Siyaset Felsefesi
23 questions
Bireyin eylem özgürlüğüne müdahale edilmesinin tek haklı gerekçesi, başkalarına zarar verilmesini önlemektir. Kendi fiziksel veya ahlaki iyiliği için bile olsa, bir kimseyi zorlamak meşru değildir. Her insan kendi bedeni ve zihni üzerinde mutlak egemenliğe sahiptir.
Bu parçada dile getirilen görüşler, birey-devlet ilişkisi bağlamında aşağıdakilerden hangisini savunmaktadır?
Demokratik toplumlarda iktidarın kararları ve uygulamaları, kurumsallaşmış memurlar topluluğunun oluşturduğu rasyonel-yasal bir çerçeve olan bürokrasi tarafından yürütülür. Ancak iktidar, yasal yetkilerini kullanırken yalnızca yasaların kendisine verdiği güce veya bu bürokratik aygıta sırtını dayayamaz. Yönetilenlerin, bu kararların ahlaki ve hukuki açıdan hakl�� olduğuna inanması, yani iktidarın eylemlerinin meşruiyetini onaylaması gerekir. Eğer iktidar bu onayı kaybederse, elindeki egemenlik gücünü yasal olarak kullanmaya devam etse dahi, sivil toplumun muhalefetiyle karşılaşır ve toplumsal düzenin istikrarı sarsılır.
Bu parçadan hareketle siyaset felsefesinin temel kavramlarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Bir ülkede yürürlükte olan hukuk kuralları (yasallık), siyasal iktidarın kararlarına biçimsel bir geçerlilik kazandırabilir. Ancak bu kurallar, toplumun ortak iradesiyle kurduğu etik-politik uzlaşıya dayanmadığında, vatandaşlar için yalnızca dışsal bir zorlama olarak kalır. Gerçek bir siyasal düzen, emirlerin sadece 'yasal' olduğu için değil, aynı zamanda yönetilenler tarafından içselleştirilmiş bir 'haklılık' inancıyla kabul edildiği oranda istikrar kazanır. Dolayısıyla, iktidarın gücü fiziksel yaptırımdan veya yazılı normlardan değil; bu normların kaynağındaki ahlaki ve toplumsal kabul edilebilirlikten beslenir.
Bu parçadan hareketle, siyasal iktidarın varlığını sürdürebilmesinin koşulu aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?
Yasama erki, toplumu yönetmek ve onun üyelerini korumak üzere kurulmuş olsa da, hiçbir zaman keyfî bir mutlak güç olamaz. Zira hiç kimse kendi hayatı, özgürlüğü veya mülkiyeti üzerinde sahip olduğundan daha fazla bir gücü başkasına devredemez. Toplumsal sözleşmenin amacı bireylerin doğal haklarını güvence altına almak olduğundan, devlet bu sınırları aştığı anda kurucu meşruiyetini yitirir ve bireyler için direnme hakkı meşru bir zemin kazanır.
Bu parçada savunulan görüşten hareketle, siyasi iktidarın meşruiyet sınırı ve bireyin hakları arasındaki ilişkiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
İnsanlar doğa durumunda sahip oldukları yaşama, özgürlük ve mülkiyet gibi temel hakları toplumsal sözleşmeyle devlete devrederken, bu haklardan tamamen vazgeçmezler. Sözleşmenin amacı, bu hakların daha güvenli bir şekilde kullanılmasını ve korunmasını sağlamaktır. Devletin meşruiyeti, bu koruma görevini yerine getirmesine bağlıdır; eğer devlet bu sınırları aşar ve hakları ihlal ederse, bireylerin yönetime karşı direnme hakkı ortaya çıkar.
Buna göre, parçada savunulan birey-devlet ilişkisi ve haklar konusundaki yaklaşım aşağıdaki filozoflardan hangisinin görüşleriyle uyuşmaktadır?
Platon'a göre devlet, insan doğasının bir devamı ve canlı bir organizmanın daha büyük bir ölçekteki benzeridir. İnsan, kendi kendine yetmeyen ve ihtiyaçlar��nı karşılamak için başkalarına gereksinim duyan bir varlıktır. Bu doğal ihtiyaçlar, insanları bir arada yaşamaya ve iş bölümü yapmaya yöneltir. Bu durumun en örgütlü ve olgun biçimi ise devlettir. Dolayıs��yla devlet, sonradan uzlaşmayla kurulmuş yapay bir yapı değil, insan doğasının zorunlu ve organik bir uzantısıdır.
Buna göre, Platon’un devletin ortaya çıkışına ilişkin görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Devletin veya toplumun, bireyin eylem özgürlüğüne müdahale etmesinin meşru sınırları neresidir? Bir insanın kendi iyiliği (fiziksel veya ahlaki) onun özgürlüğünü kısıtlamak için yeterli bir gerekçe değildir. Birey, sadece başkalarına zarar verdiği durumlarda topluma karşı sorumlu olmalıdır. Kendi bedeni ve zihni üzerinde ise egemen olan yalnızca kendisidir. Bu sınırın aşılması, devletin birey üzerindeki otoritesinin meşruluğunu ortadan kaldırır.
Bu parçada savunulan görüşe göre, birey-devlet ilişkisinde devletin otoritesini sınırlandıran temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?
Bir siyasal gücün ya da iktidarın varlığını sürdürebilmesi yalnızca kaba kuvvete veya yasalara dayanmasıyla mümkün değildir. İktidarın kararlarının toplum vicdanında kabul görmesi, yönetilenlerin bu güce gönüllü olarak itaat etmesi ve yönetimi haklı bulması gerekir. Eğer bir yönetim halkın rızasını kazanamamışsa, aldığı kararlar yasal olsa bile toplumsal tabanda kalıcı bir karşılık bulamaz.
Bu parçada vurgulanan durum, siyaset felsefesinin aşağıdaki kavramlarından hangisiyle açıklanabilir?
İnsanların hiçbir ortak otoritenin bulunmadığı bir ortamda, sürekli bir çatışma ve ölüm korkusu içinde yaşaması sürdürülebilir değildir. Bu güvensizlik ortamından kurtulmak isteyen bireyler, kendi aralarında anlaşarak haklarını ve güçlerini ortak bir egemene devretmişlerdir. Böylece herkesin can güvenliğini garanti altına alan devlet kurulmuştur.
Bu parçaya göre, birey-devlet ilişkisinin kurulmasında aşağıdakilerden hangisi temel amaçtır?
İnsanların hiçbir ortak otoritenin bulunmadığı bir 'doğa durumunda' yaşadıklarını varsayalım. Bu durumda herkes kendi varlığını koruma güdüsüyle hareket edecek, bu da kaçınılmaz olarak bir çatışma ve güvensizlik ortamı yaratacaktır. Bireyler, bu sürekli korku ve ölüm tehdidinden kurtulmak amacıyla bir araya gelerek haklarını ve güçlerini ortak bir egemene devretmek üzere uzlaşırlar. Bu uzlaşı sonucunda, toplumsal barışı ve güvenliği sağlayacak olan ortak güç, yani devlet kurulmuş olur.
Buna göre parçada dile getirilen görüşler, devletin ortaya çıkışı ile ilgili aşağıdaki yaklaşımlardan hangisini desteklemektedir?
Siyaset felsefesinde ideal bir toplumsal düzenin olabileceğini savunan yaklaşımlar, bu düzenin dayandığı temel ilkeler konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Örneğin liberalizm, bireysel girişimlerin ve hakların korunması amacıyla devletin müdahalesinin en aza indirilmesi gerektiğini savunurken; sosyalizm ise üretim araçlarının ortak mülkiyetini ve toplumsal sınıfların ortadan kaldırılmasını hedefler.
Buna göre, ideal düzeni kabul eden bu yaklaşımlardan liberalizm ve sosyalizmin sırasıyla temel aldığı ilkeler aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
Thomas Hobbes Leviathan adlı eserinde, insan eylemlerini yönlendiren iki kurucu ögeyi karşılaştırırken şu ayrımı yapar: Bunlardan birincisi, bireyin bir eylemi yapma ya da yapmama konusundaki serbestliğini, yani engellenmeden hareket edebilme gücünü ifade eder. İkincisi ise bireye belirli bir ödev yükler ve onu belli bir davranış kalıbına yönlendirip bağlar. Hobbes, bu iki kavramın arasındaki farkın 'özgürlük' ile 'yükümlülük' arasındaki fark kadar belirgin olduğunu savunur.
Bu parçadan hareketle Thomas Hobbes'un karşılaştırdığı ve sırasıyla 'özgürlük' ile 'yükümlülük' ilişkisi üzerinden temellendirdiği siyaset felsefesi kavramları aşağıdakilerden hangisidir?
John Locke'a göre doğa durumunda insanlar tamamen özgür ve eşittir; aklın yasası olan doğa yasası herkes için geçerlidir. Ancak doğa durumunda, bu yasayı uygulayacak, tarafs��z kararlar verecek ve ihlalleri cezalandıracak kurumsallaşmış ortak bir otorite yoktur. Her birey kendi davasının yargıcı ve infazcısı konumundadır. Bu durum, adaletsizliğe, çatışmaya ve mülkiyetin korunamamasına yol açar. İnsanlar bu olumsuzluklardan kurtulmak ve haklarını güvence altına almak için bir araya gelerek belirli yetkilerini ortak bir güce devrederler.
Buna göre, John Locke'un devletin ortaya çıkışına dair bu görüşlerinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Siyaset felsefesinde ideal bir düzenin varlığını reddeden yaklaşımlardan Sofizm, genelgeçer bilginin imkânsızlığından yola çıkarak herkes için geçerli mutlak bir düzenin kurulamayacağını savunurken; Anarşizm, devletin insan doğasının kaçınılmaz bir sonucu olarak organik bir şekilde ortaya çıktığını fakat bireysel özgürlüğü engellediği için zamanla kendiliğinden sönümlenmesi gerektiğini ileri sürer.
John Locke'a göre insan; yaşam, özgürlük ve mülkiyet gibi haklara herhangi bir devlet ya da yasa henüz kurulmadan önce, doğa durumundayken de sahipti. Bu haklar, bireyin yalnızca insan olması bakımından taşıdığı, devredilemez ve vazgeçilemez değerlerdir. Siyasal iktidarın temel varlık gerekçesi ise bu hakları sıfırdan yaratmak değil, bireylerin doğuştan getirdiği bu kazanımları korumak ve güvence altına almaktır.
Bu parçadan hareketle siyaset felsefesinin temel kavramlarından biri olan 'hak' ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Alexis de Tocqueville'e göre, demokratik yönetimlerde bireylerin haklarını koruyabilmesi ve siyasal gücün kontrolsüzce büyümesini engelleyebilmesi için kendi aralarında gönüllü birlikler oluşturmaları hayati bir öneme sahiptir. Vakıflar, meslek örgütleri, bağımsız basın ve dernekler gibi yapılar; bireyin yalnızlaşmasını önlerken aynı zamanda yönetimin her alana müdahale etmesini zorlaştırır. Düşünür, bu tür bağımsız yapıların bulunmadığı toplumlarda demokrasinin çoğunluk despotizmine dönüşebileceğini savunur.
Bu parçadan hareketle, Tocqueville'in demokratik bir düzende iktidarı dengelemek ve bireysel özgürlükleri korumak adına zorunlu gördüğü devlet dışı bağımsız örgütlenmeler alanı aşağıdaki kavramlardan hangisiyle ifade edilir?
Bir modern hukuk devletinde, yöneticilerin yetkilerini kullanma biçimi ve sınırları anayasa tarafından belirlenmiştir. Vatandaşlar, yöneticilerin kişisel özelliklerine veya taşıdıkları iddia edilen olağanüstü vasıflara değil, işgal ettikleri makamın yasal statüsüne itaat ederler. Görev süresi dolan bir yöneticinin yerine, yasalar çerçevesinde yeni bir yönetici seçilir ve otorite kesintisiz bir biçimde yeni yöneticiye devredilir.
Bu parçadan hareketle rasyonel-yasal egemenliğe ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?
Jean-Jacques Rousseau’ya göre, doğa durumunda kendi kendine yeten, barışçı ve özgür bir yaşam süren insanı bu durumdan uzaklaştıran temel etken, bir toprak parçasını çevirip 'Burası benimdir!' diyen ilk insanın çıkışı ve diğerlerinin de buna inanması olmuştur. Mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte doğal eşitlik bozulmuş, çatışma ve güvensizlik ortamı doğmuştur. İnsanlar, kaybettikleri özgürlük ve güvenliği ortak bir iradeyle koruma altına almak amacıyla toplumsal sözleşme yaparak devleti kurmuşlardır.
Buna göre Rousseau’nun devletin ortaya çıkışına yönelik yaklaşımı hakkında aşağıdakilerden hangisi s��ylenebilir?
Aşağıdaki sol sütunda verilen egemenlik türlerine dair açıklamaları, sağ sütundaki uygun egemenlik türleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aristoteles'e göre insan, doğası gereği siyasal bir hayvandır. O, tek başına kendi kendine yetemeyen, ahlaki ve entelektüel gelişimini ancak bir topluluk içinde gerçekleştirebilen bir varlıktır. Bu doğrultuda aile ile başlayan toplumsal birliktelik, köy ve en nihayetinde en yetkin organizasyon olan kent devletine (polis) doğru kendiliğinden evrilmiştir. Devlet, insanın bu doğal gelişiminin en üst ve kaçınılmaz aşamasıdır.
Buna göre Aristoteles'in devlet görüşüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?