Türk çevre hukukunun temel dayanağını oluşturan anayasal hükümler ile 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun genel ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde; 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı' ve bu hakkın korunmasına dair getirilen 'ödev' düzenlemesinin kapsamı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- AÇevreyi geliştirmek ve çevre kirliliğini önlemek, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak münhasıran Devletin sorumluluk alanında tanımlanmış; vatandaşlara bu konuda herhangi bir anayasal ödev yüklenmemiştir.
- 1982 Anayasası, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını 'herkes' için bir talep hakkı olarak tanırken; çevreyi geliştirme ve koruma sorumluluğunu hem Devlet hem de vatandaşlar için ortak bir anayasal yükümlülük olarak belirlemiştir.Cevap
- C2872 sayılı Çevre Kanunu'ndaki 'kirleten öder' ilkesi, anayasal düzeyde düzenlenen çevre ödevinin yalnızca çevre kirliliğine bizzat sebep olan gerçek ve tüzel kişilere özgü bir mali yükümlülük olduğunu teyit eder.
- DVatandaşların çevreye ilişkin anayasal ödevi, yalnızca idarenin yürüttüğü çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerine görüş bildirerek katılım sağlamakla sınırlı bir usuli sorumluluktur.
- EAnayasa'da düzenlenen çevre hakkı, niteliği gereği bir 'negatif statü hakkı' (kişi hakkı) olup; devletin bu hakka yönelik tek ödevi, bireylerin mülkiyet ve teşebbüs hakları kapsamındaki çevresel tasarruflarına müdahale etmemektir.
Cevap
1982 Anayasası'nın 56. maddesi uyarınca çevre hakkı 'herkes'e tanınmış bir hak, çevreyi koruma ise 'Devlet ve vatandaşlar' için ortak bir ödevdir.
1982 Anayasası'nın 56. maddesi, çevre konusunu hem bir hak hem de bir ödev olarak kurgulamıştır. Maddede 'herkes' ifadesiyle hakkın kapsamı en geniş şekilde tutulurken, koruma ödevi ise kamu kudretini kullanan 'Devlet' ile birlikte 'vatandaşlar' arasında paylaştırılmıştır. Bu durum, çevre korumanın sadece idari bir faaliyet değil, kolektif bir toplumsal sorumluluk olduğunu gösterir.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
Anayasal Çevre Hakkı ve Paylaşılan Ödev İlkesi
Tahmini Süre:2m 0s