Hanefî mezhebi, mükellefin davranışlarını (ef'al-i mükellefin) sınıflandırırken delilin niteliğini esas almış ve farz ile vacip ayrımına gitmiştir. Eğer bir emrin yapılmasına dair delil, sübut ve delalet yönünden kesin ise (ayet veya mütevatir hadis gibi) bu 'farz' olarak adlandırılır. Ancak emir kesin olmakla birlikte zannî bir delile (ahat hadis gibi) dayanıyorsa 'vacip' kabul edilir. Diğer mezhepler ise bu iki kavramı çoğunlukla aynı kategoride değerlendirmiştir. Benzer bir ayrım yasaklar konusunda da yapılmış; kesin delille sabit olan yasaklar 'haram', zannî delille sabit olanlar ise 'tahrîmen mekruh' olarak adlandırılmıştır.
Bu parçaya göre, Hanefî mezhebinin ef'al-i mükellefin sınıflandırmasındaki bu metodolojik yaklaşım�� hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- AKesin bilgi ifade etmeyen zannî delilleri fıkhî hüküm çıkarma sürecinde tamamen geçersiz sayarak dinî sorumluluk alanını daraltmıştır.
- BMükellefin eylemlerinin dinî ve hukuki sonuçlarından ziyade, toplumsal hayattaki pratik faydalarını ve ahlaki yansımalarını ön planda tutmuştur.
- Hükmün mükellef üzerindeki bağlayıcılık derecesini belirlerken, hükmün kaynağı olan delilin bilgi değerini ve kesinliğini göz önünde bulundurmuştur.Answer
- DFarz ve haram kapsamındaki ibadetlerin yerine getirilip getirilmemesini mükellefin kişisel niyetine ve vicdanına bırakmıştır.
- EDiğer mezheplerin aksine, vacip ve mekruh kavramlarını sadece sünnete dayandırarak Kur'an'ın hüküm koyma otoritesini sınırlamıştır.