Osmanlı Devleti'nde hukuk sistemindeki parçalı yapı; cemaat mahkemeleri, konsolosluk mahkemeleri ve şer’iyye mahkemelerinin bir arada bulunmasıyla belirginleşmiş, bu durum toplumsal birliği ve devletin yargı egemenliğini olumsuz etkilemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde 1926 yılında Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesinin, bu parçalı yapıyı sona erdirerek "hukuk birliği"ni sağlamadaki en temel rolü aşağıdakilerden hangisidir?
- Tüm vatandaşların dini inanç ve mezhep farkı gözetilmeksizin aynı hukuk kurallarına tabi tutulmasıCevap
- BKadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınarak siyasi temsilin güçlendirilmesi
- CCeza hukukunda İtalyan yasalarının örnek alınarak suç ve ceza kavramlarının modernize edilmesi
- DŞer’iyye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılarak din işlerinin devlet kontrolüne alınması
- EAzınlıkların Lozan Antlaşması ile kazandığı tüm dini ve kültürel ayrıcalıkların zorla ellerinden alınması
Cevap
Tüm vatandaşların dini inanç ve mezhep farkı gözetilmeksizin aynı hukuk kurallarına tabi tutulması
Türk Medeni Kanunu, Osmanlı'dan devralınan dini temelli ve çok parçalı hukuk yapısını tasfiye etmiştir. Tüm vatandaşların, din veya mezhep ayrımı yapılmaksızın aynı kanunlara tabi olması sağlanarak hukukta birlik (tek hukuk sistemi) ve laiklik gerçekleştirilmiştir.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
Hukuk Birliği ve Laikleşme
Daha Fazla Pratik
Medeni Kanun'un kabul edilmesinin doğrudan etkilediği 'Halkçılık' ve 'Laiklik' ilkeleri arasındaki ilişkiyi inceleyen sorulara odaklanabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s