Bir siyasal sistemde, toplumun genelinde kabul gören ve siyasal iktidarın meşruiyet zeminini oluşturan egemen kültür ile belirli demografik, coğrafi veya sosyoekonomik grupların benimsediği alt kültürler arasında karmaşık bir etkileşim bulunur. Geleneksel olarak 'tabiiyetçi (subject)' siyasal kültürün egemen olduğu bir ülkede, hızlı ekonomik kalkınma ve eğitim seviyesindeki artışa paralel olarak kentli orta sınıflar arasında 'katılımcı (participant)' bir siyasal alt kültür hızla güçlenmeye başlamıştır. Bu yeni alt kültür, siyasal sistemden sadece çıktı (hizmet ve güvenlik) beklemekle kalmayıp, girdi (politika belirleme ve karar alma) süreçlerine de aktif etki etme talebinde bulunmaktadır. Ancak devletin kurumsal yapısı ve karar alma mekanizmaları, bu katılım taleplerini karşılayacak esneklikten yoksundur.
Siyasal alt kültürler ile egemen kültür arasındaki ilişkiler ve meşruiyet kavramı dikkate alındığında, bu ülkenin siyasal sistemi hakkında yapılabilecek en geçerli teorik saptama aşağıdakilerden hangisidir?
- Katılımcı alt kültürün yapısal kanallardan sisteme entegre edilememesi, egemen kültürün meşruiyet algısını zayıflatarak sistemde bir meşruiyet krizine ve istikrarsızlığa yol açar.Cevap
- BSiyasal kararlar anayasal ve yasal çerçeveye uygun olarak alındığı müddetçe, katılımcı alt kültürün değer yargılarındaki değişimin sistemin meşruiyeti üzerinde sarsıcı bir etkisi olmaz.
- CEgemen siyasal kültür yapısal olarak her zaman alt kültürlerden daha kapsayıcı olduğu için, katılımcı alt kültürün talepleri zamanla tabiiyetçi kültür içinde eriyerek sistemin istikrarını pekiştirir.
- DDemokratik sistemlerin tam istikrarı, ancak toplumdaki dar (parochial) ve tabiiyetçi (subject) tüm alt kültürlerin tasfiye edilerek mutlak ve homojen bir katılımcı egemen kültürün yaratılmasıyla mümkündür.
- EÇoğunlukçu demokrasi ilkesi gereği, kentli orta sınıfın azınlıkta kalan katılım talepleri, kırsal çoğunluğun tabiiyetçi tutumuyla otomatik olarak dengeleneceğinden meşruiyet daha da güçlenir.