının organizasyonunun bozulmasıdır.
Doğru yanıt, konak hücre aktin filamentlerinin polimerizasyonundaki kusur nedeniyle Maurer yarıklarının organizasyonunun bozulmasıdır. Normal eritrositlerde *P. falciparum*, konak hücresinin aktin iskeletini 'çalara' parazit proteinlerini hücre zarına taşıyan bir ağ kurar. (ve ) eritrositlerde, hemoglobin polimerleri veya oksidatif stres nedeniyle bu aktin remodeling süreci aksar. Sonuç olarak, parazitin en önemli virülans faktörü olan (sequestration'dan sorumlu olan yapışkan protein) eritrosit yüzeyine verimli bir şekilde taşınamaz. Bu durum enfekte hücrelerin damar endoteline tutunmasını engeller ve hastalığın ağır (serebral sıtma gibi) seyretmesini önler.
Step-by-Step Solution
Key Concept
Plasmodium falciparum virülansı ve HbS koruyuculuğu arasındaki sitoiskelet ilişkisi