Paragrafta Anlam
1306 questions
Sanat eserinin alımlayıcı üzerindeki etkisi, eserin kendi içkin yapısından ziyade alımlayıcının tarihsel ve kültürel bagajıyla girdiği diyalogda gizlidir. Kimi sanat eleştirmenleri, eserin yaratıcısının niyetine sadık kalınarak incelenmesi gerektiğini savunur. Onlara göre yazarın veya ressamın zihnindeki ilk kıvılcım, eserin yegâne anlam haritasıdır. Oysa bu yaklaşım, eserin zaman karşısındaki direncini ve devingenliğini yok saymak demektir. Bir tabloya ya da romana her yeni bakış, onu geçmişin tozlu raflarından çıkarıp bugünün taze soluğuyla yeniden biçimlendirir. Eser, yaratıcısından koptuğu an kendi bağımsızlığını ilan eder ve okurun/izleyicinin dünyasında yeniden doğar.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
(I) İskenderiye ve Bergama gibi antik çağın büyük kütüphaneleri, bilgiyi sadece bir araya getiren depolar değil, aynı zamanda iktidarın entelektüel hegemonyasını sergileyen anıtsal simgelerdi. (II) Bu kütüphanelerde parşömenlerin ve papirüs rulolarının belirli bir düzene göre tasnif edilmesi, bilginin evrensel bir hiyerarşi içinde denetim altında tutulmasını kolaylaştırıyordu. (III) Klasik Antik Çağ'da yazılı kültürün yaygınlaşması, sözlü geleneğin dinamik yapısını zayıflatarak bilginin daha statik ve otoriter bir nitelik kazanmasına yol açmıştır. (IV) Ruloların yerleştirildiği nişlerin mimari düzeni ve salonların ışık alma açıları bile, bilginin kutsallığı ile idari otoritenin gücü arasındaki sembolik ilişkiyi pekiştirecek şekilde tasarlanmıştı. (V) Böylelikle ziyaretçiler, raflar arasında dolaşırken sadece yazılı metinlerle değil, o metinleri üreten ve koruyan siyasi iradenin mekânsal gücüyle de karşı karşıya kalıyorlardı.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktad��r?
(I) Antik Çağ'dan itibaren bilgi aktarımının en önemli araçlarından biri olan parşömen, koyun veya keçi derisinin işlenmesiyle elde edilen son derece dayanıklı bir yazı malzemesidir. (II) Nem ve ısı gibi dış etkenlere karşı hassas olan papirüsün aksine parşömen, yüzyıllar boyunca metinlerin korunmasını sağlayarak kültürel mirasın geleceğe aktarılmasında kritik bir rol üstlenmiştir. (III) Özellikle esnek yapısı sayesinde katlanabilmesi ve rulo yerine kitap (kodeks) formuna geçilmesine zemin hazırlaması, kütüphanecilik tarihinde devrim niteliğinde bir gelişmedir. (IV) Hayvan derisini kaliteli bir parşömene dönüştürme işlemi; derinin kireç banyosunda bekletilmesi, gerilerek üzerindeki et ve tüylerin sıyrılması gibi yoğun el emeği gerektiren aşamalardan oluşur. (V) Bu zahmetli hazırlık sürecinde derinin ne kadar gerileceği, malzemenin kalınlığını ve esnekliğini doğrudan belirleyen en hassas noktadır. (VI) Gerildikten sonra kurutulan ve ponza taşıyla pürüzsüzleştirilen deri, mürekkebin yüzeye en iyi şekilde tutunmasını sağlayacak kimyasal ve fiziksel olgunluğa erişmiş olur.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Cam, antik ça��lardan beri insanlığın hem günlük yaşamını kolaylaştıran hem de estetik arayışlarına cevap veren çok yönlü bir malzemedir. (II) Erime noktasına getirilen silisin farklı maddelerle birleştirilmesiyle elde edilen bu malzeme, dayanıklılığı ve saydamlığı sayesinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. (III) Türkiye'de geleneksel cam sanatı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden beri usta-çırak ilişkisiyle yaşatılan köklü bir geçmişe sahiptir. (IV) Anadolu topraklarında yüzyıllar boyunca şekillenen bu sanat dalında, çeşm-i bülbül ve beykoz işi gibi özgün teknikler geliştirilmiştir. (V) Günümüzde ise modern atölyelerde üretilen cam tasarımlar, hem geleneksel motifleri korumakta hem de çağdaş sanat anlayışını yansıtmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Kentleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ortaya çıkan kentsel ısı adası etkisi, modern şehirlerin en belirgin çevresel sorunlarından biridir. Beton ve asfalt gibi yapay yüzeylerin güneş ışınlarını yüksek oranda soğurması, yeşil alanların yetersizliğiyle birleştiğinde şehir merkezlerinin kırsal çevreye göre çok daha sıcak olmasına yol açar. Bu sıcaklık farkı, enerji tüketimini artırırken hava kalitesini de olumsuz etkiler. Şehirlerdeki yüksek sıcaklığı düşürmek amacıyla klima kullanımının yaygınlaşması, atmosfere salınan sıcak havayı artırarak kısır bir döngü oluşturur. Sorunun çözümü için binalarda yansıtıcı malzemelerin tercih edilmesi, çatı bahçelerinin yaygınlaştırılması ve rüzgâr koridorlarının planlanması gibi akıllı mimari yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır.
Bu parçadan kentsel ısı adası etkisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Camaltı resim sanatı, cam levhanın arka yüzeyine boyalarla tersten çizim yapılması esasına dayanan özgün bir görsel sanat dalıdır. (II) Sanatçı, eserin ön yüzünden görülecek ayrıntıları ilk önce boyayıp ardından arka planı renklendirmek zorunda olduğu için bu teknikte hataya yer yoktur. (III) Osmanlı dönemi halk kültüründe geniş yer bulan bu sanatta; şahmeran figürleri, dinsel motifler ve günlük yaşamdan sahneler camın şeffaflığıyla buluşur. (IV) Sanatsal değerinin yanı sıra camın fiziksel özellikleri, bu eserlerin korunması ve depolanması sürecinde ciddi zorlukları beraberinde getirir. (V) Havadaki nem oranının değişmesi ve ani sıcaklık farkları, camın arkasındaki boya tabakasının çatlayıp dökülmesine yol açar. (VI) Bu nedenle müzeler ve koleksiyonerler, camaltı resimlerini sergilerken ışık ve nem kontrolü sağlayan özel iklimlendirme sistemleri kullanmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Moderniteyle birlikte hayatımıza giren ve her geçen gün etkisini artıran 'hız' kavramı, yalnızca gündelik pratiklerimizi değil, zihinsel süreçlerimizi ve bu süreçlerin en somut dışavurumu olan sanatsal üretimlerimizi de kökten dönüştürmüştür. Klasik anlatı geleneğinde zaman, genişleyen ve derinleşen bir nehir gibi kendi mecrasında akarken modern ve post-modern edebiyatta anlık parçalanmalara uğrar. Bu durum, bireyin zaman algısının giderek daralması ve zihinsel dikkatin sürekli olarak yeni dijital uyaranlara bölünmesiyle doğrudan ilişkilidir. Geleneksel romanın sunduğu geniş zaman dilimleri ve çok boyutlu karakter analizleri, yerini hızla tüketilen ve anlık izlenimleri aktaran kısa, fragmanter metinlere bırakmaktadır. Ancak bu dönüşüm, edebiyat sosyolojisinde sadece bir teknik veya biçim değişikliği olarak okunmamal��dır; zira anlatının bu denli kısalması ve hızlanması, insanın geçmişle kurduğu köklü bağları zedelemekte ve belleği edilgen bir arşivleyiciye dönüştürmektedir. Çağımız insanı için artık hatırlamak, geçmiş deneyimler üzerine derinlemesine düşünmek değil; durmaksızın akan veri akışı içinde kaybolmamak adına yapılan geçici bir tutunma çabasından ibarettir. Edebiyat da bu yeni bellek biçiminin hem bir aynası hem de en sadık kaydedicisi olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
35. Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce a��ağıdakilerden hangisidir?
(I) Koku duyusu, insan beyninde duygusal hafıza ve anıların işlendiği amigdala ile hipokampus bölgelerine doğrudan bağlı tek duyudur. (II) Bu doğrudan bağlantı sayesinde, yıllar önce karşılaştığımız bir koku bizi aniden çocukluğumuzun geçtiği o odaya veya eski bir anımıza götürebilir. (III) Edebi metinlerde de kokuların karakterlerin iç dünyasını yansıtmak amacıyla sıkça kullanıldığı görülür. (IV) Bilimde "Proust Etkisi" olarak adlandırılan bu durum, kokuların geçmişe dair anıları diğer duyulara göre daha canlı ve hızlı tetiklemesini açıklar. (V) Yapılan nörolojik araştırmalar da kokuların uyandırdığı anıların görsel veya işitsel uyaranlara kıyasla çok daha güçlü duygusal tepkiler yarattığını doğrulamaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Mimar:
— Geleneksel mimari, sadece geçmişin biçimsel bir tekrarı değildir; o dönemin yaşam kültürünün, iklimle kurduğu bağın ve malzeme bilgisinin somutlaşmış halidir. Ben tasarımlarımda eski yapıları taklit etmek yerine, onların doğayla kurduğu dostane ilişkiyi ve mekânsal sıcaklığı günümüzün teknolojisiyle harmanlamayı tercih ediyorum.
Gazeteci:
(II) ----
Mimar:
— Kesinlikle hayır. Bir kentin kimliği, onun tarihsel katmanlarının korunmasıyla doğrudan ilişkilidir. Eski binaları tamamen yıkıp yerlerine cam ve çelikten gökdelenler diktiğinizde, o şehrin hafızasını da silmiş olursunuz. Modernleşme, geçmişi yok ederek değil, onun üzerine yeni değerler ekleyerek gerçekleştirilmelidir.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Şehirlerin tarihi dokusunu korumak amacıyla yapılan restorasyon çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
II. Geleceğin mimarisinde cam ve çelik gibi malzemelerin yerini hangi teknolojiler alacaktır?
II. Gökdelenlerin modern şehirlerin estetik görünümüne katkı sağladığını düşünüyor musunuz?
II. Bir kentin modernleşme sürecinde tarihi yapıların yıkılarak yenilenmesini destekliyor musunuz?
II. Tarihi kentlerin turizm potansiyelini artırmak için yerel yönetimlere ne gibi görevler düşmektedir?
Gazeteci:
(I) ----
Kentsel Antropolog:
— Şehirler sadece taş ve betondan oluşan yapılar değildir; onlar toplumsal hafızanın, ortak yaşanmışlıkların somutlaştığı mekânlardır. Bir kentin sokak dokusu, meydanlarının yerleşimi ve hatta yıkılan eski bir sinema salonunun boşluğu bile orada yaşayan insanların kimlik inşasında doğrudan rol oynar. Bu yüzden mekân��n değişimi, bireyin kendi geçmişiyle kurduğu bağı kopararak onda bir tür aidiyetsizlik ve yabancılaşma hissi yaratır. Kentleşmeyi sadece ekonomik ya da mimari bir büyüme olarak görmek, insan-mekân ilişkisindeki bu görünmez psikolojik kırılmaları ıskalamak anlamına gelir.
Gazeteci:
(II) ----
Kentsel Antropolog:
— Aslında bu durum kaçınılmaz bir çelişkiyi barındırıyor. Bir yanda geçmişin nostaljisine sığınarak kenti bir açık hava müzesine dönüştürme riski var, diğer yanda ise işlevsellik adına her şeyi tek tipleştiren aşırı bir pragmatizm. Çözüm, geçmişi dondurmakta değil; onun kültürel ve tarihsel katmanlarını yeni ihtiyaçlarla harmanlayan sürdürülebilir bir koruma bilincinde yatıyor. Yani eskiyi yok etmeden, onun ruhunu modern yaşamın dinamizmine entegre edebilen tasarımlar geliştirmeliyiz. Aksi takdirde hafızasını kaybetmiş, ruhsuz yapay yerleşimlerden öteye geçemeyiz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Aşağıdaki sol sütunda bir eserin veya yazarın anlatım özelliklerine dair yapılan değerlendirmeler, sağ sütunda ise bu değerlendirmelerin doğrudan ilişkili olduğu anlatım ilkeleri yer almaktadır. Sol sütundaki açıklamaları sağ sütundaki uygun anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Gazeteci:
(I) ----
Eko-eleştirmen:
— Aslında bu yönelim, doğayı sadece insan etkinliklerinin dekoru ya da pasif bir fonu olarak görmeyi bıraktığım��z an başladı. Klasik gerçekçilikte nehirler, ormanlar veya dağlar kahramanın iç dünyasını yansıtmak için kullanılan simgelerden ibaretti. Bugün ise çevre sorunlarının yıkıcı boyutlara ulaşmasıyla birlikte edebiyat, doğayı kendi hakları ve anlatısı olan kurucu bir özne olarak ele alıyor. Yani insanı merkeze alan anlatılardan, insanın da bir parçası olduğu ekolojik ağın anlatısına doğru köklü bir paradigma değişimi yaşanıyor.
Gazeteci:
(II) ----
Eko-eleştirmen:
— Kesinlikle hayır. Eko-eleştirel okuma, bir metinde açıkça çevre kirliliğinden ya da küresel ısınmadan bahsedilmesini şart koşmaz. Aksine, bir eserde doğanın nasıl konumlandırıldığına, insanın çevreyle kurduğu sömürü odaklı veya uyumlu ilişkiye bakar. Örneğin yüz yıl önce yazılmış, hiçbir çevre felaketinden bahsetmeyen bir romanda bile karakterlerin mekânı nasıl algıladığı, doğayı nasıl konumlandırdığı eko-eleştirinin inceleme alanına girer. Dolayısıyla bu yöntem, metinlerin ekolojik bilinç düzeyini ve doğa-insan dengesini sorgulamamıza yarayan bir zihinsel gözlüktür.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Eko-eleştirel okumaların günümüz okurlarında çevre bilinci oluşturma konusunda yetersiz kaldığını söyleyebilir miyiz?
II. Yüz yıl önce yazılmış klasik eserlerin günümüz ekolojik sorunlarına çözüm üretebileceğini düşünüyor musunuz?
II. Bir edebi metnin eko-eleştirel bir yaklaşımla ele alınabilmesi için doğrudan güncel çevre krizlerini ele alması mı gerekir?
II. Çevre kirliliği ve küresel ısınma gibi konuların işlenmediği metinlerin edebi değer bakımından eksik olduğunu savunabilir miyiz?
II. Eko-eleştirinin sadece modern dönemde yazılmış metinleri inceleyen sınırlı bir alan olduğunu söylemek doğru mudur?
(I) Ebru, geleneksel Türk el sanatlarının en köklü ve görsel açıdan en zengin olanlarından biridir. (II) Kitre adı verilen kıvamlı bir suyun üzerine serpilen boyaların kağıda aktarılmasıyla bu eşsiz desenler elde edilir. (III) Bu sanatta kullanılan boyalar tamamen doğal malzemelerden ve topraktan elde edilir. (IV) Geleneksel el sanatlarımız son yıllarda genç nesiller arasında hak ettiği ilgiyi görmeye başlamıştır. (V) Su üzerindeki boyalara biz adı verilen aletlerle şekil verilmesi, ebru yapımındaki en kritik aşamadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Lale, yüzyıllar boyunca Doğu ve Batı kültürlerinde derin izler bırakmış, zarafetin ve estetiğin sembolü olmuş bir çiçektir. (II) Orta Asya kökenli olan bu çiçek, Anadolu üzerinden Avrupa'ya taşınarak burada büyük bir hayranlık uyandırmıştır. (III) Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde saray bahçelerini süslemiş ve bir döneme adını verecek kadar önem kazanmıştır. (IV) Günümüzde lale yetiştiriciliğinde en gelişmiş yöntemler kullanılarak binlerce farklı tür elde edilmektedir. (V) Seralarda ısı ve ışık kontrolüyle gerçekleştirilen bu üretim, çiçeğin mevsimden bağımsız olarak pazara sunulmasını sağlar. (VI) Modern tarım teknolojileri sayesinde laleler, hem dayanıklılık hem de renk çeşitliliği bakımından geçmişe göre çok daha ��stün niteliklere sahiptir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Dilbilimsel görelilik kuramı, bir toplumun konuştuğu dilin yapısının o toplumun düşünme biçimini ve dünyayı algılayışını şekillendirdiğini öne sürer. (II) Bu kurama göre, dil bilgisel yapılar ve kelime haznesi, bireyin zihninde dış d��nyaya dair bilişsel bir şablon oluşturur. (III) Örneğin, renk adlandırmalarındaki çeşitlilik veya zamanın ifade ediliş biçimi, o dili konuşanların bu kavramları nasıl deneyimleyeceğini doğrudan etkiler. (IV) Dilin kültürel aktarımdaki rolü, onun sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kolektif hafızanın taşıyıcısı olduğunu gösterir. (V) Dolayısıyla farklı dilleri konuşan insanların dünyayı deneyimleme tarzlarının da birbirinden farklı olması kaçınılmaz hale gelir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Taş plaklar, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ses kaydı ve müzik dinleme kültürünün en önemli taşıyıcı araçları olmuştur. (II) Doğal bir reçine olan gomalak ile kömür tozunun birleşiminden üretilen bu plaklar, darbelere karşı oldukça hassas ve kırılgan bir yapıya sahipti. (III) Üzerlerine özel iğnelerle kazınan yivler, ses dalgalarının fiziksel izlerini plak yüzeyinde kalıcı hâle getirirdi. (IV) Gramofon, plaklar üzerindeki bu yivleri takip eden bir iğne ve titreşimleri yükselten geniş bir borudan oluşan mekanik bir oynatıcıdır. (V) Cihaz, elektrik enerjisine ihtiyaç duymadan, yalnızca kurulma yayı ve dişli çarklar yardımıyla dönen bir tabla sistemiyle çalışırdı. (VI) Üretim maliyetlerinin düşmesiyle birlikte evlere giren bu estetik araç, kitlelerin müzikle kurduğu ilişkiyi bireyselleştirerek yeni bir dinleme kültürü yaratmıştır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Yazarken zihnimin sadece anlatacağım konuya odaklanmasını isterim. Gün içindeki telefon aramaları, kapı zilleri veya sokaktan gelen gürültüler bu odaklanmayı imkânsız hâle getiriyor. Bu yüzden herkesin elini eteğini çektiği, sessizliğin hâkim olduğu gece saatlerinde yazmayı alışkanlık edindim. Çünkü ancak o zaman kendimle baş başa kalabiliyorum.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
Aşağıda numaralanmış paragrafları, bu paragraflarda kullanılan baskın anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Tarihsel anlatılarda nesnelliğin mutlak bir ölçüt olarak sunulması, geçmişin karmaşık yapısını basite indirgeme çabasından başka bir şey değildir. Birçok tarihçi, belgelerin kendi adına konuştuğunu ve geçmişi olduğu gibi yansıttığını iddia eder. Oysa her belge, onu kaleme alanın zihniyetini, dönemin iktidar ilişkilerini ve ideolojik süzgecini taşır. Dolayısıyla tarih yazımı, geçmişin tarafsız bir fotoğrafı değil; bugünden geçmişe yöneltilen öznel bir bakış açısı, bir inşa sürecidir. Nitekim ünlü tarihçi Edward Hallett Carr da tarihçinin olguları seçerken kaçınılmaz olarak kendi değer yargılarını işin içine kattığını belirtmiştir. Bu durum, tarihin bilimselliğine gölge düşürmez; aksine onun insanı anlama çabasındaki zenginliğini gösterir.
Bu parçanın anlatımında, yerleşik bir görüşe karşı çıkılarak tartışmacı anlatım biçiminin benimsendiği ve savı inandırıcı kılmak amacıyla tanık göstermeye başvurulduğu yargısı doğru mudur?
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralanması için boş bırakılan yerlere gelmesi gereken cümle numaralarını yazınız.
Fill in the blanks below
II. Kelimeler, bir yazarın zihnindeki dünyay�� inşa eden en temel yapı taşlarıdır.
III. Sanatçı, bu yapı taşlarını özenle seçip bir araya getirerek eserinin estetik dokusunu oluşturur.
Doğru sıralama: - -