Düşünceyi Geliştirme Yolları
81 questions
Aşağıda verilen numaralanmış metin parçalarını, içlerinde ağır basan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki numaralanmış metin parçalarını, bu parçalarda belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki numaralanmı�� metin parçalarını, bu parçalarda belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Pareidolia, insan beyninin çevresindeki belirsiz veya rastgele uyarıcılardan anlamlı örüntüler, özellikle de insan yüzleri çıkarma eğilimidir. Diğer algısal yanılsamalardan farklı olarak bu durum, evrimsel süreçte avcıları hızla fark etmemizi sağlayan hayati bir savunma mekanizmasının günümüze ulaşan bir uzantısıdır. Bulutları gökyüzünde koşan atlar şeklinde hayal etmek, duvar prizlerinde şaşkın bir insan yüzü ifadesi görmek ya da kızarmış bir ekmek diliminde tanıdık bir silüet seçmek bu eğilimin günlük hayattaki yansımalarıdır. İnsan zihni, doğadaki belirsiz şablonları tanıdık formlara dökerek kaotik dünyayı anlamlandırmaya ve kendini her an güvende hissetmeye çalışır. Bu çaba, dış dünyadan aldığımız karmaşık duyusal verileri geçmiş deneyimlerimizin filtresinden geçirerek şekillendiren ve hayatta kalmamızı kolaylaştıran otomatik bir bilişsel süreçtir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Edebî ve felsefi metinlerin inşasında yazarlar, savundukları görüşleri belirgin kılmak, okuru ikna etmek veya anlatımı somutlaştırmak amacıyla çeşitli düşünceyi geliştirme yollarına başvururlar. Metnin dokusunu oluşturan bu yöntemler, yazarın üslup özelliklerini de belirler.
Aşağıdaki numaralanmış metin parçalarını, metinlerde belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Geleneksel çocuk oyunları, çocukların akranlarıyla yüz yüze iletişim kurmasını, toplumsal kuralları yaşayarak öğrenmesini sağlayan en önemli sosyalleşme araçlarıdır. Buna karşılık, günümüzün dijital oyun dünyası, çocukları fiziksel gerçeklikten koparıp ekrana bağlayarak onları yalnızlığa sürüklemektedir. Geleneksel oyunlarda paylaşılan somut mekân ve anlık duygusal alışveriş, çocuğun empati yeteneğini güçlendirir. Örneğin mahallede saklambaç ya da körebe oynayan bir çocuk; yenilmeyi kabullenmeyi, iş birliği yapmayı ve arkadaşının duygularını anlamayı doğal bir süreçte öğrenir. Oysa bilgisayar ekranı karşısında saatlerce zaman geçiren bir çocuk, sadece tek yönlü dijital uyarıcılara maruz kalır. Bu durum da yeni neslin sosyal ilişkiler kurmada ve sürdürmede ciddi güçlükler yaşamasına yol açmaktadır. Nitekim psikologlar da bu sanal izolasyonun çocukların ruhsal dengesini bozduğu yönünde uyarılarda bulunmaktadırlar.
Bu parçada düşünceyi geliştirme yollarından karşılaştırma, tanımlama ve örneklendirmeden yararlanıldığı yönündeki değerlendirme doğru mudur?
Estetik, salt duyusal algının sınırlarını aşarak nesnelerin gerisindeki mutlak varoluşsal özü kavrama ve anlamlandırma çabasıdır. Nitekim ünlü sanat felsefecisi Croce, 'Sanat, kavramsal bir kategori değil; doğrudan doğruya sezginin ve özgür ifadenin ta kendisidir.' diyerek bu yaratıcı arayışın ontolojik sınırlarını çizer. Pozitif bilimsel bilgi dünyayı rasyonel ve nesnel ölçümlerle sınırlandırarak açıklamaya çalışırken sanat, insanın içsel hakikatini ve öznelliğini görünür kılma amacı taşır; bu yönüyle sanatın, pozitif bilimlere kıyasla insan ruhunda çok daha derin ve köklü bir varoluşsal temele dayandığı söylenebilir. Yapılan son nöroestetik araştırmalarına göre, deneklerin %68'i nitelikli bir sanat yapıtı karşısında deneyimledikleri estetik hazzın, bilimsel bir kuramı çözümlediklerinde duydukları entelektüel doyumdan niceliksel olarak daha sarsıcı olduğunu belirtmişlerdir. Özünde sanatın bu büyüleyici gücü, insanı kendi gerçekliğiyle yüzleştiren o biricik dönüştürücü işlevinde gizlidir.
Bu parçanın anlatımına ilişkin ortaya konan, 'Metinde birden fazla tanımlama yapılmış, Croce��nin görüşü dolaylı aktarımla tanık gösterilmiş ve karşılaştırmalı nicel verilere dayalı sayısal verilerden yararlanılmıştır.' yargısı doğru mudur?
Aşağıdaki paragrafta numaralanmış cümleleri, içerdikleri en belirgin düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Zaman; olayların geçmişten günümüze ve geleceğe doğru birbiri ardına sıralandığı, kesintisiz devam eden boyutsuz bir süreçtir. Ancak onun akışı, fiziksel dünyada mutlak bir nehir gibi kendi mecras��nda ilerlemek yerine zihnin olayları ardışık kılma çabasıyla şekillenir. Klasik fiziğin aksine Einstein’ın görelilik kuramıyla hayatımıza giren bu yeni bilimsel kavrayış, zamanı mekândan tümüyle bağımsız bir olgu olmaktan kalıcı olarak çıkarmıştır. Nitekim ünlü fizikçi, 'Zaman, ne kadar ısrarcı olursa olsun, sadece bizim algıladığımız illüzyondan ibarettir.' diyerek bu durumu çarpıc�� bir biçimde dile getirir. Bugün modern nörobilim çalışmaları da insan beyninin zamanı işleme mekanizmasının, dışsal bir saatten ziyade içsel nöronal ağların ritmine bağlı olduğunu göstermektedir. Yapılan kontrollü laboratuvar deneylerinde, yüksek adrenalin anlarında bireylerin zamanı normalden %36 daha yavaş algıladıkları saptanmıştır. Bu durum, öznel zaman algısının nesnel saat tiktaklarına meydan okuduğunun en açık kanıtıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıda verilen düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
Kuantum fiziğinin en gizemli ve üzerine en çok tartışılan olgularından biri olan dolanıklık; iki veya daha fazla parçacığın, aralarındaki mesafe ne olursa olsun, birinin kuantum durumunun diğerini anında belirleyecek şekilde birbirine bağlı olması durumudur. Klasik fizik, evrendeki nesnelerin yalnızca yerel etkileşimlerle birbirini etkileyebileceğini savunurken kuantum teorisi bu yerellik ilkesini tamamen ortadan kaldırır. Bu durumu zihninde tarif etmekte zorlanan Albert Einstein, 'Dolanıklık, uzaktaki ürkütücü bir eylemdir ve kuantum mekaniğinin eksikliğine i��aret eder.' diyerek bu olguya şüpheyle yaklaşmıştır. Oysa günümüzde yapılan hassas laboratuvar deneyleri, dolanık parçacıklar arasındaki gizemli etkileşim hızının ışık hızından en az kat daha büyük olduğunu ve klasik nedensellik sınırlarını tamamen aştığını kesin olarak ortaya koymaktadır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
"Kitap okumak; zihni dinlendiren, insana yepyeni ufuklar açan bir limandır. Televizyon izlemek ise zihni tembelliğe alıştırır ve insanı edilgen bir alıcı durumuna getirir."
Yukarıdaki parçada hem tanımlama hem de kar��ılaştırma düşünceyi geliştirme yollarından yararlanıldığı yargısı doğru mudur?
Zekâ, çevreye uyum sağlama becerisinden ziyade, mevcut koşulları kendi bilişsel şemalarımıza göre yeniden yapılandırma gücüdür. Bu yönüyle o, pasif bir kabullenme değil, aktif bir biçimlendirme sürecidir. Nitekim psikolog Jean Piaget, zekâyı 'organizmanın çevreyle dengeli bir etkileşim kurmasını sağlayan dinamik bir uyum süreci' olarak tanımlayarak bu kavramın sınırlarını çizer. Zekânın bu dinamik yapısı, onu salt bilgi depolama kapasitesi olan hafızadan çok daha işlevsel ve karmaşık kılar. Tıpkı bir nehrin yatağını aşındırarak kendine yeni bir yol açması gibi zekâ da karşılaştığı engelleri aşmak için yeni düşünce yolları inşa eder. Dolayısıyla zekâyı durağan bir veri seti olarak görmek, insan zihninin evrimsel serüvenini yadsımak anlamına gelir.
Bu parçanın anlatımında düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama, tanık gösterme, karşılaştırma ve benzetmeye birlikte başvurulduğu yargısı doğru mudur?
Estetik yaşantı; insanın dış dünyadaki nesneleri kendi öznel algı süzgecinden geçirerek onlara yepyeni, kurmaca bir varlık alanı kazandırması sürecidir. Bu süreçte sanatçı, doğayı pasif bir şekilde taklit etmekten ziyade onu kendi duygu dünyasında yeniden inşa eder. Pozitif bilimler dış dünyayı tamamen nesnel ölçütlerle ve neden-sonuç ilişkileriyle açıklamaya çalışırken sanat ise sezgilerle, tikel olanın biricikliğiyle hakikate yaklaşmayı hedefler. Nitekim ünlü düşünür Croce, 'Sanat, sezginin dışa vurulmuş biçimidir.' diyerek yaratım sürecindeki bu içsel ve özgür yönelime dikkat çeker. Edebiyatta bilinç akışı tekniğiyle zihnin sınırlarının zorlanması ya da resimde kübist formlarla nesnelerin parçalanması, sanatçının dış dünyayı kendi bilincine göre nasıl dönüştürdüğünün en somut örnekleridir. Böylece sanat, sıradan bir taklit olmaktan çıkıp özgün bir yaratıya dönüşür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi kullanılmamıştır?
Bilgi felsefesi (epistemoloji), bilginin doğas��nı, kaynağını ve sınırlarını inceleyen felsefe disiplinidir. Bu disiplinin en köklü tartışma alanlarından biri olan bilginin kaynağı probleminde rasyonalizm ve empirizm karşı karşıya gelir. Rasyonalizm, doğru bilginin doğuştan geldiğini ve yalnızca akıl yoluyla kavranabileceğini savunurken empirizm ise insan zihninin doğuşta boş bir levha olduğunu ve her türlü bilginin ancak duyusal deneyimle elde edilebileceğini ileri sürer. Örneğin, rasyonalist düşünürler mantıksal ve matematiksel doğruları bilginin en ideal modeli olarak gösterirler. Buna karşın empiristler, doğa bilimlerindeki gözlemleri temel alarak duyusal algıların sınırları dışında hiçbir verinin zihne ulaşamayacağını iddia ederler. Dolayısıyla rasyonalizm aklın tümdengelimsel gücünü yüceltirken empirizm duyusal deneyimin tümevarımsal gözlemine dayanır. Biri zihnin içsel yeteneklerine odaklanırken diğeri dış dünyanın duyular üzerindeki etkilerini önceler.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisi kullanılmıştır?
Aşağıda verilen cümleleri, içerdikleri en belirgin düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
A��ağıda verilen metin parçalarını, kullanılan en belirgin düşünceyi geliştirme yollarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Mimarlık, sadece taş ve betonun teknik olarak bir araya getirilmesiyle oluşan kuru bir yapısal etkinlik değildir; o, insanın mekânı kendi estetik ve kültürel değerleriyle yeniden biçimlendirme sanatıdır. İnsan, tarih boyunca barınma ihtiyacını estetikle birleştirerek ��evresini güzelleştirmiştir. Nitekim ünlü mimar Le Corbusier, mimarlığı 'ışık altında bir araya gelen kütlelerin doğru, görkemli ve kusursuz oyunu' olarak tanımlar. Geçmişte yapılar ahşap ve kerpiç gibi doğayla uyumlu yerel malzemelerle şekillenirken günümüzün modern yapıları çelik, cam ve kompozit bileşenlerle göklere uzanır. Yapılan sosyolojik araştırmalara göre, günümüzde kent nüfusunun yaklaşık %78'i bu modern, dikey mimari yapılarda yaşamını sürdürmektedir. Bu veri de gösteriyor ki insan, doğadan her geçen gün biraz daha uzaklaşmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi kullanılmamıştır?
Estetik yaşantı, bireyin bir sanat nesnesi karşısında duyduğu ve gündelik fayda ilişkilerinden arındırılmış olan salt tinsel haz durumudur. Geleneksel sanat anlayışında bu haz, sanatçı ile alımlayıcı arasında doğrudan ve biricik bir ba�� kurarken günümüzün dijital sanat ekosisteminde durum oldukça farklılaşmıştır. Geleneksel yapıtların izleyicide bıraktığı iz, derin ve zamana yayılan bir tefekkür gerektirir; oysa dijital platformlardaki piksellerden sızan görüntüler, insan zihninde uçucu ve anlık doyumlar yaratır. Bu durum, son beş yılda yayımlanan sosyolojik raporlarda da kendine yer bulmuştur. Nitekim sanat sosyolojisi araştırmalarına katılan gençlerin yüzde yetmiş ikisi, müzede bir tabloyu incelemek yerine bir dijital sergiyi ekran kaydırarak izlemeyi daha çekici bulduğunu belirtmiştir. Bu veri, alımlama alışkanlıklarının yapısal bir dönüşüm geçirdiğinin en somut göstergesidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Modern kent yaşamı, bireyin dış dünya ile olan ilişkisini kökten değiştirirken onu geleneksel topluluk bağlarından koparıp yalnızlığa sürüklemektedir. Metropollerdeki yaşam temposu o kadar hızlıdır ki insanlar yan yana yürüdükleri komşularının yüzlerini bile hatırlamazlar. Kent sosyoloğu Georg Simmel, bu durumu zihinsel yaşamın aşırı uyarılmasına karşı bir savunma mekanizması olarak gelişen 'ilgisizlik' (blasé) tavrı ile açıklar. Ona göre kent insanı, her gün maruz kaldığı sayısız uyarandan korunmak için duygusal mesafeler yaratır. Bu durum, kırsal yaşamdaki sıcak ve samimi komşuluk ilişkileriyle karşılaştırıldığında kentin bireyi nasıl mekanikleştirdiğini açıkça gösterir. Kentsel alanlarda yalnız yaşayan birey oranı son on yılda yüzde yirmi beş oranında artmıştır; bu da sosyolojik yalnızlaşmanın somut bir göstergesidir.
Bu parçanın anlatımında hem 'karşılaştırma' hem de 'sayısal verilerden yararlanma' düşünceyi geliştirme yollarından yararlanılmıştır.
Modernite öncesi dönemde zaman, doğanın ritimlerine bağlı, döngüsel bir nitelik taşırdı; sabahın gelişiyle başlayan gün, güneşin batışıyla nihayete ererdi. Ancak sanayi devrimiyle birlikte zaman, fabrikalardaki makinelerin işleyişine göre mekanikleşti ve çizgisel bir düzleme oturdu. Sosyolog Georg Simmel, 'modern insanın ruhsal hayatının, büyükşehir yaşamının getirdiği hızlı ritme uyum sağlama çabasıyla şekillendiğini' belirterek bu dönüşümün birey üzerindeki etkisini vurgular. Zaman artık hissedilen değil, saat kadranı üzerinde sürekli olarak tüketilen nicel bir meta hâline gelmiştir. Nitekim günümüzde bir şehirlinin zaman algısı, tarım toplumunda yaşayan bir köylünün zaman alg��sına kıyasla çok daha parçalı ve acelecidir. Sonuçta zaman, insanın yaşamı anlamlandırma biçimini belirleyen en temel kültürel parametredir; insanın varoluşunu düzenleyen kurallar bütünüdür.
Bu parçanın anlatımında düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama, tanık gösterme ve karşılaştırmaya yer verildiği yargısı doğru mudur?