Modernite öncesi dönemde zaman, doğanın ritimlerine bağlı, döngüsel bir nitelik taşırdı; sabahın gelişiyle başlayan gün, güneşin batışıyla nihayete ererdi. Ancak sanayi devrimiyle birlikte zaman, fabrikalardaki makinelerin işleyişine göre mekanikleşti ve çizgisel bir düzleme oturdu. Sosyolog Georg Simmel, 'modern insanın ruhsal hayatının, büyükşehir yaşamının getirdiği hızlı ritme uyum sağlama çabasıyla şekillendiğini' belirterek bu dönüşümün birey üzerindeki etkisini vurgular. Zaman artık hissedilen değil, saat kadranı üzerinde sürekli olarak tüketilen nicel bir meta hâline gelmiştir. Nitekim günümüzde bir şehirlinin zaman algısı, tarım toplumunda yaşayan bir köylünün zaman alg��sına kıyasla çok daha parçalı ve acelecidir. Sonuçta zaman, insanın yaşamı anlamlandırma biçimini belirleyen en temel kültürel parametredir; insanın varoluşunu düzenleyen kurallar bütünüdür.
Bu parçanın anlatımında düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama, tanık gösterme ve karşılaştırmaya yer verildiği yargısı doğru mudur?
Answer: Answer