Yeni Türk Devleti’nin kuruluş sürecinde hukuk sisteminin laikleşmesi ve modernleşmesi amacıyla Osmanlı hukukunun temelini oluşturan Mecelle’nin ıslah edilmesi yerine, Avrupa’daki güncel kanunların incelenerek Türk toplumuna uyarlanması (resepsiyon) yöntemi benimsenmiştir.
Buna göre, Türk hukuk devriminde yeni bir medeni kanun hazırlamak yerine İsviçre’den kanun alınması yolunun tercih edilmesinde aşağıdakilerden hangisinin etkili olduğu savunulamaz?
- AMevcut hukuk kurallarının toplumsal değişimin gerisinde kalması
- BHukuk sistemindeki çok başlılığı ortadan kaldırma isteği
- Batılı devletlerin iç işlerine karışmasını engellemek için taviz verme zorunluluğuCevap
- DLaiklik ve halkçılık ilkeleriyle uyumlu bir toplumsal düzen kurma hedefi
- EKadınlara sosyal ve ekonomik haklar tanıyarak aile yapısını modernleştirme gayesi
Cevap
Türk hukuk devriminde Batılı devletlere taviz verme gibi bir amaç söz konusu olamaz; aksine evrensel hukuk standartlarına ulaşarak dış müdahaleleri engellemek hedeflenmiştir.
Türk hukuk devrimi, dış devletlerin baskısıyla yapılan bir 'taviz' süreci değildir. Tam tersine, çağdaş ve laik bir hukuk sistemine geçilerek, Batılı devletlerin azınlıkları veya kapitülasyonları bahane ederek Türkiye'nin iç işlerine karışma imkanı ellerinden alınmıştır. Bu durum tam bağımsızlık ilkesiyle doğrudan ilgilidir.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
Hukuk Birliği ve Laik Hukuk Düzeni
İpuçları
1
Osmanlı dönemindeki ıslahatlar ile Cumhuriyet dönemi inkılaplarının 'dış etki' bakımından farkını düşünün.
2
Tam bağımsızlık ilkesi, yabancı devletlerin taleplerine boyun eğmeyi değil, onlara müdahale alanı bırakmamayı gerektirir.
3
Seçeneklerdeki 'taviz verme zorunluluğu' ifadesi, milli egemenlik anlayışıyla çelişmektedir.
Daha Fazla Pratik
İsviçre Medeni Kanunu'nun kabul edilmesinin ardından azınlıkların Lozan'dan doğan haklarından neden vazgeçtiğini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s