Anlam Bilgisi
956 soru
(I) Sürdürülebilir mimari, binaların çevresel etkilerini en aza indirmeyi hedefleyen, tasarımın her aşamasında ekolojik dengeyi gözeten bir yaklaşımdır. (II) Bu yaklaşımın en temel bileşenlerinden biri, yerel kaynakların ve geleneksel inşa tekniklerinin güncel tasarımlara ustalıkla entegre edilmesidir. (III) Yerel malzemenin tercih edilmesi, nakliye kaynaklı karbon ayak izini düşürmenin yanı sıra yapının bulunduğu coğrafyanın iklimsel kimliğiyle uyumlanmasını sağlar. (IV) Malzeme bilimindeki son gelişmeler, biyokompozit ürünlerin geleneksel betonarme yapılara dayanıklı birer alternatif olarak sunulmasına imkan tanımıştır. (V) Bu uyum sayesinde bina, çevresine yabancı bir kütle olmaktan çıkarak içinde bulunduğu ekosistemin organik bir parçası haline gelir. (VI) Neticede sürdürülebilirlik, sadece teknik bir yeterlilik değil, yapının doğayla kurduğu diyaloğun derinliğiyle ölçülür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Türkçede bazı cümleler, bir eylemin gerçekleştirilme gerekçesini (neden) bildirirken bazıları bu eylemin hangi hedefi (amaç) gerçekleştirmeye matuf olduğunu bildirir. Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde yargı, bir amaca bağlı olarak kurgulanmıştır?
Modern şehir hayatı, işleyen devasa sistemlerin görünmezliği üzerine inşa edilmiştir. Musluğu açtığımızda akan suyun, düğmeye bastığımızda yanan ışığın ya da her gün geçtiğimiz pürüzsüz yolların ardındaki karmaşık mühendislik ve bitmek bilmeyen emek, ancak bir aksaklık yaşandığında bilincimize çarpar. Bu "pürüzsüzlük" hali, bireyi tükettiği hizmetin üretim süreçlerinden ve bu süreçlerin toplumsal maliyetlerinden yalıtır. Sonuçta ortaya çıkan konfor, aynı zamanda derin bir kayıtsızlığı da beraberinde getirir. İnsanlar, sistemin işleyişine dair teknik detaylardan mahrum kaldıkça, o sistemi ayakta tutan kolektif sorumluluk duygusundan da uzaklaşırlar. Arızasız işleyiş, sorumluluk bilincini felç eden bir yanılsama yaratır. Dolayısıyla modern insanın altyapı sistemleriyle kurduğu bu tek taraflı ve zahmetsiz ilişki, sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda vatandaşlık bilincinin aşınmasına neden olan sosyolojik bir kopuştur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Tarih bilinci, bir toplumun sadece geçmişe duyduğu özlem ya da eskiyi yad etmesi değildir. Aksine tarih, geleceğe dair kurulacak köprülerin en temel taşıdır. Köklerinden kopan, geçmişteki hatalarından ders çıkarmayan veya geçmişteki büyük başarılarını unutan bir milletin, modern dünyanın hızı ve karmaşası içinde savrulmadan ayakta kalması neredeyse imkansızdır. Bir ağacın dallarının gökyüzüne güvenle uzanabilmesi için, toprağın derinliklerindeki köklerinin sağlıklı ve güçlü olması gerekir. Toplumlar da ancak tarihsel kimliklerini koruyarak ve bu mirası bugünün şartlarıyla harmanlayarak kendilerine özgü, güçlü ve sürdürülebilir bir gelecek inşa edebilirler. Bu yüzden tarih, sadece tozlu raflarda bekleyen eski bir belge yığını değil; bugünü aydınlatan ve yarını şekillendiren en önemli kılavuzdur. İlerleme yolu, geçmişi reddederek değil, onun birikimini bir pusula gibi kullanarak yürünebilir.
Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?
Okuma eylemi çoğu zaman sadece bilgi edinmek, bir konuyu öğrenmek ya da vakit geçirmek amacıyla gerçekleştirilen bir faaliyet olarak görülür. Kuşkusuz kitaplar, bize bilmediğimiz dünyaların kapılarını açar ve zihnimizi taze bilgilerle donatır. Ancak nitelikli bir okuma sürecinin asıl kazanımı, okurun kendi dar kalıplarından çıkarak başkalarının acılarına, sevinçlerine ve yaşam mücadelelerine ortak olabilmesidir. Bir roman kahramanıyla kurulan duygusal bağ, gerçek hayatta hiç karşılaşmadığımız insanların dünyasını anlamamızı sağlar. Bu yönüyle edebiyat, insanı sadece bilgili kılan bir araç değil; onu vicdanen geliştiren ve empati yeteneğini güçlendiren bir köprüdür. Dolayısıyla okumak, bir veri depolama süreci değil, bir insanlaşma yolculuğudur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Günümüzün bilgi bombardımanı altında, yaratıcı zihnin en büyük sınavı 'seçebilme' yetisinden ziyade, kendi sesini koruma mücadelesidir. Bilgiye erişimin demokratikleşmesi, paradoksal bir şekilde, özgün düşüncenin önündeki en sinsi engellerden birine dönüşmüştür. Her an her yerden akan fikirler, kuramlar ve sanatsal üretimler, zihni beslemekten çok onu bir yankı odasına hapsetmektedir. Bu durum, sanatçının veya düşünürün kendi içsel derinliğine çekilmesini zorlaştırmakta, üretilen eserin bireysel bir tanıklıktan çok kolektif bir ortalamanın ürünü olmasına yol açmaktadır. Zira hakiki bir yaratım, dış dünyanın gürültüsünden arınmış, derin bir entelektüel yalnızlık ve sessizlik gerektirir. Oysa modern insan, bu sessizliği bir eksiklik olarak görüp sürekli dışsal uyaranlarla doldurma eğilimindedir. Nihayetinde, bilginin bu denli görünür ve ulaşılabilir olması, derinlemesine bir kavrayışın değil, sığ bir malumatfuruşluğun ve zihinsel bir tekdüzeliğin zeminini hazırlamaktadır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Geleneksel Türk okçuluğu, kökeni Orta Asya'ya dayanan ve zamanla kendine has teknik ve ekipmanlarla gelişen köklü bir disiplindir. Sadece bir avlanma veya savaş yöntemi olmaktan öte, Osmanlı döneminde "kemankeşlik" adıyla kurumsallaşmış bir spor ve eğitim dalı haline gelmiştir. Bu sporun temel ekipmanları olan yaylar; akçaağaç, boynuz ve sinirden oluşan kompozit bir yapıya sahip olup yapımı yıllar sürebilen bir ustalık gerektirir. Okçuların parmaklarını korumak ve yayı daha güvenli çekmek için kullandıkları "zihgir" adı verilen yüzük, bu geleneğin en karakteristik aksesuarlarından biridir. Okçuluk eğitimleri "tekke" adı verilen spor kulüplerinde sıkı bir disiplin ve usta-çırak ilişkisi çerçevesinde verilmiştir. 2019 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne dahil edilen bu gelenek, günümüzde de modern festivaller ve yarışmalarla yaşatılmaktadır. Türk okçuluğunun diğer tekniklerden ayrılan en önemli yönlerinden biri "baş parmak çekişi" tekniği ve yayın yüksek esneklik kabiliyetidir.
Bu parçadan geleneksel Türk okçuluğu ile ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Sahaflık, sadece eski kitapların elinden çıkarıldığı bir ticaret alanı değil; kültürel mirasın ve entelektüel hafızanın nesilden nesle aktarıldığı yaşayan bir müzedir. Geçmişte özellikle medreselerin ve ilim merkezlerinin etrafında kümelenen sahaflar, kitabın bir metadan ziyade bir değer olarak görüldüğü toplumsal yapının merkezinde yer almıştır. Usta bir sahaf, elindeki matbu veya el yazması eserin sadece kâğıt kalitesini değil, onun hangi kütüphanelerden geçip bugünlere ulaştığını da teşhis edebilen bir uzmandır. Günümüzde dijitalleşme ve hızlı tüketim kültürü basılı yayına olan ilgiyi dönüştürse de sahaflar, nadir eserlerin korunduğu ve keşfedilmeyi beklediği sessiz limanlar olma vasfını korumaktadır. Bu mekânlar, tesadüfi karşılaşmaların derin akademik ve kültürel sohbetlere dönüştüğü, alıcı ile satıcı arasındaki ilişkinin "kitap dostluğu" ekseninde şekillendiği yerlerdir. Ancak günümüzün hız ve kâr odaklı yayıncılık anlayışı, sahaflığın o vakur ve sabır telkin eden doğasını ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakmaktadır. Buna rağmen sahaflık geleneği, tarihin tozlu raflarındaki bilgiyi günümüz okurunun merakıyla buluşturarak zamana karşı direnmeye devam etmektedir.
Bu parçada "sahaflık" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Nöroplastisite, beynin dışsal uyaranlara ve öğrenme süreçlerine bağlı olarak fiziksel ve işlevsel yapısını değiştirme kabiliyetidir. Geleneksel görüşün aksine, beynin nöral haritası çocukluktan sonra sabitlenmez; yetişkinlikte de yeni deneyimlerle şekillenmeye devam eder. Bilimsel veriler, düzenli bir öğrenme sürecinin gri madde yoğunluğunu artırdığını ve sinaptik bağlantıları güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Sadece zihinsel değil, fiziksel hareketliliğin de bu süreci tetikleyerek beynin zindeliğini koruduğu bilinmektedir. Ancak bu mekanizma her zaman yapıcı yönde çalışmaz; uzun süreli stres ve sosyal izolasyon gibi çevresel baskılar, beynin plastisite kapasitesini zayıflatabilmektedir. Öte yandan bu esneklik, felç gibi travmatik durumlarda beynin sağlıklı bölgelerinin hasarlı kısımların görevlerini üstlenmesine olanak tanır.
Bu parçada nöroplastisite ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Bir araştırmacının, karmaşık toplumsal olguları incelerken yeni yöntemler aramak yerine bilinenin sığ sularında kulaç atması, ulaştığı sonuçların özgünlüğünü ve derinliğini ortadan kaldırır.
Bu cümledeki altı çizili söz öbeğiyle asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Geleneksel Türk evleri, doğayla uyum içinde yükselen mütevazı yapılar olarak bilinir. Bu evlerde kullanılan kerpiç ve ahşap, yapının nefes almasını sağlayarak mevsim geçişlerinde doğal bir yalıtım sunar. Oysa günümüzün modern yapıları, tamamen yalıtılmış ve doğadan koparılmış birer fanusu andırıyor. Bu binalar, teknolojinin sunduğu tüm imkânlara rağmen insanın ruhunu doyurmaktan uzak, soğuk ve ruhsuz birer barınağa dönüşmüş durumda. Sizce de modern mimari, konforu artırırken huzuru elimizden almamış mıdır?
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Ebru sanatı, suyun üzerine serpilen boyaların oluşturduğu desenlerin kağıda aktarılmasıyla gerçekleştirilen kadim bir Türk-İslam sanatıdır. (II) Bu sanatta kullanılan boyalar, doğadaki toprak ve bitkilerden elde edilen pigmentlerin sığır ödüyle karıştırılmasıyla hazırlanır. (III) Kitre adı verilen maddeyle yoğunlaştırılan suyun kıvamı, boyaların yüzeyde kalmasını ve dağılmamasını sağlar. (IV) Modern sanat anlayışında dijital tekniklerin kullanımı, geleneksel el sanatlarına olan ilginin azalmasına neden olmuştur. (V) Desenlerin oluşumundan sonra teknenin üzerine serilen kağıt, tek bir hamleyle kaldırılarak su üzerindeki tüm emeği kendinde toplar.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "çekmek" sözcüğü "bir duruma, bir duyguya katlanmak, tahammül etmek" anlamında kullanılmıştır?
Sanat dünyasında "başarı" kavramı genellikle bitmiş, pürüzsüz ve eleştiriden muaf bir sonuçla özdeşleştirilir. Oysa gerçek bir yaratım süreci, her zaman içinde bir "başarısızlık" çekirdeği taşır. Sanatçı, zihnindeki soyut tasavvuru somut bir malzemeye aktarırken kaçınılmaz olarak bir kayba uğrar; dilin yetersizliği, fırçanın sınırlılığı veya sesin uçuculuğu karşısında yenik düşer. Ancak bu yenilgi, sanat eserini mekanik bir üretimden ayırıp ona insani bir ruh katan temel unsurdur. Mükemmellik arayışındaki mutlak başarı, çoğu zaman eserin nefes almasını engelleyen soğuk bir kalıba dönüşürken; sanatçının kendi sınırlarıyla çarpışmasından doğan o "kusurlu" sonuç, izleyiciyle kurulan en samimi bağın zeminini hazırlar. Dolayısıyla sanatı değerli kılan şey, ulaşılan kusursuz nokta değil, o noktaya ulaşma çabasındaki soylu başarısızlığın izleridir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Türkçede sözcükler, kullanıldıkları bağlama göre temel anlamlarından tamamen uzaklaşarak yeni ve soyut anlamlar kazanabilir. Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde "beslemek" sözcüğü "bir duyguyu gönlünde yaşatmak, zihinde barındırmak" anlamında kullanılmıştır?
Antroposen, insan faaliyetlerinin küresel ekosistem ve jeolojik yapı üzerindeki belirleyici etkisini vurgulayan bir terim olarak literatüre girmiştir. Geleneksel jeolojik devirlerden farklı olarak bu çağda, doğanın kendi döngülerinden ziyade beşerî müdahaleler ana şekillendirici güç hâline gelmiştir. Sanayi Devrimi ile başlayan fosil yakıt kullanımı, atmosferdeki karbon dengesini kalıcı olarak değiştirerek iklim krizinin temelini atmıştır. Bunun yanı sıra plastik atıkların okyanus tabanlarından en yüksek zirvelere kadar yayılması, gelecekteki fosil kayıtlarında "teknofosil" adı verilen yeni bir katman oluşturacaktır. Hızlı kentleşme ve madencilik faaliyetleri, yeryüzündeki tortu hareketlerini doğal nehirlerin taşıma kapasitesinden daha fazla etkilemeye başlamıştır. Biyoçeşitlilik kaybı ve türlerin yok oluş hızı, geçmişteki büyük kitlesel yok oluşlarla kıyaslanabilir düzeye ulaşarak ekolojik dengeyi sarsmıştır. Bilim insanları, bu dönemin resmî bir jeolojik devir olarak kabul edilmesi hususunda kronostratigrafik veriler üzerinde tartışmaya devam etmektedir. Sonuç olarak Antroposen kavramı, insanın sadece bir biyolojik tür değil, aynı zamanda küresel çapta bir jeofiziksel kuvvet olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu parçadan Antroposen kavramı ve etkileriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Cümlede ifade edilen bir yargının hangi gerekçeyle gerçekleştiğini bildiren, yükleme sorulan "Neden?" sorusuna cevap veren cümlelere "neden-sonuç" (sebep-sonuç) cümleleri denir.
Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde "neden-sonuç" ilişkisi söz konusudur?
Restorasyon çalışmaları, genellikle geçmişin mirasını geleceğe taşıma gayesiyle meşrulaştırılır. Ancak bu süreçte yapı, çoğu zaman belirli bir dönemin estetik idealine hapsedilerek o ana gelene dek üzerine eklemlenmiş tarihsel katmanlarından arındırılır. Bir yapının zaman içindeki yıpranmışlığı, aslında onun toplumsal bellekteki canlılığını ve yaşanmışlığını simgeler. Restorasyonun 'kusursuzlaştırma' çabası, yapının o güne dek biriktirdiği yaşanmışlık izlerini, yani gerçek tarihsel kimliğini silip süpürerek yerine steril bir dekor bırakma riskini taşır. Bu bağlamda, bir eseri ilk günkü haline döndürme tutkusu, aslında onun hafızasını yok sayan bir müdahaledir. Dolayısıyla koruma adı altında yapılan her müdahale, neyin hatırlandığı kadar neyin unutturulduğu sorusunu da beraberinde getirmelidir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Günümüzde pek çok girişimci, sadece yerel pazarın dinamiklerine odaklanıp küresel ölçekteki büyük değişimi gözden kaçırarak kendi küçük göletlerini okyanus zannetme yanılgısına düşmektedir.
Bu cümledeki altı çizili söz öbeğiyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Tarihî yapıların restorasyon sürecinde en kritik aşama, yapının özgün kimliğini koruyacak malzemelerin seçimidir. (II) Kullanılacak taşın, harcın ve ahşabın; yapının inşa edildiği dönemin teknik ve estetik özellikleriyle uyumlu olması gerekir. (III) Yanlış malzeme seçimi, sadece görsel bir uyumsuzluğa yol açmakla kalmaz, aynı zamanda yapının fiziksel ömrünü de kısaltır. (IV) Günümüzde modern inşaat projelerinde kullanılan yüksek dayanımlı betonarme sistemler, konut ihtiyacının hızla karşılanmasını sağlamaktadır. (V) Bu nedenle uzmanlar, restorasyon öncesinde laboratuvar ortamında malzeme analizleri yaparak en uygun bileşenleri belirlemeye çalışırlar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?