Siyasal sistemlerin istikrarı, egemen siyasal kültür ile toplumdaki çeşitli siyasal alt kültürler arasındaki etkileşimin niteliğine yakından bağlıdır. Bir ülkede anayasal kurumlar, vatandaşların siyasal karar alma süreçlerine aktif katılımını öngören 'katılımcı' (participant) siyasal kültür değerleri üzerine inşa edilmiştir. Ancak toplumun belirgin bir bölgesinde yoğunlaşan güçlü bir alt kültür, merkezi otoriteyi yalnızca kurallar koyan ve hizmet sunan bir aygıt olarak görmekte; siyasal sisteme yönelik yönelimleri sadece 'çıktılar' (yasa, güvenlik, altyapı) düzeyinde kalmaktadır. Bu alt kültür mensupları devletin koyduğu yasalara şeklen itaat etmekte, ancak anayasal mekanizmaları kendi geleneksel yapısına yabancı bularak siyasal girdilere (oy verme, sivil toplum faaliyetleri) katılmamakta ve sistemin temel değerlerini normatif olarak içselleştirmemektedir.
Almond ve Verba'nın siyasal kültür sınıflandırması ile meşruiyet kuramları temel alındığında, bu durumun siyasal sistem üzerindeki etkisiyle ilgili aşağıdaki analizlerden hangisi doğrudur?
- Söz konusu alt kültürün 'tabiiyetçi' yönelimleri ile sistemin 'katılımcı' beklentileri arasındaki uyuşmazlık, kurallara itaati sağlasa da yapısal meşruiyeti kırılgan hale getirerek parçalanmış bir siyasal kültür zemini yaratır.Cevap
- BAlt kültür mensupları sistemin çıktılarına ve yasal kurallarına itaat ettiği için, egemen kültürün meşruiyeti eksiksiz bir şekilde tesis edilmiş olur ve entegrasyon sorunu yaşanmaz.
- CSiyasal alt kültürler doğaları gereği daima egemen kültüre karşı yıkıcı bir çatışma içinde olduklarından, bu pasif tutum kısa sürede devleti hedef alan aktif bir sistem karşıtlığına dönüşecektir.
- DBu durum, karar alma süreçlerine yalnızca belirli grupların katıldığı ve büyük kitlelerin pasif kaldığı 'çoğulcu' (pluralist) demokrasi modelinin en ideal ve istikrarlı formunu yansıtmaktadır.
- EAlt kültürün anayasal mekanizmaları kullanmaması, siyasal apati sınırlarını aşarak doğrudan rejimi yıkmayı hedefleyen aktif bir siyasal yabancılaşma tablosu çizmektedir.