Osmanlı Devleti Siyasi Tarihi

269 soru

Soru 121Soru

Osmanlı Devleti'nin 1919. yüzyılda takip ettiği "Denge Politikası" sadece askeri ve diplomatik ittifaklarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda büyük güçlerin desteğini kazanmak amacıyla ekonomik tavizlerin verilmesini de içermiştir. Bu doğrultuda 18381838 yılında İngiltere ile imzalanan Balta Limanı Ticaret Antlaşması, Osmanlı ekonomisini dışa bağımlı hale getirse de stratejik bir diplomatik kazanım hedeflenmiştir. Bu antlaşma ile sağlanan İngiliz desteği, aşağıdaki siyasi krizlerden hangisinin Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde sonuçlanmasında doğrudan etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mısır Sorunu'nun nihai çözümü ve 18401840 Londra Antlaşması

Cevap

Mısır Sorunu'nun nihai çözümü ve 18401840 Londra Antlaşması
Doğru yanıt olan seçenek, 18381838 Balta Limanı Antlaşması ile verilen geniş ticari hakların İngiltere'yi Osmanlı Devleti'nin yanında yer almaya teşvik etmesi sonucunda ortaya çıkan siyasi gelişmeyi doğru ifade etmektedir. İngiltere, bu antlaşma sayesinde Osmanlı topraklarında büyük bir ticari avantaj elde etmiş ve bu avantajı korumak için Mısır Sorunu'nda Osmanlı Sultanı'nı destekleyerek 18401840 Londra Antlaşması'nın imzalanmasını sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Balta Limanı Ticaret Antlaşması'nın (18381838) bağlamını analiz etme
Osmanlı Devleti, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın isyanı karşısında İngiltere'nin tam desteğini alabilmek için bu ağır ekonomik tavizleri vermiştir.
Ekonomik bağımlılık pahasına siyasi varlığı koruma stratejisi.
2
İngiltere'nin bu antlaşma sonrası tutumunu değerlendirme
İngiltere, Osmanlı pazarlarına serbestçe erişim sağladığı için Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını (Mısır'ın bağımsızlığını) çıkarlarına aykırı görmeye başlamıştır.
Ticari çıkarların diplomatik desteğe dönüşmesi.
3
Sonuç belgesiyle eşleştirme
18401840 Londra Antlaşması ile Mısır Sorunu, Avrupalı devletlerin müdahalesiyle Osmanlı lehine (valilik babadan oğula geçecek şekilde) çözülmüştür.
Balta Limanı'nın sağladığı İngiliz desteğinin somut siyasi çıktısı.

Anahtar Kavram

Ekonomik tavizlerin diplomatik araç olarak kullanılması (Balta Limanı - Mısır Sorunu ilişkisi)

İpuçları

1
Osmanlı Devleti, denize düşen yılana sarılır misali Rusya'ya sığınınca (Hünkâr İskelesi), İngiltere'yi kendi yanına çekmek için büyük bir ekonomik kapı açmak zorunda kalmıştır.
2
Bu antlaşma ile Osmanlı ekonomisi 'açık pazar' haline gelmiş, İngiltere ise bunun karşılığında Mehmet Ali Paşa'nın durdurulmasına destek vermiştir.
3
18381838 Balta Limanı'ndan hemen iki yıl sonra toplanan uluslararası konferans, hangi büyük iç krizimizi uluslararası statüde bir çözüme kavuşturmuştur?

Daha Fazla Pratik

Balta Limanı Ticaret Antlaşması'nın Osmanlı yerli sanayisine etkileri ile Tanzimat Fermanı'nın bu süreçteki rolünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 122Soru

Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi olarak adlandırılan XVII.XVII. yüzyılda imzaladığı aşağıdaki antlaşmalardan hangisi, karşısında verilen özellik ile yanlış eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kasr-ı Şirin Antlaşması — Osmanlı Devleti'nin ilk kez savaş tazminatı ödemesi

Cevap

Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın Osmanlı Devleti'nin ilk kez savaş tazminatı ödediği antlaşma olarak belirtilmesi yanlıştır; bu antlaşma sınırları belirlemiş, tazminat ise 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile gündeme gelmiştir.
Doğru cevap olan seçenek yanlıştır çünkü Kasr-ı Şirin Antlaşması (16391639), Safevilerle yapılan savaşları sona erdirmiş ve günümüz Türkiye-İran sınırını büyük oranda belirlemiştir. Osmanlı Devleti'nin tarihinde ilk kez savaş tazminatı ödediği antlaşma ise XVIII.XVIII. yüzyılda (17741774) Rusya ile imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerdeki antlaşmaların dönemlerini ve temel özelliklerini analiz et.
Tüm antlaşmalar 17. yüzyıl (Duraklama Dönemi) siyasi olayları ile ilgilidir.
Sorunun kapsamını ve zaman dilimini doğrulamak için gereklidir.
2
Yanlış olan eşleştirmeyi bulmak için 'savaş tazminatı' kavramının tarihsel kökenini sorgula.
Osmanlı Devleti ilk kez 1774 yılında Rusya'ya (Küçük Kaynarca Antlaşması ile) savaş tazminatı ödemiştir.
Kavramın hangi yüzyıla ve olaya ait olduğunu netleştirmek için.
3
Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın gerçek içeriğini kontrol et.
1639'da imzalanmış ve günümüz Türkiye-İran sınırını büyük ölçüde çizmiştir.
E seçeneğindeki bilginin yanlışlığını kesinleştirmek için.

Anahtar Kavram

Duraklama Dönemi Siyasi Antlaşmaları ve Diplomatik Sonuçları

İpuçları

1
Duraklama döneminde (17. yüzyıl) henüz devlet o kadar büyük bir mali çöküş yaşamamıştı ki başka bir devlete tazminat ödesin.
2
Türkiye-İran sınırını belirleyen antlaşmanın adını ve tarihini düşünün.
3
Savaş tazminatı ödenmesi ilk kez 1774 yılında Rusya'ya karşı yapılan bir mağlubiyet sonrası gerçekleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

18. yüzyıl (Gerileme Dönemi) antlaşmalarını, özellikle Küçük Kaynarca'nın maddelerini inceleyerek 17. yüzyıl ile farklarını analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 123Soru

Osmanlı Devleti'nin XV.XV. yüzyılın sonlarında İtalya Yarımadası'na yönelik gerçekleştirdiği Otranto seferi, Roma'ya giden yolun açılması ve Adriyatik hâkimiyetinin pekişmesi açısından kritik bir eşik olarak görülmüştür. Ancak Gedik Ahmed Paşa'nın fethettiği bu stratejik noktanın kısa süre içinde tahliye edilmesi ve Batı yönlü büyük fetihlerin yaklaşık otuz yıl boyunca "savunmacı" bir karaktere bürünmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cem Sultan'ın önce Rodos Şövalyeleri'ne, ardından Papalık'a sığınmasıyla bir iç meselenin uluslararası bir şantaj ve tehdit unsuruna dönüşmesi

Cevap

Osmanlı Devleti'nin Batı yönlü fetihlerini yavaşlatan temel etken, Cem Sultan'ın Rodos Şövalyeleri ve Papalık elinde esir düşerek bir iç meselenin uluslararası bir sorun haline gelmesidir.
Cem Sultan'ın Rodos Şövalyeleri ve ardından Papalık tarafından bir rehin olarak tutulması, II. Bayezid'in Avrupa'ya karşı askeri harekat düzenlemesi durumunda Cem Sultan'ın bir Haçlı ordusu başında Anadolu'ya gönderilme tehdidini doğurmuştur. Bu durum, Osmanlı'nın en güçlü olduğu Yükselme Dönemi içinde bir 'Fetret' benzeri durgunluk yaşanmasına neden olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Otranto seferinin zamanını ve önemini belirle.
Sefer 1480'de Fatih Sultan Mehmet döneminde yapıldı; amacı İtalya'da kalıcı bir üs kurmaktı.
Sorunun tarihsel bağlamını (XV. yüzyıl sonu) anlamak için gereklidir.
2
Fatih Sultan Mehmet'in ölümü sonrası gelişmeleri analiz et.
II. Bayezid ve Cem Sultan arasında taht kavgası çıktı.
Fetihlerin neden durduğunu açıklayan siyasi boşluğu tespit etmek için gereklidir.
3
Cem Sultan olayının uluslararası boyutunu değerlendir.
Cem Sultan'ın Avrupa'ya sığınması, Osmanlı'yı Batı'ya karşı 'tavizci' bir politikaya zorladı.
İç sorunun dış politikadaki kısıtlayıcı etkisini (şantaj unsuru) görmek için gereklidir.
4
Sonucu diğer çeldiricilerle karşılaştırarak doğrula.
Safevi ve Habsburg tehditlerinin daha ileri tarihlerde olduğu, ana engelin Cem Sultan olduğu sonucuna varılır.
Kronolojik ve mantıksal hatalardan kaçınmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Cem Sultan Olayı'nın Osmanlı Dış Politikasına Etkileri

İpuçları

1
Bu olay, Osmanlı tarihinde 'Yükselme içinde duraklama' olarak adlandırılan II. Bayezid döneminin karakteristik özelliğidir.
2
Sorun, bir hanedan üyesinin Hristiyan dünyasının eline geçmesiyle ilgilidir.
3
Fatih'in ölümüyle başlayan taht kavgasının, Batı dünyası tarafından Osmanlı'ya karşı bir koz olarak kullanılması sürecini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Cem Sultan olayının sona ermesinin ardından Yavuz Sultan Selim dönemindeki Doğu seferlerinin lojistik ve siyasi zeminini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronoloji eleme yöntemi: Şarlken (1519+), Safevi/Şah İsmail (1501+), Otranto (1480). Bu tarihler arasındaki boşluğu dolduran tek büyük diplomatik kriz Cem Sultan olayıdır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 124Soru

Osmanlı Devleti, 17111711 yılında Rusya karşısında elde ettiği Prut zaferinin ardından imzalanan antlaşmayla Azak Kalesi'ni geri almış ve Rusya'nın İstanbul'da elçi bulundurma hakkını iptal ettirmiştir. Bu diplomatik ve askeri başarı, Osmanlı devlet adamlarında aşağıdaki düşüncelerden hangisinin güçlenmesine neden olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karlofça Antlaşması ile kaybedilen yerlerin geri alınabileceği

Cevap

Karlofça Antlaşması ile kaybedilen yerlerin geri alınabileceği düşüncesi
Osmanlı Devleti, 16991699 Karlofça Antlaşması ile ilk kez büyük çapta toprak kaybetmişti. 17111711 Prut zaferi ve sonrasındaki antlaşma ile Azak Kalesi'nin geri alınması, devlet adamlarında 'Karlofça ile kaybedilen tüm topraklar geri alınabilir' düşüncesini ve motivasyonunu doğurmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Prut Antlaşması'nın (17111711) kazanımlarını analiz etme
Azak Kalesi geri alınmış ve Rusya'nın İstanbul'daki daimi elçiliği kaldırılmıştır.
Bu kazanımlar, Karlofça'nın getirdiği sınırlamaların bir kısmının aşıldığını gösterir.
2
Kazanımların stratejik beklentilerle ilişkilendirilmesi
Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri alma ümidini somutlaştırmıştır.
1699 Karlofça Antlaşması ile kaybedilen geniş toprakların (Mora, Podolya vb.) geri kazanılabileceğine dair inanç artmıştır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyıl başındaki 'Kayıp Toprakları Geri Alma' politikası

İpuçları

1
Azak Kalesi'nin geri alınmasının Osmanlı Devleti'nin moral ve motivasyonu üzerindeki etkisini düşünün.
2
16991699 Karlofça Antlaşması ile yaşanan büyük toprak kayıplarını geri alma ihtimali doğmuş olabilir mi?
3
Prut başarısı, Osmanlı'nın kaybettiği toprakları geri alma ümidini canlandıran ilk önemli adımdır.

Daha Fazla Pratik

Bu ümidin hangi antlaşma ile kaybedildiğini ve yerini 'mevcut toprakları koruma' politikasına bıraktığını (Pasarofça) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 125Soru

II.II. Bayezid Dönemi'nin son yıllarında ortaya çıkan ve Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki otoritesini ciddi şekilde sarsan Safevi destekli Şahkulu İsyanı'nın güçlükle bastırılabilmesi, ordu ve devlet adamları arasında padişaha karşı olan güvenin sarsılmasına neden olmuştur. Bu otorite boşluğu ve Doğu'dan gelen Şii tehdidinin önlenememesi üzerine, Osmanlı tarihinde ilk kez bir şehzadenin babasına karşı taht mücadelesine girerek ordunun desteğiyle yönetimi ele geçirmesine zemin hazırlayan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yavuz Sultan Selim'in babası II.II. Bayezid'i tahttan indirerek padişah olması

Cevap

Şahkulu İsyanı sonrasında yaşanan otorite kaybı, Yavuz Sultan Selim'in ordunun desteğiyle babası II.II. Bayezid'i tahttan indirerek padişah olmasıyla sonuçlanmıştır.
Şahkulu İsyanı'nın bastırılmasındaki yetersizlik, Safevi tehlikesine karşı sert önlemler alınmasını isteyen yeniçerilerin ve devlet adamlarının Şehzade Selim'in yanına geçmesine neden olmuştur. Bu durum, Osmanlı tarihinde bir şehzadenin sağ olan babasına karşı taht mücadelesini kazanarak yönetimi ele geçirdiği tek örnektir.

Adım Adım Çözüm

1
II.II. Bayezid Dönemi'ndeki Şahkulu İsyanı'nın etkilerini analiz et.
İsyanın güçlükle bastırılması merkezi otoritenin zayıfladığını ve Şii tehdidinin arttığını göstermiştir.
Siyasi krizlerin taht değişikliklerine nasıl zemin hazırladığını anlamak için gereklidir.
2
Bu krizin askeri ve siyasi yansımasını belirle.
Yeniçeriler ve devlet adamları, daha dinamik bir lider olan Şehzade Selim'i desteklemeye başlamıştır.
Osmanlı veraset anlayışındaki fiili değişimleri tespit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Verasetinde Fiili Değişim ve Safevi Tehdidi

İpuçları

1
II.II. Bayezid'in pasif tutumuna karşılık askeri sınıfın kimi desteklediğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Yavuz Sultan Selim'in tahta çıktıktan sonra Safevi tehlikesini bitirmek için yaptığı Çaldıran Savaşı'nın sonuçlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:55s
Soru 126Soru

Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyıl (Duraklama Dönemi) boyunca gerçekleştirilen ıslahat hareketlerinin genel özellikleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu dönem ıslahatları için geçerli bir bilgi *değildir*?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupa'daki teknik ve bilimsel gelişmelerin örnek alınarak uygulanması

Cevap

Avrupa'daki teknik ve bilimsel gelişmelerin örnek alınarak uygulanması, XVII. yüzyıl ıslahatlarının bir özelliği değildir.
Osmanlı Devleti, Duraklama Dönemi olarak bilinen XVII. yüzyılda kendisini halen Avrupa'dan üstün gördüğü için Avrupa'daki bilimsel veya teknik gelişmeleri takip etmemiş ve örnek almamıştır. Bu dönemdeki ıslahatlar, yükselme dönemindeki geleneksel düzene (Kanun-ı Kadim) dönerek sorunları çözmeyi amaçlamıştır. Avrupa'nın örnek alınması süreci ancak bir sonraki yüzyıl olan XVIII. yüzyılda başlayacaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem tespiti yapılması
Soru XVII. yüzyıl (Duraklama Dönemi) ıslahatlarını sormaktadır.
Islahatların karakteri yüzyıllara göre (XVII, XVIII, XIX) köklü farklılıklar gösterir.
2
Islahatların referans kaynağının sorgulanması
XVII. yüzyıl ıslahatlarında referans 'Avrupa' değil, Osmanlı'nın eski gücü olan 'Kanun-ı Kadim'dir.
Osmanlı Devleti bu yüzyılda halen kendisini Avrupa'dan üstün gördüğü için Batı'yı örnek alma gereği duymamıştır.
3
Yanlış bilginin elenmesi
Avrupa etkisi ancak XVIII. yüzyıldaki Lale Devri ile başlamıştır.
Kronolojik olarak Batılılaşma süreci 1700'lü yılların başında (XVIII. yüzyıl) başlamıştır.

Anahtar Kavram

XVII. yüzyıl ıslahatlarında Batı etkisi yoktur; geleneksel yöntemlerle 'eski düzene dönüş' hedeflenmiştir.

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin 'Batı'nın üstünlüğünü' kabul ettiği yüzyılı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

XVIII. yüzyıl (Gerileme Dönemi) ıslahatlarının ilk örneği olan Lale Devri ile bu dönemi karşılaştırın.
Tahmini Süre:45s
Soru 127Soru

Osmanlı Devleti'nin 18.18. yüzyıl sonlarında karşı karşıya kaldığı en büyük diplomatik ve askeri tehditlerden biri olan; Rus Çariçesi II.II. Katerina ve Avusturya İmparatoru II.II. Joseph tarafından planlanan, İstanbul merkezli bir "Grek Devleti" ile Eflak-Boğdan üzerinde bir "Dakya Devleti" kurulmasını öngören projelerin uygulamaya konulamamasında aşağıdakilerden hangisi doğrudan etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa'da patlak veren ihtilalin Avrupa'daki siyasi dengeleri sarsarak milliyetçilik akımını başlatması

Cevap

Fransız İhtilali'nin Avrupa'daki siyasi dengeleri sarsarak milliyetçilik akımını başlatması, Avusturya'nın kendi bütünlüğünü korumak adına savaştan çekilmesine ve Rusya ile ortak planladığı projelerin iptal olmasına yol açmıştır.
Grek ve Dakya projeleri Rusya ile Avusturya'nın ortak planıdır. 17871787 yılında başlayan savaşlar sürerken 17891789'da Fransız İhtilali gerçekleşmiştir. İhtilalin yaydığı milliyetçilik akımı, bünyesinde çok sayıda farklı millet barındıran Avusturya için büyük bir tehdit oluşturmuştur. Kendi devlet yapısının bozulmasından endişe eden Avusturya, Prusya'nın da baskısıyla 17911791 Ziştovi Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekilmiştir. Bu durum, Rusya'nın projeleri tek başına sürdürmesini imkansız kılmış ve Osmanlı Devleti üzerindeki bu büyük tehdidin ortadan kalkmasını sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Projelerin Tanımlanması
Grek ve Dakya projeleri, Rusya ve Avusturya'nın Osmanlı topraklarını paylaşma ve Bizans'ı canlandırma planlarıdır.
Soruda bahsedilen tehdidin mahiyetini anlamak için projelerin içeriği ve tarafları belirlenmelidir.
2
Zaman Dilimi Analizi
Bu projeler 178717921787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşları döneminde zirveye ulaşmıştır.
Olayların geçtiği dönemi belirlemek, dönemin küresel etkilerini değerlendirmeyi sağlar.
3
Dış Etkenlerin Değerlendirilmesi
17891789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilali, tüm Avrupa'da milliyetçilik fikirlerini yaymaya başlamıştır.
Savaş devam ederken ortaya çıkan ve imparatorlukları temelden sarsan küresel gelişme tespit edilir.
4
Sonuç Bağlantısı Kurma
Avusturya, milliyetçilik akımının kendi çok uluslu yapısını parçalamasından korkarak Ziştovi Antlaşması ile savaştan çekilmiş, Rusya'yı yalnız bırakmıştır.
Avusturya'nın çekilmesiyle Osmanlı'yı parçalamaya yönelik ortak projeler (Grek ve Dakya) başarısızlığa uğramıştır.

Anahtar Kavram

Konjonktürel Diplomasi ve Fransız İhtilali'nin Etkileri

İpuçları

1
Projelerin hedefindeki devletlerin (Rusya ve Avusturya) 178717921787-1792 yıllarında Osmanlı ile savaştığını ancak Avusturya'nın aniden savaştan çekildiğini düşünün.
2
Avusturya'nın 17911791 Ziştovi Antlaşması ile savaştan çekilmesine neden olan, 17891789 yılında tüm Avrupa'yı sarsan büyük olayı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Ziştovi ve Yaş Antlaşmalarının Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini karşılaştırarak Gerileme Dönemi'nin sonunu analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 128Soru

Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde; Fatih Sultan Mehmet tarafından Amasra, Sinop, Trabzon ve Kırım'ın peş peşe fethedilmesiyle Karadeniz'de güçlü bir hâkimiyet kurulmuştur. Bu fetih hareketlerinin Osmanlı Devleti'ne sağladığı kazanımlar arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Baharat Yolu'nun ana güzergâhının kontrolünün sağlanması

Cevap

Baharat Yolu'nun kontrolünün sağlanması, Karadeniz fetihlerinin bir sonucu değil, Mısır Seferi'nin bir sonucudur.
Baharat Yolu, Hindistan'dan başlayarak Kızıldeniz ve Mısır üzerinden Akdeniz'e ulaşır. Karadeniz'deki fetihler (Amasra, Sinop, Trabzon ve Kırım) ise doğrudan İpek Yolu'nun denetimi ve Karadeniz hâkimiyeti ile ilgilidir. Baharat Yolu'nun kontrolü ancak Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethiyle tamamlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Fetih bölgelerinin coğrafi konumunu analiz edin.
Amasra, Sinop, Trabzon ve Kırım'ın tamamı Karadeniz kıyısındadır.
Soruda verilen bölgelerin hangi stratejik alana hizmet ettiğini belirlemek gerekir.
2
Bölgelerin ekonomik önemini değerlendirin.
Bu bölgeler İpek Yolu'nun kuzey güzergâhı üzerindedir.
Ticaret yollarının hangisinin hangi bölgede etkili olduğunu bilmek ayırıcı bir bilgidir.
3
Baharat Yolu'nun güzergâhını hatırlayın.
Baharat Yolu Mısır ve Kızıldeniz hattı üzerindedir ve Yavuz Sultan Selim döneminde kontrol altına alınmıştır.
Doğru olmayan kazanımı bulmak için dönem ve bölge eşleştirmesi yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin Karadeniz Hâkimiyeti ve Ticaret Yolları

İpuçları

1
Fethedilen yerlerin (Kırım, Trabzon vb.) hangi denize kıyısı olduğuna dikkat edin.
2
Karadeniz üzerinden geçen ticaret yolunun adı ile Mısır üzerinden geçen ticaret yolunun adını karşılaştırın.
3
Baharat Yolu'nun kontrolü Mısır ve Kızıldeniz bölgesiyle ilgilidir; Karadeniz ile değil.

Daha Fazla Pratik

Yavuz Sultan Selim Dönemi Mısır Seferi'nin sonuçlarını inceleyerek Baharat Yolu'nun önemini pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruya coğrafi açıdan yaklaşın. Baharat Yolu 'Güney' (Mısır), İpek Yolu 'Kuzey' (Karadeniz) ticaret yollarıdır. Karadeniz fetihleri kuzeydeki yolu etkiler.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 129Soru

1919. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde askeri yapıyı modernize etmek ve ıslahatların önündeki en büyük engeli kaldırmak amacıyla IIII. Mahmut tarafından 18261826 yılında gerçekleştirilen, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması olayı aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vaka-i Hayriye

Cevap

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması olayı tarihimizde Vaka-i Hayriye olarak adlandırılmaktadır.
Yeniçeri Ocağı'nın 18261826 yılında IIII. Mahmut tarafından kaldırılması, devletin merkezi otoritesini yeniden kazanmasını ve modernleşme hareketlerinin hızlanmasını sağladığı için Osmanlı kaynaklarında 'Vaka-i Hayriye' (Hayırlı Olay) olarak isimlendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem ve padişah eşleştirmesi yap.
IIII. Mahmut dönemi (180818391808-1839) Dağılma Dönemi'nin en önemli ıslahat evrelerinden biridir.
Soruda sorulan 18261826 yılı bu padişahın dönemine denk gelmektedir.
2
Olayın niteliğini belirle.
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, modern bir ordunun (Asakir-i Mansure-i Muhammediye) kurulmasına imkan sağlamıştır.
Eski askeri yapının tasfiyesi, ıslahatların önünü açtığı için 'Hayırlı Olay' olarak nitelendirilmiştir.
3
Tarihsel terimi seç.
Bu olay literatürde Vaka-i Hayriye olarak yer alır.
KPSS formatında bu tür kavramsal isimlendirmeler doğrudan bilgi olarak sorulmaktadır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nde Merkezi Otoritenin Güçlendirilmesi ve Askeri Islahatlar

İpuçları

1
Bu olay 1919. yüzyılda gerçekleşmiş ve Osmanlı tarihinde 'Hayırlı Olay' olarak adlandırılmıştır.
2
IIII. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla modern ordunun önü açılmıştır.
3
Terimin ismi Arapça 'Vaka' (Olay) ve 'Hayriye' (Hayırlı) kelimelerinin birleşiminden oluşur.

Daha Fazla Pratik

Vaka-i Hayriye'den sonra kurulan 'Asakir-i Mansure-i Muhammediye' ordusunun özelliklerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Olayların tarihlerine ve padişah eşleştirmelerine bakarak 1818. yüzyıl seçeneklerini (Pasarofça, Küçük Kaynarca) kolayca eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 130Soru

Osmanlı Beyliği'nin, Bizans İmparatorluğu'na bağlı yerel tekfurların güçlerini birleştirmesi üzerine Bizans merkezî ordusuyla karşı karşıya geldiği ve 13021302 yılında kazandığı ilk büyük zafer aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Koyunhisar Savaşı

Cevap

Koyunhisar Savaşı, Osmanlı Devleti'nin Bizans merkezî kuvvetleriyle yaptığı ve kazandığı ilk büyük meydan savaşıdır.
Koyunhisar Savaşı (13021302), Osmanlı Beyliği'nin Bizans merkezî ordusu ile yaptığı ilk büyük savaştır ve zaferle sonuçlanmıştır. Bu zafer, Osmanlı'nın sadece bir aşiret değil, bağımsız bir siyasi güç olarak kabul edilmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Savaşın taraflarını ve dönemini belirle.
Savaş Bizans ve Osmanlı (Osman Bey) arasındadır; tarih 13021302 civarıdır.
Osmanlı'nın bağımsızlık sürecindeki ilk ciddi askeri tescili bulmak gerekir.
2
Seçeneklerdeki savaşları kronolojik ve padişah bazlı eşleştir.
Koyunhisar (Osman Bey), Maltepe (Orhan Bey), Niğbolu (Yıldırım Bayezid), Varna (II.MuradII. Murad).
Savaşların hangi dönemde ve kime karşı yapıldığını bilmek doğru cevaba götürür.
3
Bizans merkezî ordusuyla yapılan 'ilk' savaşı seç.
Koyunhisar Savaşı (Bafeus) doğru cevaptır.
Tarihçiler (özellikle Halil İnalcık), beyliğin gerçek kuruluşunu ve tescilini bu savaşla ilişkilendirir.

Anahtar Kavram

Osmanlı-Bizans İlişkilerinin Başlangıcı ve Koyunhisar Savaşı

İpuçları

1
Bu savaşın diğer adı Bafeus Savaşı'dır ve Osman Bey döneminde gerçekleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

Osman Bey ve Orhan Bey dönemlerindeki kurumsallaşma adımları arasındaki farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 131Soru

Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki ilerleyişini durdurmak amacıyla düzenlenen Haçlı seferleri sonucunda kazanılan zaferler, bölgedeki Türk varlığının kalıcı hale gelmesini sağlamıştır. II.MuradII. Murad döneminde kazanılan ve Avrupalıların Türkleri Balkanlar'dan atma ümidini tamamen sona erdirerek, İstanbul'un fethi için gereken güvenli ortamın oluşmasına zemin hazırlayan savaş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II. Kosova Savaşı

Cevap

II. Kosova Savaşı
Doğru yanıt olan II. Kosova Savaşı (14481448), Avrupalıların Türkleri Balkanlar'dan atma ümidini tamamen sona erdirmiş, Osmanlı Devleti taarruz, Avrupalılar ise savunma konumuna geçmiştir. Bu zafer, İstanbul'un fethi öncesinde Balkanlar'daki Türk güvenliğini tam olarak sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Savaşın dönemini ve hükümdarını belirleme
II.MuradII. Murad dönemine ait savaşlar (Varna ve II. Kosova) elenir.
Soru kökünde belirtilen hükümdar ve dönem kısıtlamasına uymak için gereklidir.
2
Savaşın stratejik sonucunu analiz etme
"Balkan hakimiyetinin kesinleşmesi" ve "Avrupalıların savunmaya geçmesi" ifadeleri incelenir.
Varna Savaşı (14441444) bir canlanma iken, II. Kosova Savaşı (14481448) kesin sonuçlu bir zaferdir.
3
Doğru savaşı seçme
II. Kosova Savaşı
Bu savaş Türklerin Balkanlar'daki tapusu niteliğindedir ve Miryokefalon Savaşı'nın Anadolu için taşıdığı önemi Balkanlar için taşır.

Anahtar Kavram

Kuruluş Dönemi Haçlı Savaşları ve Stratejik Sonuçları

İpuçları

1
Savaşın gerçekleştiği tarih 14481448 yılıdır.
2
Bu savaş, Anadolu'daki Miryokefalon Savaşı ile aynı stratejik öneme sahiptir (savunmadan taarruza geçiş).
3
Haçlıların Türkleri Balkanlar'dan atmak için gerçekleştirdiği son büyük saldırıdır.

Daha Fazla Pratik

Bu savaştan sonra İstanbul'un fethine kadar büyük bir Haçlı saldırısı yaşanmamasının sebeplerini araştırabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Savaşları kronolojik sıraya dizerek "kesinleşme" ifadesinin en sondaki büyük zafer (II. Kosova) olduğunu çıkarabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 132Soru

18.18. yüzyılın başlarında Safevi Devleti'nin (İran) yaşadığı iç karışıklıklardan yararlanmak isteyen Osmanlı Devleti ve Rusya'nın, Kafkasya ve Batı İran topraklarını kendi aralarında paylaştıkları ve iki devlet arasındaki ilk 'dostluk ve paylaşım' belgesi sayılan antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 17241724 İstanbul Antlaşması

Cevap

17241724 İstanbul Antlaşması, Osmanlı ve Rusya'nın İran topraklarını paylaştığı ilk ortak diplomatik belgedir.
Doğru cevap olan antlaşma, Rusya ve Osmanlı Devleti'nin Safevi Devleti'nin zayıflığı karşısında savaşmak yerine, bölgedeki toprakları (Kafkasya ve Batı İran) paylaşmak amacıyla imzaladıkları ilk dostluk ve sınır antlaşmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarafların belirlenmesi
Soru kökünde Osmanlı Devleti ve Rusya'nın birlikte hareket ettiği vurgulanmaktadır.
İran toprakları üzerinde hak iddia eden iki büyük gücün (Osmanlı ve Rusya) karşı karşıya gelmemek için uzlaştığı dönem tespit edilmelidir.
2
Konunun analizi
Safevi (İran) topraklarının paylaşımı hedeflenmiştir.
Bu paylaşım, iki devletin bir İslam devleti toprağı üzerinde yaptığı ilk resmi bölüşüm antlaşmasıdır.
3
Doğru antlaşmanın seçilmesi
17241724 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması bu tanıma tam olarak uymaktadır.
Diğer seçeneklerdeki antlaşmalar ya sadece İran ile ya da farklı devletlerle farklı amaçlar doğrultusunda imzalanmıştır.

Anahtar Kavram

18.18. Yüzyıl Osmanlı-Rus-İran Diplomatik İlişkileri

İpuçları

1
Bu antlaşma, Osmanlı ve Rusya'nın bir İslam devleti olan Safevi topraklarını paylaşmak için ilk kez masaya oturmasıdır.
2
Fransa'nın arabuluculuğu ile imzalanan bu belge, Rusya ile imzalanan ilk dostluk ve paylaşım antlaşması olarak kabul edilir.
3
Safevi hanedanının yaşadığı otorite boşluğundan yararlanılan ve 18.18. yüzyılın ilk çeyreğinde (17241724) imzalanan İstanbul merkezli antlaşmayı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşmadan sonra İran ile yapılan ve 16391639 sınırlarını teyit eden Kerden Antlaşması'nın detaylarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 133Soru

14021402 Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusundaki bazı Anadolu beylik kuvvetlerinin Timur'un safına geçmesi, savaşın kaybedilmesinde ve devletin 1111 yıllık bir siyasi istikrarsızlık sürecine (Fetret Devri) girmesinde belirleyici olmuştur. Bu acı tecrübe, Osmanlı idari zihninde hükümdarın mutlak otoritesini koruyacak "sarsılmaz ve bağımsız bir güç" arayışını zorunlu kılmıştır.

Bu durumun, Kuruluş Dönemi'nin geri kalanında ve özellikle II. Murad ile II. Mehmed dönemlerinde devletin yönetim anlayışında yol açtığı en köklü stratejik değişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yönetim kademelerinde ve askeri yapıda, yerel bağları olan Türkmen aristokrasisi yerine doğrudan padişahın şahsi otoritesine bağlı "kul" sisteminin (devşirme bürokrasisi ve kapıkulu) devletin ana omurgası haline getirilmesi

Cevap

Doğru yanıt, yerel bağları olan Türkmen aristokrasisi yerine doğrudan padişahın otoritesine bağlı olan devşirme kökenli bürokratların ve kapıkulu askerlerinin devletin temel taşı haline getirilmesidir.
Ankara Savaşı'nda yerel beyliklerin Timur'un safına geçmesi, Osmanlı padişahlarının yerel güç odaklarına olan güvenini sarsmıştır. Bu durum, padişahın mutlak otoritesini korumak için, toplumsal ve ailevi kökleri olmayan, eğitimini ve konumunu tamamen padişaha borçlu olan "kul" (devşirme) sisteminin devlet yönetiminde ve orduda birincil güç haline getirilmesine yol açmıştır. Bu strateji, Osmanlı merkeziyetçiliğinin en güçlü teminatı olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Ankara Savaşı'nın (14021402) askeri ve siyasi sonuçlarını değerlendir
Savaş alanında Anadolu Türk beyliklerine ait birliklerin Timur tarafına geçmesi, geleneksel Türkmen asilzadelerinin merkezi otoriteye sadakatinin sorgulanmasına neden olmuştur.
Savaşın kaybedilme nedeni ile siyasi yapı arasındaki ilişkiyi kurmak için gereklidir.
2
Türkmen Aristokrasisi ile Kul Sistemi (Devşirme) arasındaki farkı analiz et
Türkmen aileler (Çandarlılar vb.) kendi bölgelerinde güç sahibi ve alternatif odak oluşturabilirken, devşirme kökenli kulların padişah dışında bir sığınağı ve bağı yoktur.
Merkeziyetçiliğin neden devşirmeler üzerinden yükseldiğini anlamak için kritiktir.
3
Fetret Devri sonrası devletin bekası için alınan önlemleri belirle
Çelebi Mehmed ve sonrasındaki padişahlar, padişahın mutlak otoritesini sarsamayacak bir bürokrasi ve ordu (Kapıkulu) inşasına odaklanmıştır.
Kuruluş döneminin kurumsal evrimini açıklamak için gereklidir.
4
Siyasi stratejinin en köklü değişimini saptan
Devletin bir "Gaziler Birliği"nden, doğrudan padişaha bağlı kullar eliyle yönetilen merkezi bir imparatorluğa evrilmesi.
Sorunun cevabına ulaşmak için nihai sentez adımıdır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nde Merkeziyetçiliğin Tesisi ve Kul Sistemi

İpuçları

1
Ankara Savaşı'nda padişahı yalnız bırakan güçlerin kimler olduğunu ve padişahın kimlere daha çok güvenebileceğini düşünün.
2
Geleneksel Türk aileleri ile padişahın şahsi mülkü sayılan devşirme askerler arasındaki sadakat farkını değerlendirin.
3
Merkeziyetçi bir imparatorluk yapısı, yerel güçleri mi yoksa doğrudan merkeze bağlı profesyonel bir sınıfı mı tercih eder?

Daha Fazla Pratik

Bu sistemin tam olarak yerleştiği İstanbul'un Fethi sonrası Çandarlı Halil Paşa'nın idam edilmesi olayını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Sosyolojik bir yaklaşım deneyin: Yerel toprak sahipleri ile merkezi bürokrasi arasındaki güç mücadelesinde, Ankara Savaşı'ndaki 'ihanet' hangi sınıfın yükselişini kaçınılmaz kılmıştır?
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 134Soru

Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında 16061606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması'nda yer alan "Avusturya Arşidükü, protokol bakımından Osmanlı Padişahı'na eşit sayılacak ve kendisine Sezar (İmparator) unvanıyla hitap edilecektir." maddesi, aşağıdakilerden hangisinin temel bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti'nin dış politikadaki diplomatik üstünlüğünü kaybettiğinin

Cevap

Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı padişahının diplomatik olarak Avusturya arşidüküyle eşitlenmesi, Osmanlı Devleti'nin dış politikadaki diplomatik üstünlüğünü kaybettiğini gösterir.
Zitvatorok Antlaşması'nın ilgili maddesi, Osmanlı Devleti'nin 15331533 tarihli İstanbul Antlaşması ile elde ettiği 'Avusturya Arşidükü'nün Osmanlı Sadrazamı'na denk sayılması' şeklindeki protokol üstünlüğünün sona erdiğini kanıtlar. Padişah ile Arşidükün eşit sayılması, Osmanlı Devleti'nin Avusturya karşısındaki diplomatik üstünlüğünü kaybettiği ve uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dönüldüğü anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Önceki durumu hatırla
15331533 İstanbul Antlaşması'na göre Avusturya arşidükü, Osmanlı sadrazamına denkti.
Osmanlı Devleti'nin o dönemdeki mutlak üstünlüğünü belirlemek için.
2
Yeni maddeyi analiz et
Avusturya arşidükü artık Osmanlı padişahına eşit kabul ediliyor ve 'Sezar' unvanını kullanıyor.
Antlaşmanın diplomatik statü üzerindeki etkisini görmek için.
3
Sonucu değerlendir
Diplomatik protokoldeki bu gerileme, Osmanlı'nın Avrupa üzerindeki siyasi üstünlüğünün sarsılması anlamına gelir.
Maddenin Osmanlı devlet otoritesi ve prestiji üzerindeki sonucunu belirlemek için.

Anahtar Kavram

Mütekabiliyet (Karşılıklılık) ve Diplomatik Eşitlik

İpuçları

1
15331533 İstanbul Antlaşması'nda Avusturya kralının kime denk sayıldığını hatırlayın.
2
Bir devlet başkanının başka bir devlet başkanıyla eşitlenmesi, önceki dönemdeki 'üstünlük' durumunun değiştiğini gösterir.
3
Bu madde ile Osmanlı padişahı ile Avusturya arşidükü arasındaki protokol farkı ortadan kalkmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bu olaydan sonra Osmanlı Devleti'nin Batı'da imzaladığı en kazançlı son antlaşma olan Vasvar Antlaşması'nı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 135Soru

Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde (14531453-15791579), özellikle Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından projelendirilen Don-Volga Kanalı'nı açma girişimiyle aşağıdakilerden hangisinin amaçlandığı savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akdeniz ve Kızıldeniz'i birleştirerek Portekiz'in Hint Okyanusu'ndaki faaliyetlerini kısıtlamak

Cevap

Akdeniz ve Kızıldeniz'in birleştirilmesi hedefi Don-Volga Kanalı projesine değil, Süveyş Kanalı projesine aittir.
Don-Volga Kanal Projesi, Karadeniz ile Hazar Denizi'ni birleştirerek Rusya'yı engellemeyi, İran'ı çevrelemeyi ve Orta Asya Türklerine ulaşmayı amaçlar. Akdeniz ve Kızıldeniz'i birleştirerek Portekiz'i engelleme amacı ise Süveyş Kanalı Projesi'ne aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Projenin coğrafi konumunu belirle.
Don ve Volga nehirleri Karadeniz ile Hazar Denizi arasındadır.
Kanalın hangi su kütlelerini birleştireceği hedefleri doğrudan belirler.
2
Siyasi hedefleri analiz et.
Rusya'nın güneye inmesi ve İran'ın kuzeyden kuşatılması hedeflenmiştir.
Dönemin temel rakip güçleri Rusya ve Safevilerdir.
3
Ekonomik ve kültürel hedefleri değerlendir.
Orta Asya Türklerine ulaşmak ve İpek Yolu'nu canlandırmak planlanmıştır.
Osmanlı'nın jeopolitik ve ticari çıkarlarını koruma amacı taşır.
4
Yanlış seçeneği tespit et.
Kızıldeniz ve Akdeniz'in birleştirilmesi coğrafi olarak farklı bir projedir.
Don-Volga (Kuzey/Hazar) ile Süveyş (Güney/Hint Okyanusu) projeleri karıştırılmamalıdır.

Anahtar Kavram

Sokullu Mehmet Paşa'nın Stratejik Kanal Projeleri

İpuçları

1
Don ve Volga nehirlerinin hangi denizleri (Karadeniz ve Hazar) birbirine bağlamayı hedeflediğini düşünün.
2
Bu proje güneydeki Portekiz tehdidine mi yoksa kuzeydeki Rusya tehdidine mi yönelik olabilir?
3
Akdeniz ve Kızıldeniz bağlantısı, günümüzde Mısır topraklarında bulunan Süveyş Kanalı ile ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Sokullu Mehmet Paşa'nın Marmara-Karadeniz (Sapanca-Sakarya) kanal projesinin temel amacını da araştırmanız konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 136Soru

1815 Viyana Kongresi'nde Avrupalı büyük devletler, Napolyon Savaşları sonrası bozulan sınırları yeniden düzenlemek ve monarşileri korumak amacıyla 'Metternich Sistemi'ni hayata geçirmişlerdir. Bu sistem, imparatorlukların toprak bütünlüğünü savunmasına rağmen, Osmanlı Devleti bu koruma şemsiyesinin dışında bırakılmış ve 'Şark Meselesi' (Doğu Sorunu) kavramı ilk kez bu kongrede resmen telaffuz edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin 1815 Viyana Kongresi ile kurulan bu uluslararası düzene dahil edilmemesi, aşağıdakilerden hangisinin bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupalı devletlerin, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü kendi çıkarları doğrultusunda 'paylaşılabilir' bir statüde gördüğünün

Cevap

Avrupalı devletlerin, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü kendi çıkarları doğrultusunda 'paylaşılabilir' bir statüde gördüğünün kanıtıdır.
1815 Viyana Kongresi'nde kurulan Restorasyon dönemi düzeni (Metternich Sistemi), milliyetçilik hareketlerine karşı imparatorlukları korumayı taahhüt etse de, bu kural Osmanlı için uygulanmamıştır. Bu durum, büyük güçlerin Osmanlı'yı korunması gereken bir aktör değil, zamanı geldiğinde paylaşılması gereken bir 'mesele' (Şark Meselesi) olarak gördüklerini kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Metternich Sistemi'nin temel amacını analiz et.
Sistem, Napolyon'un yıktığı monarşileri ve çok uluslu imparatorluk yapılarını korumayı amaçlar.
Uluslararası statükonun korunması hedeflenmiştir.
2
Osmanlı Devleti'nin bu sistemdeki konumunu belirle.
Osmanlı bir imparatorluk olmasına rağmen koruma kapsamına alınmamıştır.
Avrupalı devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki yayılmacı emelleri mevcuttur.
3
'Şark Meselesi' kavramının bağlamını değerlendir.
Kavram, Osmanlı'nın Avrupa'dan atılması ve topraklarının paylaşılması sürecini ifade eder.
Osmanlı'nın toprak bütünlüğünün garantörlük dışında bırakıldığını teyit eder.

Anahtar Kavram

Viyana Kongresi (1815) ve Şark Meselesi'nin Başlangıcı

İpuçları

1
Viyana Kongresi'nde 'Şark Meselesi' kavramının ilk kez kullanıldığını hatırlayın.
2
Metternich Sistemi'nin amacının 'imparatorlukları ve monarşileri korumak' olduğunu, ancak Osmanlı'nın bu sisteme alınmadığını düşünün.
3
Osmanlı bir imparatorluk olmasına rağmen neden korunmak istenmemiş olabilir? Bu durum topraklarının gelecekteki statüsü hakkında ne söyler?

Daha Fazla Pratik

1815 Viyana Kongresi ile 1856 Paris Antlaşması'nı Osmanlı'nın uluslararası statüsü açısından karşılaştırın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 137Soru

Osmanlı Sultanı I. Selim (Yavuz) Dönemi'nde gerçekleştirilen Mısır Seferi (1516-1517) sonucunda Memlük Devleti ortadan kaldırılmış, Suriye, Filistin ve Mısır toprakları Osmanlı idaresine geçmiştir. Bu seferin sonuçları değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisinin Osmanlı Devleti'nin İslam dünyasındaki otoritesini 'teokratik' nitelikli bir liderliğe dönüştürdüğü söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Halifelik makamının Osmanlı hanedanına devredilmesi

Cevap

Halifelik makamının Osmanlı hanedanına geçmesi, devletin teokratik otoritesini zirveye taşımıştır.
Doğru cevap olan ifade, Osmanlı padişahının aynı zamanda tüm İslam dünyasının dini lideri (Halife) olmasını sağlar. Teokrasi, devlet yönetiminin dini esaslara veya dini otoriteye dayandırılmasıdır. Halifelik ünvanının alınması, Osmanlı Devleti'nin bu kimliğini en güçlü şekilde tanımlayan gelişmedir.

Adım Adım Çözüm

1
Mısır Seferi'nin (Mercidabık ve Ridaniye) temel sonuçlarını analiz edin.
Osmanlı Devleti'nin İslam dünyasının koruyucusu ve lideri konumuna geldiği saptandı.
Soruda istenen 'teokratik' (dine dayalı yönetim) kavramını karşılayan bir sonuç bulmak gerekir.
2
Seçenekleri sonuç türlerine göre sınıflandırın.
Baharat Yolu ve vergi ekonomik; halifelik ise teokratik/siyasidir.
Kavram karmaşasını önlemek için ekonomik ve dini sonuçlar birbirinden ayrılmalıdır.
3
Halifelik makamının işlevini değerlendirin.
Halifelik, Müslümanların dini liderliği olduğu için teokratik otoritenin ana kaynağıdır.
Yavuz Sultan Selim'in 'Hadimü'l-Haremeyni'ş-Şerifeyn' ünvanını alması ve halife olması bu otoriteyi perçinlemiştir.

Anahtar Kavram

Teokratik Devlet Yapısı ve Halifelik

İpuçları

1
'Teokrasi' kavramı din ile devlet işlerinin birleştiği veya yönetimin dini bir otoriteye dayandığı sistemdir.
2
Yavuz Sultan Selim'in bu seferden sonra 'Hadimü'l-Haremeyni'ş-Şerifeyn' (Mekke ve Medine'nin Hizmetçisi) ünvanını aldığını hatırlayın.
3
İslam dünyasının en büyük dini liderlik makamı nedir ve Osmanlıya hangi seferle geçmiştir?

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin halifelik makamını kullanarak gerçekleştirdiği dış politika hamlelerini (örneğin Hint Deniz Seferleri'ndeki yardım talepleri) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 138Soru

Osmanlı Devleti'nin Dağılma Dönemi'nde imzaladığı antlaşmalarda yer alan bazı hükümler, başlangıçta askeri bir yenilgiyi durdurmaya yönelik olsa da zamanla devletin iç işlerine müdahale edilmesi için hukuki bir zemin hazırlamıştır. Özellikle 18781878 Berlin Antlaşması'nın 6161. maddesinde yer alan "Osmanlı Devleti, Ermenilerin yaşadığı eyaletlerde ihtiyacın gerektirdiği ıslahatları yapmayı ve onların güvenliğini Çerkez ve Kürtlere karşı sağlamayı taahhüt eder; bu konuda alınan tedbirleri büyük devletlere bildirecektir." ifadesi bu durumun en somut örneklerinden biridir.

Bu hükmün Osmanlı Devleti üzerindeki etkileri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupalı devletler, Berlin Antlaşması ile Islahat Fermanı'nı ilk kez Osmanlı iç hukukunun ve anayasasının (Kanun-i Esasi) bir parçası haline getirmiştir.

Cevap

Avrupalı devletlerin Berlin Antlaşması ile Islahat Fermanı'nı Osmanlı anayasasının bir parçası haline getirdiği ifadesi yanlıştır.
Seçeneklerde belirtilen Islahat Fermanı'nın anayasanın parçası haline getirilmesi ifadesi yanlıştır çünkü Berlin Antlaşması bir uluslararası sözleşmedir ve Osmanlı iç hukukunu (Kanun-i Esasi) düzenleme yetkisine sahip değildir; sadece Osmanlı'nın yapmayı vadettiği reformların takibini üstlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Berlin Antlaşması'nın 6161. maddesinin içeriğini analiz edin.
Maddenin Ermeni meselesini uluslararasılaştırdığı ve Osmanlı'nın reform yapma sözü vererek bunu raporlama zorunluluğuna girdiği görülür.
Soruda verilen alıntı metindeki "taahhüt" ve "bildirme" kavramlarının siyasi karşılığını anlamak için.
2
Paris Antlaşması (18561856) ve Berlin Antlaşması (18781878) arasındaki farkı karşılaştırın.
Paris'te kağıt üzerinde kalan "toprak bütünlüğü garantisi"nin Berlin'de yerini müdahaleye ve toprak kaybına bıraktığı tespit edilir.
Osmanlı'nın uluslararası statüsündeki gerilemeyi saptamak için.
3
Uluslararası antlaşmalar ile iç hukuk belgeleri (Fermanlar, Anayasa) arasındaki ilişkiyi değerlendirin.
Berlin Antlaşması'nın dış bir baskı unsuru olduğu, ancak Islahat Fermanı veya Kanun-i Esasi'nin anayasal statüsünü değiştiren bir metin olmadığı anlaşılır.
Hukuki kavramların (anayasa vs. uluslararası antlaşma) birbirine karıştırılmasını önlemek için.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin Dağılma Dönemi'nde egemenlik haklarının uluslararası antlaşmalar yoluyla kısıtlanması ve iç işlerine müdahale zemini oluşturulması.

İpuçları

1
Metinde geçen "bildirecektir" ifadesi, Osmanlı'nın kararlarını tek başına mı yoksa başkalarına hesap vererek mi aldığını sorgulatır.
2
Osmanlı Devleti'nin 18561856 Paris Antlaşması'ndaki "Avrupalı devlet sayılma" statüsü ile 18781878 Berlin Antlaşması'ndaki "müdahale edilebilir" durumu arasındaki çelişkiye odaklanın.
3
Bir dış antlaşmanın (Berlin), bir devletin kendi iç kanununu (Anayasa) teknik olarak değiştirip değiştiremeyeceğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

1878 Berlin Antlaşması'nın diğer maddelerini inceleyerek toprak kayıplarının (Sırbistan, Karadağ, Romanya) egemenlik üzerindeki etkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 139Soru

Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde, Fatih Sultan Mehmet tarafından 14751475 yılında Kırım'ın fethiyle Karadeniz bir "Türk Gölü" kimliği kazanmış; bu durum devletin hem ekonomik hem de stratejik dengelerini temelden değiştirmiştir. Kırım Hanlığı'nın Osmanlı tabiyetine girmesinin sonuçları ve bölgenin Osmanlı idari yapısındaki özel konumu düşünüldüğünde, aşağıdakilerden hangisi bu sürecin bir özelliği *değildir*?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgenin doğrudan merkeze bağlı bir "Salyanesiz Eyalet" olarak teşkilatlandırılıp Tımar Sistemi'nin tüm yarımadada uygulanması

Cevap

Bölgenin doğrudan merkeze bağlı bir "Salyanesiz Eyalet" olarak teşkilatlandırılıp Tımar Sistemi'nin uygulanması ifadesi yanlıştır; çünkü Kırım özerk (imtiyazlı) bir statüye sahipti.
Kırım Hanlığı, Osmanlı Devleti'ne bağlı bir "İmtiyazlı (Özerk) Eyalet"tir. Bu statüdeki bölgeler iç işlerinde serbesttir, kendi hanedanları tarafından yönetilir ve genellikle vergi vermek yerine savaş zamanı asker gönderirler. Dolayısıyla, Kırım'da Osmanlı'nın merkezi toprak sistemi olan "Tımar Sistemi" uygulanmamış ve bölge merkeze bağlı bir "Salyanesiz Eyalet" (yıllıksız eyalet) olarak teşkilatlandırılmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kırım'ın fethinin (14751475) jeopolitik sonuçlarını analiz et.
Ceneviz varlığının sona ermesi ve Karadeniz'in bir iç deniz (Türk Gölü) haline gelmesi teyit edildi.
Stratejik ve ekonomik etkileri ayırt etmek için gereklidir.
2
Kırım Hanlığı'nın Osmanlı idari sistemindeki yerini incele.
Kırım'ın "İmtiyazlı/Hükümet" eyalet statüsünde olduğu, kendi hanedanı (Giraylar) tarafından yönetildiği belirlendi.
Doğrudan yönetilen eyaletler ile özerk bölgeler arasındaki farkı anlamak için gereklidir.
3
Tımar Sistemi'nin uygulama alanlarını sorgula.
Tımar Sistemi'nin merkeze bağlı salyanesiz eyaletlerde uygulandığı, Kırım gibi özerk bölgelerde uygulanmadığı sonucuna varıldı.
Toprak sistemi ve idari yapı arasındaki ilişkiyi kurmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Eyalet Yönetimi ve İmtiyazlı Eyaletler

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nde her eyalet aynı yöntemle yönetilmez; Kırım, Hicaz ve Eflak-Boğdan gibi bölgelerin statülerini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'ndeki Salyaneli (Yıllıklı), Salyanesiz (Yıllıksız) ve İmtiyazlı eyaletlerin özelliklerini ve hangi bölgelerin bu statüde olduğunu tablo halinde çalışın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 140Soru

15331533 İstanbul Antlaşması'yla Avusturya üzerinde mutlak bir diplomatik üstünlük kuran Osmanlı Devleti, 16061606 yılında imzaladığı Zitvatorok Antlaşması ile bu üstünlüğünü kaybetmiş ve 'mütekabiliyet' (karşılıklılık) esasına dayalı olarak Avusturya Arşidükü'nü protokolde Osmanlı padişahına eşit saymıştır. Devletin dış dünyadaki bu prestij kaybı, iç yapıda yaşanan yapısal bozulmalarla doğrudan ilişkilidir.

Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı Devleti’nin Duraklama Dönemi’nde (157916991579-1699) yaşadığı bu gerileme sürecinin temel nedenleri arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupa’dan getirilen teknik uzmanlar ve subaylar aracılığıyla orduda Batı tarzı modernleşme çalışmalarının başlatılması

Cevap

Avrupa’dan getirilen teknik uzmanlar ve subaylar aracılığıyla orduda Batı tarzı modernleşme çalışmalarının başlatılması
Doğru seçenek olan 'Avrupa'dan getirilen teknik uzmanlar aracılığıyla modernleşme' ifadesi, Duraklama Dönemi (XVII.XVII. yüzyıl) için değil, Gerileme Dönemi (XVIII.XVIII. yüzyıl) için geçerlidir. Duraklama Dönemi'nde yapılan ıslahatlar köklü olmayıp kişilere bağlı kalmış ve 'Kadim Düzen'e (Klasik Dönem) dönmeyi amaçlamıştır; Batı'nın askeri ve teknik üstünlüğü bu dönemde henüz kabul edilmemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Duraklama Dönemi'nin (157916991579-1699) genel niteliğini analiz etme
Bu dönemdeki ıslahatlar tamamen geleneksel yöntemlerle (Kanuni dönemine dönüş arzusu) yapılmıştır.
Dönemin ıslahatçıları (IV. Murad, Köprülüler vb.) sorunun kaynağını Batı'dan geri kalmakta değil, eski düzenden uzaklaşmakta görmüşlerdir.
2
Seçeneklerdeki olayların kronolojik ve içeriksel kontrolünü yapma
Batı tarzı askeri uzman getirme (Humbaracı Ahmed Paşa vb.) ve Batılılaşma hareketleri Lale Devri (17181718) ve sonrasına aittir.
Osmanlı Devleti, Batı'nın üstünlüğünü ancak 16991699 Karlofça ve 17181718 Pasarofça Antlaşmalarından sonra kabul etmeye başlamıştır.
3
Duraklama nedenlerini doğrulama
Kafes sistemi, Coğrafi Keşifler, Beşik Ulemalığı ve Tımar sistemindeki bozulma gerçek nedenlerdir.
Bu maddelerin tamamı XVII.XVII. yüzyılda devletin içten içe çürümesine ve dışarıda prestij kaybetmesine yol açan yapısal sorunlardır.

Anahtar Kavram

Duraklama Dönemi Islahatlarının Niteliği ve Batılılaşma Farkı

İpuçları

1
Zitvatorok Antlaşması'nın tarihini (16061606) ve bu yüzyılın ıslahat karakterini düşünün.
2
Osmanlı Devleti Batı'nın üstünlüğünü ne zaman kabul etmeye başladı? XVII.XVII. yüzyılda mı yoksa XVIII.XVIII. yüzyılda mı?
3
Avrupa'dan teknik uzman getirme (Batılılaşma) süreci Pasarofça Antlaşması ve Lale Devri ile başlar. Duraklama Dönemi ıslahatçıları ise sorunları baskı ve şiddetle veya eski düzene dönerek çözmeye çalışmışlardır.

Daha Fazla Pratik

XVII. yüzyıl ıslahatçıları (Kuyucu Murad Paşa, IV. Murad, Tarhuncu Ahmed Paşa) ile XVIII. yüzyıl ıslahatçılarını (III. Ahmet, I. Mahmut, III. Selim) karşılaştıran bir tablo hazırlamak bu kavram karmaşasını çözecektir.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 7 / 14Sonraki